16 Eylül 2010 Perşembe

Laubaliliği Sevmem, Ciddiyete Bayılırım: Anogia/Girit

Girit'in iç kesimlerindeki Anogia, Heraklion'a ve turistik sahil şeridine yaklaşık 30 km uzaklıkta olmasına karşın, turizmin pek de uğramadığı bir köy. Hayvancılıkla geçinen (3 bin nüfuslu köyde 80 binden fazla koyun olduğunu söylediler bana) köyde, geleneksel (son model pikapların ve plastik sandalyelerin dışında) ve durağan (elma yerken pikapıyla patinaj ceken köylüler hariç) hayatıyla, sahilin harala güresinden sonra bize ilaç gibi geldi.

Anogia, iki kez Türkler ve bir kez de Almanlar (Naziler) tarafından adada direnişin merkezi olduğu gerekçesiyle yakılmış. Tarihin bu ızdırabını (aslında gururunu) taşıyan eski ve yeni nesil Anogialılar pek güler yüzlü değiller. Müthiş misafirperverliklerinin yanında erkekler ellerinden düşmeyen tesbihleri ve ağır abi yürüyüşleriyle pozdan poza geçerken, siyah giyinen kadınlar son derece vakurlar.

1979 yılında Zülfü Livaneli'nin köyde verdiği konseri kimse unutmamış, sanırım o zamandan bu yana köye gelen ilk Türkler de bizdik ("neredensin?" sorusuna kimseyi inandıramadık bir türlü).

Köyde kaldığım üç gün boyunca kuşkusuz en güzel gece, köy meydanındaki şatafatlı düğündü. Köyün ilk belediye başkanının büstünün dibinde, onunla aynı soyadı taşıyan onlarca kişiyle birlikte otururken, kesilen 200 kadar koyun servis ediliyor. Masada, kafamdaki zeytinyağlı, çeşit çeşit otlu Girit mutfağı klişesinden eser yok.

Menü:
  • Ev yapımı Girit rakısı
  • Ev yapımı şarap
  • Kokoreç, Böbrek, Yürek (soğuk meze)
  • Kuzu haşlama (salçalı, ara sıcak)
  • Etli Pilav
  • Kuzu kaburga (ana yemek)
  • Koyun yoğurdu
  • Karpuz

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder