10 Kasım 2010 Çarşamba

Art Homes...Tarlabaşı Evleri

Bassia'nın bir çalışması

Dün bildirdiğimiz "art homes" sergisinden Tarlabaşı'nda bulunan evleri tanıtalım dedik. Öncelikle birkaç ev hariç tüm evlerdeki Türkiyeli sanatçılar yerinde yoktu. Serginin başında bekleme görevlerini diğer yabancı partnerlerine "kilitlemişler".


Mağdur partnerler ise hiç bir olumsuz fikire kapılmadan sabahtan akşama kadar evde bekleyip gelen misafirlere Türkler'in eseri de dahil evdeki eserleri bir bir anlatıyordu. Ayrıca yine çoğu evde Türkiyeli sanatçılarla yabancı sanatçılar arasındaki kulvar farkı bariz hissediliyordu (Orhun ve Hera'yı bu kategori dışında tutabiliriz). Türkiye'de hala emek harcamadan oraya buraya çer çöp serpiştirerek sanat icra ettiğini zanneden sanatçılar çoğunlukta.

bu makina direkt tablete baskı yapıyor

Zaten iyisini de yapanın (belki de haklı olarak) egosu tavanlarda dolaşıyor. Bassia Baumann-İrem Tok'un evine girdiğimizde ağır bir yemek kokusuyla karşılandık. Bassia şaraplı zencefil kızartması yapıyordu ve yemek en ağır Asya yemeğinden bile ağır kokuyordu. Rahat nefes alabilmek için balkona kaçtığımızda muhteşem Haliç manzarasıyla karşılaştık. Bassia yemek meselesini hallettikten sonra evde olmayan İrem'in ve kendi eserlerini en ince ayrıntısıyla anlattı. Çok eski model Alman fotoğraf makinasıyla çektiği resimleri ve fotoğraf makinasının işleyişini bile bizlere adım adım gösterdi.

2. ev Matthias

2. ev Matthias ve Hera'nın (bloğuna buradan ulaşabilirsiniz) bir İtalyan gazeteciden devraldıkları şahane dekore edilmiş evdi. Matthias'ın duvardan koridora fışkıran çalışması ile Hera'nın iki ayağı yerde iki ayağı havada, göçebeliği temsil eden çalışmaları evin orta noktasında birleştirilmişti. Projenin "evlerdeki yaşanmışlığın üzerine sanat inşa etme" fikriyle en çok örtüşen ev buydu diyebilirim.

2. ev Hera

Belki de en bütünsel çalışmayı yapan Motoko ile Erkin, bir apartmanın iki katındaki duvara, birinci kattan ikinci kata devam eden bütün bir resim projesine girişmişler. Fakat malesef Türk sanatçının eserini tamamlayamaması yüzünden yarım kalmış halini görebildik.

Motoko resminin önünde

Patricija'nın enfes çalışması

Projenin en güzel ve emek gerektiren çalışması ise Patricija'nın çalışmasıydı. Küp şekerlerden duvara işlediği İstanbul slüeti o kadar güzel gözüküyordu ki, evin sahibi olan mimar arkadaş "böceklenmeyeceğini bilsem sökmeyeceğim" gibilerinden cümleler telaffuz etti.

sergi için hazırlanmış menü


Daha sonra aklımıza gelen, suyla ıslandığı zaman şekerin erimesi mevzusu ise hayallerimizi suya düşürdü. Türk sanatçı yine ortalıklarda yoktu ve sergi için her güne bir sakatat yemeği(masada sergilenecekmiş ve dileyen olursa yiyebilecekmiş) yapacağını söylemesine rağmen ortalıkta yemek de yoktu.Son evde ise Orhun ve Paraguaylı Patricia'nın (Bu Patrişa başka Patrişa karıştırmayın!) sunumları vardı. Evet bu sefer Türk sanatçımız evdeydi son derece güzel bir çalışma olan "Golem"i bize anlattı. Patricia'nın video destekli pasta (Paraguay pastasıymış) gösterisinin en güzel tarafı pastanın yenilebilir olmasıydı (yediğim en güzel ve en hafif pastalardandı). Patricia sergi boyunca 3 farklı pasta yapacakmış duyurulur. Projenin genel merkezi olan Beyoğlu Belediye Binası çalışanlarının projeden bihaber oluşu, medya desteğinin hemen hemen hiç olmaması ve çeşitli sponsorluk sıkıntıları yüzünden katılım beklenenden az düzeydeydi. Umarım Türkiyeli sanatçılar Münih'te aynı sıkıntılarla karşılaşmazlar.

son ev, golem ve pasta

1 yorum :

  1. iyimser bir yorumla muhtemelen türk sanatçıların "para" kazanmak için başka işleri var ve gün içinde orada olamıyorlar. yabancılar ise zaten bunun için orada. tarlabaşı nın son günleri...

    YanıtlaSil