15 Ağustos 2016 Pazartesi

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 6

6. bölümde rebetiko şarkılarının kayıtları hakkında tarihi bilgiler veriliyor. Petropoulos, kayıt şirketlerinin Atina'ya gelmesi ve Yunanistan dışında yapılan rebetiko kayıtlarından bahsettikten sonra rebetiko şarkılarının kökeni üzerinde varsayımlarda bulunuyor. Yazar Petropoulos hakkındaki tanıtıcı yazıya ve çevirinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerine linkleri tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Kısmen yeraltında dolaşımda olmasından ve fonograf ve gramofonun henüz olmamasından ötürü, görece ondokuzuncu yüzyıldan kalan çok az rebetiko şarkısı vardır. Gramofon kayıtlarının gelişi rebetiko şarkılarında patlamaya yol açtı. Fonograf, tekkelerin ve hapishanelerin gettolarındaki şarkıları ortaya çıkardı. Yirmibirinci yüzyılın erken döneminde, rebetikanın bestekarları ve mahalli güftekarların üretimi kesildi. İlk isim yapmış bestekarlar\güftekarlar kendi çevrelerinden gelmekteydi ve onlar rebetlerin geleneksel şarkılarına yeni biçimler verdiler (bir çok şarkı geniş kesimler tarafından bilinmiyordu). Sonrasında, kayıt etiketlerinde bu bahsi geçen bestekarların isimleri yazılmaya başlandı. Her nasılsa, daha sonra, rebetika zirvedeyken ve bestekarlar yeni şarkılar bestelerken, yeni bir döneme geçildi.

Bu dönem iki eğilimle tanımlanmaktaydı: bir tarafta, bestekarlar her şey, güftekarlar ise hiç bir şeydi (bestelerini bir ekmek parçasına satabiliyorlardu); diğer tarafta ise bestekarlar birbirleriyle acımasız bir savaşa girişmişlerdi. Bunun tek sonucu ise gramofon şirketlerinin karlarını artırması oldu. Sadece son yirmi yılda söz yazarları kayıt etiketlerine isimlerini yazdırmayı başarabildiler ve daha önemlisi yüzde elli telif hakkı alabildiler.

Giorgos Batis - 'İ Fonograficides' 

Gerçi sayıları beş haneli rakamları bulsa da, ne kadar rebetika şarkısı olduğu hakkında kesin bir fikre sahip değiliz. 1968’de rebetiko şarkıları antolojisini yayımladım. Sonra, 1979’da yaklaşık 1500 şarkı içeren ikinci büyük baskısını yayımladım. Ne yazık ki, şarkıların büyük bölümü hala yayımlanmadı.
Elias Petropoulos'un Rebetika Şarkıları kitabı
Yunan şarkılarını gösteren üç ana kayıt grubu vardır. Birincisi, 1897’den bu yana Birleşik Devletlerin çeşitli şehirlerinde yayınlanan Amerikan tipi kayıtlardı. İkinci olarak, yirminci yüzyılın erken döneminde rebetiko kayıtları esasen Londra ve Leipzig olmak üzere Avrupa’da da basılıyordu. 1930’dan önce, Londra ve Leipzig’de yayınlanan asıl kayıtlar, Atina’da daha ilkel koşullarda bulunabiliyordu. Daha sonra, yani bundan altmış sene önce, Atina’da ilk kayıt fabrikası kuruldu. Bu yüzden, Amerika, Avrupa ve Yunan kayıtları olmak üzere rebetiko şarkılarının farklı kayıtlarına sahibiz.
Banjo eşliğinde Amerika'da yapılmış erken dönem bir rebetiko kaydı

