28 Ekim 2010 Perşembe

İstanbul Lüfere Hasret! Levrek İse Çiftlikten


Geçenlerde Karaköy balık pazarına gittim. Niyetim palamut almaktı. Çünkü bir hafta önce fırında palamut yapmıştım ve çok memnun kalmıştım. Normalde palamutu çok sevmem ama şu aralar tam mevsimi olduğundan, sebzelerle beraber fırınlandığında tadı harika oluyor. Baktım ki bu sefer levrek çok ucuz, 2 tanesine 5 tl verip aynı yemeğin levrekli versiyonunu yaptım. Sonuç yine harikaydı.

levreği 13'e indirdik
Ertesi gün Perulu arkadaşım Louis'le telefonda konuştuğumda haftasonu yapacağı parti yemeği (parti lafı biraz abartı oldu) için beyaz renkli balık istediğini söyledi ve beraber balık pazarına gitmeyi önerdi. İngilizcesi "sea bass" olan balıkla, salatamsı "ceviche" isimli bir yemek yapıyormuş. "Sea bass"ın anlamının levrek olduğunu öğrendiğimde keyfim geldi. Önceki gün aldığım levreğin resimlerini gösterdim. Ayrıca Louis, dil kursunda öğretmen olarak işe başlayacağından, iş için kıyafet de bakacaktı. Böylece ilk başta Eminönü'ne yöneldik. Sokak satıcılarından ucuza pantolon, gömlek ve kravat (toplam 45 tl) aldık.

işporta işi gömlek-pantolon ararken
Ardından doğru Karaköy balık pazarına. Louis, 4 adet iri levreğin (deniz dediler ama çiftlik olduğu besbelli) derisini yüzdürüp, kılçıklarını ayıklattıktan sonra küp şeklinde doğrattı. Louis balıkları doğratırken ben de pazarı turladım. Farkettim ki bu aralar nesli tükenmek üzere olan Lüfer pazara hiç uğramıyor. Onun yerine satılan küçük boylu çinekop ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın getirdiği 14 cm'den büyük olma kriterine dikkat edilmeksizin avlanıyor. Çoğu 8-10 cm boyunda (balıkçı dilinde bu boydaki çinekopa defne yaprağı deniyor). Balıklar daha çinekop bile olmadan avlandığından, kofana ve lüfer bulmak mümkün değil (tek tük olsa bile 30 tl gibi fahiş fiyatlara satılıyor).

Louis balıkçıya işin inceliklerini öğretiyor
Neyse konumuza dönelim. Balıkları küp şeklinde doğrattıktan sonra, doğru manava diğer malzemeleri almaya gittik. Yemek için "lime" gerekiyormuş. Louis'i Türkiye'de lime denen şeyin acaip pahalı olduğuna (kilosu 20 tl) inandıramadım. "Gel onun yerine limon kullanalım" lafımı dinlemedi ve ısrarla lime istedi. Lime meselesini hallettikten sonra sıra kişniş sorunsalına geldi. Kişnişin ikamesi maydanozu da önermem pek para etmedi ama 3. ve son sorunsalımız olan "habanero biberi" Türkiye'de bulunmadığından (en azından Carrefour'larda yok) ucuz acı biberle kendisini kandırabilmeyi başardım (allahtan özel bir soğan istemedi).


Akşam evine uğradığımda "ceviche" çoktan hazırlanmıştı. Louis benim yerime yemeğin fotolarını bile çekmişti ama yemek(ler) partici-yiyici tayfa tarafından çoktan talan edilmişti. Ayrıca Louis'in İspanyol arkadaşı da çeşit çeşit tapaslar yapmış, o konuya hiç girmiyorum bile. Tadının çok güzel olduğunu işittim.

derisi soyulup küp şeklinde doğranmış hali
Ceviche tarifine gelince:
Levreği pişirmeden diğer yeşilliklerle (kişnik, biber türleri, soğan) beraber salata gibi karıştırıyor, üstüne de lime suyu döküyormuşuz (ama zeytin yağı dökmüyormuşuz, olmaz olsun yağsız salata). Bana pek matah birşey gibi gelmedi ama belki de yiyemediğimden böyle düşünmüş olabilirim.

ceviche
NOT: "İstanbul lüfere hasret kalmasın" kampanyasına:
adresinden destek verebilirsiniz.

3 yorum :

  1. balığı pişirmiş mi, yoksa lime ve biberlerle mi pişmiş? eğer pişirmemişse ilginç olabilir

    YanıtlaSil
  2. pişirmemiş.lime ile pişirmiş. çok güzel olduğunu söylüyorlar. ama söyleyen kişi umut olunca 2 kez düşünmek lazım

    YanıtlaSil
  3. limon suyu gibi asili sıvılarla balık eti ateşe konmadan bile pişmiş hale geliyor

    4-5 adet sardalye veya hamsiyi içini temizleyip küçük bir tabağın içine koyun.üzerine yarım limonu sıkıp buzdolabının orta kısmında bir iki gün bekletip yiyin,pişmiş balıktan pek bir farkının olmadığını göreceksiniz

    son söz olarak eski ve kıdemli meze erbabı limon suyuna balık işini iyibilirle

    YanıtlaSil