30 Aralık 2010 Perşembe

İstanbul Hamam Rehberi 5: Beyoğlu Hamamları


Hamam turumuza Beyoğlu hamamlarıyla devam ediyoruz. İlk hamamımız Galatasaray Hamamı'nın 100 metre ilerisinde bulunan Çukurcuma semtindeki Ağa Hamamı.  Burası Beyoğlu'nun en çok tutulan hamamlarından. Hamam, sizi giriş kısmında güzel fıskiyeli bir havuzla karşılıyor.


Ağa Hamamı İçeriden

Ağa Hamamı
Ama hamamın en büyük özelliği bu değildi. Zamanında burası İstanbul'un 24 saat açık bulunan yegane hamamıydı. Eskiden beri eğlence mekanı olan Beyoğlu'nda gecelemek isteyenler, evine gidemeyenler veya gitmek istemeyen çapkınlar (ünlüler de dahil) ve hatta sarhoşlar bu hamama gelip uyurlarmış. Fakat artık maalesef  bu gelenek devam etmiyor. Ayrıca son dönemlerde çok popüler olan "hamamda kına gecesi" eğlencesinin de Galatasaray Hamamı'yla birlikte en çok tercih edilen hamamıdır. 2014 güncel fiyatlar: Giriş 40 tl, Kese ve masaj 5'er tl'dir. Yağ masajı ise 35 tl.

Ağa Hamamı

Yıllar sonra gelen edit: Bu hamamın şu sıralar unisex hamam olarak da hizmet veriyor. Ama sadece yabancılara. Yönetici Hüseyin bey ilk bir sene yerlileri de karışık aldıklarını fakat  bir takım sorunlardan dolayı bu yabancı kuralını getirdiklerini belirtiyorlar. Tabii yerli bayan müşteriler için böyle bir kural geçerli değil. Bayanların masajı farklı bir bölümde, bayan masör tarafından yapılıyor.

Yıllar sonra gelen ikinci edit: Yönetici Hüseyin beyin belirttiğine göre hamam yaklaşık 4 yıldır sabah 10, gece 22 arası hizmet veriyor. Yani İstanbul'da otellerin dışında 24 saat açık hamam maalesef bulunmuyor.

Firuzağa Hamamı duvarı

Bir diğer hamam ise Çukurcuma Caddesi'nin en dibinde bulunan Firuzağa Hamamı. Tek hamam olarak (sadece erkek hamamı) yapılan Firuazağa hamamı, şu anda kuşluk hamamı olarak kadın ve erkeklere aynı mekanda ama ayrı saatlerde hizmet veriyor (kadınlar 10-17, erkekler 17-24 arası). Yurtdışı sitelerinde "eşcinsellere tolerans gösteren hamamlar" grubunda sınıflandırılan (buradan okuyabilirsiniz) bu hamamın giriş ücreti 35 tl.(rakamlar 2011 fiyatlarıdır)

Firuzağa Hamamı
Bir diğer hamamımız Beyoğlu'nun en havalı hamamı olan Galatasaray Hamamı'dır. Yörenin tartışmasız en büyük ve en temiz hamamı olmasına rağmen fiyatları aşırı pahalıdır (2011 fiyatları:giriş 26 euro, kese dahil 35 euro, kese-masaj 38 euro). 1965'de geçirdiği restorasyon sonrası tarihi dokusunu büyük ölçüde yitirmiştir. Paragöz çalışanları yüzünden orta sınıf hamam severler arasında pek sevilmeyen bir yerdir. Yine de Beyoğlu'na eğlenmeye gelen ünlülerin (mesela John Travolta yakın bir tarihte gelmişti) ilk tercih ettiği hamam burasıdır.

Galatasaray Hamamı
Dolapdere'de ise pazar günü kurulan pazar yolunda Anayasa (Hürriyet) Hamamı bulunmakta. Hamam 2. meşrutiyetin ilanından hemen sonra yapıldığı için için bu ismi almış. İstanbul'daki son Ermeni hamamlarından olan bu yapının kapısında üç dilde (Osmanlıca, Ermenice ve Rumca) Anayasa Hamamı ifadeleri bulunmaktadır.

Zürafa Sokak'ın başında bulunan hamam

Ayrıca artan homofobik baskılar yüzünden kapanmak zorunda kalan İstanbul'un son eşcinsel hamamı Çukurcuma (otel yapılmak üzere kapatıldı), Zürafa Sokak girişinde bulunan halk arasında kullanılan ismiyle Genelev Hamamı, Tophane'nin karşısında bulunan İstanbul'un en büyük hamamlarından şu sıralar restore edilen Mimar Sinan yapısı Kılıç Ali Paşa Hamamı ve daha önce bloğumuzda bahsettiğimiz Kasımpaşa Büyük Hamam (buradan ulaşabilirsiniz) Beyoğlu'ndaki diğer dikkat çeken hamamlardır.