Son yıllarda, Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi’nden gelen yardım fonlarıyla, Amerikalı araştırmacılar, fonografın gelişinden bu yana Birleşik Devletler’de kaydedilen rebetiko şarkılarını derlemeye başladılar. Özellikle modern Yunan müziğiyle ilgili olan bu değerli kataloğun (hem birinci hem de ikinci basımlarının) hakkını vermeliyim. Doğal olarak, ilk Amerikan rebetiko kayıtları (1897’den 1906’ya) diskte değil silindirdeydi. Kısa zaman sonra (1912-14) Yunan şarkılarının Amerikan kayıtları doruk noktasına ulaştı. Bu Balkan Savaşları’nın doğrudan bir sonucuydu, zira Yunanistan ve ABD’deki Yunanlılar, kayıtları vatanseverlik duyguları kabararak alıyorlardı. Daha sonra, Avrupa stüdyolarının ticari karşı atağı başladı. BBC Yunan şarkılarının en iyi koleksiyonlarına sahip oldu. Ne yazık ki, 1967-70’deki Yunan direniş hareketi sırasında bu kayıtlar yağmalandı.
 4 CD ve kitapçığın olduğu, 1900-1940 yılları arasında Amerika'daki rebetiko kayıtlarının yer aldığı derleme
Sadece hala daha çözülmemiş olan rebetiko şarkılarının kökenleri üzerine spekülasyonda bulunabiliriz. Önerebileceğim en olası varsayım, ilk rebetiko şarkılarının mısralarının, halk türkülerinin nakaratları ve  kent müziğinin beyitlerinin (özellikle İzmir) biraraya gelmesiyle oluşabileceğidir. Kökenlerinin gizemi, beni hemen hemen hepsi son yirmi-otuz yıl içerisinde bu dünyadan çekip giden, son nesil rebetlerin hafızalarında kayıtlı olan eski orijinal rebetiko şarkılarını bulmaya itti. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının eski ve uzun süredir unutulmaya yüz tutmuş rebetika şarkıları murmurika tarzındaydı.Modern Yunan argosunda mourmouris (μουρμούρης) “rebetis” le eşanlamlı olarak kullanılıyordu. Türk kabadayılarının argosunda, kelimenin Yunancasının türediği, sessiz, tehditkar anlamlarına gelen, hemen hemen aynı kelime olan mırmırı buluruz. Mourmourika, en saf ve en güzel rebetiko şarkılarıdır.
Rebetikonun divalarından Rita Abacı Mourmourika şarkısını söylüyor.

devam edecek...

7 Ağustos 2016 Pazar

İkaria Adası: Yavaş Yaşa Geç Öl, Cesedin Buruşuk Olsun - 2. Bölüm

Önceki bölümde İkaria Adası hakkında genel bilgiler vermiştim, bu bölümde ise izlenimlerimi aktarayım.
Midilli'den İkaria Adası'na gitmek üzere vapura bindik. Sakız, Samos ve Fournos adalarına uğrayarak İkaria'nın Evdilos köyündeki limana vardık. Vapur Atina'ya gitttiğinden, belgelerini almış, Avrupa'ya doğru yola çıkan birçok mülteci de vapurdaydı.  


Sakız Adası
Samos Adası'ndaki mülteci kampı
Samos Adası
Fournos Adası
Varır varmaz değil, gecikmeyle de olsa arkadaşımız bizi karşıladı, biz de bu arada 20 dakikadır kahve içeceğiz diye bekliyorduk. Yani zamanla ilgili İkaria klişeleri bize hoşgeldiniz diyordu.
Evdilos köyü, İkaria
 Evdilos köyüne yakın Keramia'daki arkadaşımızın evine geçtik. Hoşbeşin ardından Akamatra köyünde bir tanıdığın kahvesine doğru yola çıktık. Arabadan inince baktım arabayı kitlemiyorlar. Onca enstrüman var, kitlesen ne olur, eline mi yapışır desem de kar etmedi, gevşek gevşek 'bişşe olmaz yaaa' cevabını aldım. Hakikaten de adada geçirdiğim on gün boyunca herhangi bir hırsızlık olayını ne gördüm ne işittim.

hususi plajlı ev
Gittiğimiz kahve, 3-4 masa ve 15-20 sandalyeden ibaret, bulaşıkları yığılmış bir öğrenci stüdyo dairesini andırıyordu. Çipurolar söylendi, atıştıracak meze yokmuş, mekan sahibi bakkaldan cips fıstık alayım dedi, zahmet etme diyerek çoktandır içtiği masasına geri oturttuk. Anladığım kadarıyla burayı zaten arkadaşlarıyla birlikte içip takılmak ve kendi içki parasını çıkarmak amacıyla açmış. Hakikaten lezzetli olan çipuroyla kıvama gelince, enstrümanlar çıktı, müzik başladı. Mekanın sahibinin o vakte kadar hissiyat belirtmeyen durgun yüzü, ağır dumanlar arasından görebildiğim kadarıyla resmen çiçek açtı, adam çocuk gibi gülmeye başladı. Ayılanı bayılanı derken sabahı ettik. Mekanda içecek bir şey de kalmayınca yolumuzu alalım dedik. Battal boy gözaltı torbalarıyla mekan sahibi de şakınlık göstermek istercesine kafasını yukarı doğrultarak daha nereye gidiyorsunuz dese de evimize yollandık.

bakkal-kahvehane
Bundan başka bir de güneydeki Manganitis köyünde, bakkal-kahvehane konseptli bir yere gittik. Gittiğimizde bakkal-kahvehane kapalıydı, tanıdıklar vasıtasıyla sahibinin evine gidildi, mekan açıldı. Meğer burası adada müzisyenleriyle meşhur bir köymüş. Biz başladık, onlar eşlik etti, sonrasında yine artık her yer aydınlanmışken ve biz bayılanları toplamaya çalışırken, keman eşliğinde dansları tüm coşkusuyla devam ediyordu. Şarabın su olup oluk oluk aktığı bir gece de nasıl olur da bu kadar coşkuyla devam edebiliyorlar, hayret ettim.
video

Yeri gelmişken İkaria adasındaki panayır geleneğinden kısaca bahsedeyim. Mayıs ve Ekim ayları arasında her köyün panayırı olur, adanın yerlileri ya da dışardan gelen bir çok insan sarmal oluşturarak dans ederler ve müzik sabaha kadar bitmez, hatta gündüz vakitlerine dek devam eder.
  
Hep bohemlik hep berduşluk nereye kadar, iliklerde dolaşan alkolü atabilmek için kendimizi doğa yürüyüşlerine ve deniz içinde bulunan kaplıcalara verdik. Buyurun İkaria'nın doğasına.

deniz içinde kaplıca





Yılbaşı gecesi ise Raches köyü tarafında bir eve davet edildik. Denizden uzakta bulunan Raches bölgesinde yine zamanla ilgili çok ilginç bir gelenek hala devam ediyor. O da hayatın gece yaşanması. Yani manavın, bakkalın, fırının, kasabın gece dükkanı açıp sabaha karşı kapatması demek istiyorum. Millet gündüz bağında bahçesinde, kendi işinde gücünde olduğundan, dükkanları gece açıyorlar. Diğer bir açıklama da, zamanında korsanlara belli olmamak için insanların gece vakti alışverişlerini hallettiği ve bunun bir gelenek olarak süregeldiğini öne sürüyor. Yılbaşının ertesi gecesi ise müzisyenler eşliğinde kalabalık köy halkı, köydeki diğer evleri teker teker ziyaret edip şarkılar söyledi. Ev sahipleri de kendi şaraplarından ve hazırladıkları ufak tefek mezelerden ikramlarda bulundu. Hava çok soğuk olduğundan sabaha karşı gardımız düştü, eve geri döndük. Kalanlardan duyduğumuz kadarıyla bırakın sabahı öğleni, akşama kadar ev gezmesi devam etmiş.

Adanın en turistik köyü Nas'dan da kısaca bahsedeyim. Yaz döneminde ipini koparanın geldiği Nas sahiline gittiğimizde in cin top oynuyordu. Sahilin hemen üzerinde bulunan Artemis tapınağına ait kalıntılar ziyaret edilebilir.
Nas
Pigi köyüne yakın bir yerde Theoktisti manastırına da mağara biçiminde üzeri kayayla örtülmüş Theoskepasti şapelini görmeye gittik.


Theoskepasti şapeli
İkarialılar hakikaten enteresan insanlar. Sanki modern dünyanın alışkanlıkları, düşünce biçimi, genel geçer kabul edilmiş kuralları hiç umurlarında değil. Ufak köyler ya da dağınık yerleşimler şeklinde yaşıyorlar, zaman algıları değişik, tarım ve hayvancılıkla geçinip, şarabın, dansın ve müziğin hastasılar. Tip olarak da enteresan adamlara rastladım. Rastalı ve sakallı birisini görüp, muhtemelen Atina'dan gelmiş burada zibidi zibidi takılıyodur diye düşündüğüm adam doğma büyüme İkarialı çıktı mesela. Sağolsun, elektriği dahi olmayan evinde, elinde ocağında ne varsa ikram etti. Kendi yaptığı şarabı, peyniri, yağı, meyvesi sebzesi yetmedi, sabah gitti dağdan ot topladı, keçi sağdı, krallar gibi ağırladı.




Adanın kuzeyinde bulunan Karavostamo köyü de sahili ve balıkçı kayıklarıyla görmeye değer. Doğusunda yer alan orman içerisinde, Aris ırmağının üzerinde değirmenler var. Bunlardan biri onarılmış ve sayfiye alanı gibi kullanılıyor. 

Karavostamo köyü
Değirmen, sayfiye alanı

Anlatılacak yerler, yaşanılan hikayeler bitmedi ama hem uzadıkça uzuyor hem de her şeyi blogda yazamıyoruz. Sağlık olsun.