K.A.Paşa hamamı önündeki sokak
Kılıç Ali Paşa Hamamı içeriden
Yıllar sonra gelen edit: Kılıç Ali Paşa hamamı tıpkı Ayasofya hamamı gibi restore edilip hizmete sokulmuştur. Fakat fahiş fiyatları yüzünden sadece turisitler için cazip durumdadır (2014 fiyatları: giriş 100 tl, 50 dakikalık full vücut masajı 140 tl, kısa masaj 80 tl)

Not: Bol eğlenceli ve yemekli hamam turumuza katılmak isterseniz bizlere bu linkten ulaşabilirsiniz

https://www.vayable.com/experiences/11492-hammam-experience

Restorasyon halindeki Kılıçalipaşa Hamamı



28 Aralık 2010 Salı

Porto Şarabı

Geçen haziran ayında Portekiz'e gidene kadar Porto şarabı hakkında bir bilgim yoktu. Porto şehrinde yapılan, güzel bir şaraptan fazlası aklıma gelmemişti. Ancak Porto şarabının aslında şarap olmadığını öğrendiğim zaman ilk şaşkınlığı yaşadım.

Portolu dostum Ivo'nun anlattığı öyküye göre, Porto şarabının ortaya çıkması, yüzyıllardır bir gelenek şeklinde devam eden İngiltere-Portekiz ticaret ilişkilerine dayanmaktadır. Douro nehri boyunca uzanan üzüm bağlarından elde edilen şarabın başlıca müşterisi olan İngilizler'in en büyük sorunu alınan şarapların İngiltere'ye taşınırken uzun yolculuk ve dalgalı denizin etkisiyle bozulmasıydı. Bu nedenle İngilizler şaraba brendi karıştırarak ömrünü uzatmak istediler ve sonuçta yüksek alkollü Porto şarabının ilk versiyonunu elde ettiler (bugün hala bu şarabın en büyük alıcısı İngilizler'dir).

Günümüzde brendi yerine, şarabın fermantosyonunu durdurmak, şarabı tatlandırmak ve alkol oranını arttırmak icin aguardente (%30-60 arası alkollü bir içeçek, en bilineni Cachaçha'dır) kullanılır. Porto şarapları çoğunlukla kırmızı, tatlı ve sek şaraplardır. Beyaz Porto şarabı da bulmak mümkündür.

Porto şarabı, özünde şarap olmamasından dolayı, asla yemekle birlikte tüketilmez. Tatlı ve yoğun tadı nedeniyle yemekten önce ve yemekten sonra, mümkünse peynirle tüketilir. Yoğun alkollü olması nedeniyle yavaş ve dikkatli içilmelidir (ilk içtiğinizde tadının güzelliği nedeniyle sarhoş olduğunuzu anlamayabilirsiniz bile). Diğer şarapların aksine açıldıktan sonra bir süre (1-2 haftayı geçirmemek lazım gene de) saklanabilir.

Fiyat aralığı çok geniştir. Porto'da sadece bu şarabı satan dükkanlarda 1 Euro'dan başlayarak Porto şarabı almak mümkündür. Yolunuz Porto'ya düşerse yapılacak en iyi şey, bu dükkanlardaki tatlı bıyıklı amcalara bütçenizi söylemek ve onların sizin için en iyisini seçmesini beklemektir (Vintage türü, yıllanmış Porto şaraplarının fiyatları 30-40 Euro'dan başlamaktadır). Porto şarabının üretim aşamalarını izlemek ve yüzlerce yıllık mahzenleri görmek (Chianti ve Tokay'dan sonra Douro vadisi, dünyanın 3. en eski şarap üretim merkezidir ve 1776'dan beri koruma altındadır) Porto'da yapılacak en eğlenceli iştir.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Finlandiya Noel Mutfağı

smörgåsbord

İskandinav ülkelerinde Aralık ayı sonlarında havanın iyice soğuk, karlı ve karanlık olmasından mıdır bilinmez ama, Noel diğer Avrupa ülkelerine nazaran çok daha hareketli geçer. Finlandiya, tam anlamıyla (Noel Baba'nın evinin Finlandiya'nın kuzeyindeki Lapland bölgesinde olduğu söylenegelmiştir) bir Noel ülkesidir. Noel'in yaklaştığı yalnızca artan alışverişlerle, her meydana ve her kamu binasına kurulan dev çam ağaçları ve ışıklandırmalarla değil, aynı zamanda sadece Noel için kurulan çok sayıdaki pazarla da kendini gösterir.

Somon, havyar, şanslıysanız ren geyiği, arpa ekmeği, deniz ürünleri, tartlar, orman meyvelerinden yapılmış reçeller ve çerezler ile çeşitli soğuk mezelerin votka ile servis edildiği "smörgåsbord" (İsveç menşelidir) adı verilen açık büfeleri Helsinki'nin hemen her yerinde görmek mümkündür (tabi paraya kıymak gerekiyor). Bunun dışında, Noel zamanı süpermarketlerde ürün çeşitliği de gözle görülür bir şekilde artar. Noel'e özgü bazı özel yiyecekler şunlardır:

Zencefilli Kurabiye: Ağırlıklı olarak tarçınlı, zencefilli ve bol şekerlidir. Kahverengi renkli özel hamuru marketlerden temin edilebilir. Fırında hafif kızartılması ve üzerine çeşitli renklerde tatlı sosların ilave edilmesi de bir gelenektir.

Noel Birası: Finlandiya'da çok sayıda bira üreticisi, Noel zamanına özel zencefil aromalı biraları, özel şişelerinden satışa sunmaktadır. Birarada aromayı çok fazla sevmeyen biri olarak bence sadece şişesi için bile satın alınabilir.

Noel Çikolatası: Finlandiya'nın en büyük çikolata üreticisi Karl Fazer'in noel çikolataları gerçekten bir harikadır. Zencefilli kurabiye parçacıkları ve ağırlıklı olarak ahududu ve diğer yaban meyvelerinin karışımından yapılan bol sütlü çikolata enfestir.


Glögi: Daha önce Glögi için ayrı bir yazı yazmıştık. Noel zamanında bu sıcak şarap türünün çeşitliliği artar ve pazar yerlerinde ev yapımı Glögiler'i temin etmek kolaydır. Yılın diğer aylarında zor bulunan kuş üzümü aromalı Glögi, Noel için özel üretilir.

Noel Lapası: Lapanın bizdeki negatif anlamından hareketle şu ana kadar denemediğim bir gelenek (bu Noel için aldım, akşama yapacağım). Noel'e özgü bir Fin geleneği olan lapa genelde patates ve pirinçten yapılır.

Kurabiye Ev: İlk gördüğümde çocuklar için nefis bir hediye diye düşünmüştüm. Ancak İskandinavya'da Noel yemeğinde kurabiyeden ev yapmak ve onu çeşitli şekerlemelerle süslemek yetişkinlerin de sık yaptığı bir iştir. Ana maddesi zencefilli kurabiye olan evin (bizde zamanında gazetelerin verdiği karton evler gibi) parçaları hazır olarak da satılmaktadır.

24 Aralık 2010 Cuma

Malt Viskilere Giriş

zengin masası

Bloğumuzun ilk yazısı bir viski kitabı ile ilgiliydi. Daha sonraları bu kitap başucu eserimiz oldu ve yurtdışından gelen arkadaşlarımıza bu kitap rehberliğinde sipariş verdik. Yazarın uzmanlık alanının İskoç malt viskiler olması vesilesiyle de siparişlerimiz bu tür visklerde yoğunlaştı. Bu sebeple daha önceleri Chivas Regal'i içerken J&B ye yaptığımız muameleyi, şimdi Glenfiddich içerken Chivas'a yapar olduk (iyi mi oldu kötü mü bilemiyorum?). Peki malt viski nedir? % 100 malt arpadan yapılır, bir kez damıtılmış viskiler diğerlerinden ayrılırlar. Yani diğer viskilerin aksine aynı cins tahıldan yapılan viskilere malt viski denilir. Diğer viskiler gibi buz konularak içilmez. Kokusu açığa çıkması için bir tatlı kaşığı ılık suyu viskiye serpiştirmeniz yeterlidir. Kokuları çok güçlü olduğundan konyak bardağında içilmeleri tavsiye edilir. Malt viski üretimi İskoçya'da 5 bölgeye ayrılır. Island, Speyside, Islay, Lowland ve Campbeltown. Her yörenin kendine ait belirgin özellikleri vardır (rengi, kokusu ve tadı).

5 bölgenin haritası

Speyside: Glenfiddich, Glenlivet, Macallan gibi önemli viski firmalarını barındırır. Kendi içinde de değişiklik gösterir. Glenfiddich'de hafif, taze, tatlımsı armut çağrışımlı bir koku varken, Macallan'dan ise daha baharatlı ve odunsu bir koku gelir.

Island: En önemli markası Talisker'dir. İlk göze çarpan dumansı kokusu ve baharatlı ve kalıcı tadıdır.

Islay: Ardberg ve Laphroaig en önemli markalarıdır. Küçük fıçılarda üretilenlerde yoğun fıçı-ağaçsı kokularla birlikte, fıçıların içinin yanık olması sayesinde is kokusuna da sık rastlanır. Laphroaigler'de is ve deniz tadı yoğunken, Ardbergler'de çikolata ve karamel tadı hissedilir. İkisi de kıyıya çok yakın üretildiğinden deniz iyotu kokusu hemen hissedilir.


Campbeltown: İskoç Hükümeti tarafından 5 büyük viski bölgesinden biri olarak koruma altına alınmış olmasına rağmen birçok viski firmasının batmasıyla tanınmış viski bölgeleri statüsünü kaybetmiştir. Springback ve Glen Scotia en meşhurlarıdır.

Lowland: Burası da tıpkı Campbeltown gibi geçmişini arayan bir viski bölgesidir. Şu sıralar sadece 3 tane viski üreticisi ayakta kalmayı başarabilmiştir. Ortak özellikleri taze ve hafif tatlar barındırmasıdır. Alt "notalarda" limon ve kesilmiş ot tadı bulunur. En meşhuru Glenkinchie'dir.

3
Tat haritası

Yeni başlayanlara tavsiyem, eğer yurtdışından 3 şişe viski getirebilecek, güvenilir (her yiğidin harcı değildir 3 şişe viski getirmek, lojistik zeka gerektirir) arkadaşınız varsa ve en önemlisi 3 şişe viski parasını karşılayacak bütçeniz varsa (yaklaşık 250 tl), 3 popüler viski bölgesinin (Island, Islay ve Speyside) en gözde viskileri olan, sırasıyla Glenfiddich, Talisker ve Laphroaig'den 1 er litre sipariş vermeniz. Bunlardan hangisi damağınıza en uygunsa (malesef bana hepsi de uygun gibi geldi) o bölgenin önemli viskilerini teker teker deneyerek aradığınız viskiyi bulabilirsiniz.

21 Aralık 2010 Salı

İstanbul Hamam Rehberi 4: Kocamustafapaşa Hamamları

Kocamustafapaşa Hamamı

İşte ağız tadıyla hamam sohbetinin yapılabileceği tek semt. İstanbul'da turistikleşmeden hamam ruhunun korunduğu son bölge Kocamustafapaşa. Semtte neredeyse adımbaşı bir hamam görebilirsiniz. Üstelik temiz ve ucuz. İlk hamamımız hemen Sümbül Efendi türbesinin bitişiğinde bulunan Kocamustafapaşa Hamamı. Hamamın sıcaklık bölümünde 4 adet halvet bulunur (küçük odacık). Bunlardan birinde ermiş Sümbül Efendi'nin yıkandığına inanılır. Bir diğeri ise sauna olarak kullanılmaktadır. Hamama giriş 7-10 tl arasındadır. Fiyat performans açısından İstanbul'un en verimli hamamıdır. Hamam keyfi sonrası limonlu soda keyfi tavsiye edilir. İçecek de hamam kadar ucuzdur. Korkmadan gidilebilir.

kurna

İkinci hamamımız Küçük Hamam. Kocamustafapaşa'dan Şehremini'ye giderken sağda bulunan bu hamam 1543 yılında yapılmıştır. Adı gibi küçük olan hamamın en büyük özelliği sıcaklığının yüksek olması ve temizliğidir. Fiyatı Kocamustafapaşa Hamamı'nda biraz daha yüksek olsa da (10-12 tl civarı) kalabalık sevmeyenler için tavsiye edilebilir bir hamamdır. 



Üçüncü hamamımız Davutpaşa İskelesi Hamamı'dır. Küçük Hamam kadar temiz olmasa da burası da tenha bir hamamdır. Samatya Caddesi'nde bulunan bu hamam çok az hamamda görülebilecek şekilde iki göbektaşlıdır.

kadınlar hamamı tasviri

Bir diğer hamamımız Cerrahpaşa'da bulunan Bostan Hamamı'dır. Bu hamamla ilgili birçok efsane mevcuttur. Hamamın hemen yanıbaşında bu hamamda çalışırken Fatih Sultan Mehmet'i yıkadığı düşünülen "Tellak Dede" türbesi bulunur. Kadınlar kısmında bulunan "şeftali kurnası" denilen dar halvette vücudunu yabancılara göstermek istemeyen genç kızlar yıkanırmış. Eski dönemlerdeki bir rivayete göre Kanuni ile Hürrem Sultan'ın kızları Mihrimah Sultan, doğuştan tek göğüslü doğduğu için sürekli yalnız yıkanmak istermış. Bir diğer inanış ise halk arasında tebdil-i kıyafet gezen 2. Selim, erkekler kısımındaki bir halvette kendisini yıkayan tellağın başını vurdurup bu halveti kapattırmış. Olaydan sonra 1940'lara kadar güzel bir demir parmaklıkla çevrili kalmış ve bu bölüme müşteri alınmamış. (Orhan Yılmazkaya'nın Türk Hamamı kitabından alınmıştır)


Bunun dışında yine bu yörede Hacı Kadın ve Hacı Evhadüddin gibi birçok hamam bulunmaktadır.

Not: Bol yemekli ve eğlenceli hamam turumuza katılmak isterseniz bizlere bu linkten ulaşabilirsiniz.

19 Aralık 2010 Pazar

Dörtgözle Beklediğimiz Filmler

2011 yılında heyecanla beklediğimiz ilk film Tree Of Life. Filmin yönetmenliğini Days Of Heaven ve The Thin Red Line filmlerini de çeken Terrence Malick yapıyor. Başrollerde ise Seann Penn ve Brad Pitt var. ABD'de vizyon tarihi 27 Mayıs 2011 olarak açıklanan film, 1950'lerde geçiyor ve büyüdükçe masumiyetin kaybolduğuna tanık olan çocuklar üzerinden hayatın ve varoluşun hikayesini anlatıyor. Fragmanından edindiğimiz intibaya göre yine İnce Kırmızı Hat-vari şairane bir film gelmek üzere. Beni tek geren konu fragmanında Pitt ile Penn'i hiç bir arada görmememiz. Yoksa Godfather 2'de Pacino, De Niro sorunsalı gibi mi olacak?


Big Lebowski'den sonra hep bir araya gelmeleri için dua ettiğimiz Jeff Bridges ve Coen biraderler bu filmle tekrar buluşuyorlar. Üstelik bir western filminde. Yan rollerde ise Josh Brolin (No Country For Old Men) ve Matt Damon'ın olması heyecanımızı bir kat daha arttırıyor. Filmin fragmanındaki havasından yola çıkarak ortaya No Country For Old Men ve Oh Brother Where Art Thou?! karışımı bir film çıkabilir. Coenler'in spesiyal görüntü yönetmeni usta olduğu konuya yani "çöl sarısı renk tonlarına" bu filmle geri dönmüş.


1873 yılında bir uzay gemisi Arizona topraklarına iniyor. Kovboylarla uzaylılar karşı karşıya. Yıllar sonra bilim kurguda oynayan Harrison Ford, Iron Man'ın eğlenceli yönetmeni John Favreu'yla buluşuyor. Filmin "Iron Man 1" kadar eğlenceli olması bizim için kafi. Daha önce bilim-kurguyla westernin flörtünü Wild Wild West filminde görmüştük ve hayal kırıklığına uğramıştık. Ama filmin komedi olmaması ve Harrison Ford'un bilim kurgudaki başarısı kötü düşünmemizi engelliyor.


Yıl 1979. Nevada'da "Area 51" adıyla anılan gizli bir askeri bölgeden Ohio'ya çok özel bir kargo taşınmaktadır. Bu kargoyu taşıyan yük trenine intihar saldırısı gerçekleştirilir ve tren raydan çıkar. Ancak tren kazası, bu özel kargonun serbest kalmasına neden olur. Dünya bunun sonuçlarını yaşayacaktır. Lost'un ve son zamanların en iyi bilim-kurgularından yeni Star Trek'in yaratıcısı J.J. Abrams'ın son filmi. Fragmandan da anlaşılacağı gibi bu filmde de Lost-vari gizem mevcut. Sorun burada gizemi çözmek için sadece 2 saatinin olması. Bakalım J.J. Abrams 2 saatte bu işin altından kalkabilecek mi?


Bir de bizi hayal kırıklığına uğratacağını düşündüğümüz filmler var. İlki 300 filmiyle bize şahane bir fragman izleten Zack Synder'ın yeni fragman başyapıtı Sucker Punch (fragmanını buradan izleyebilirsiniz). Fragmanı o kadar yoğun ki filme çok birşey kalmamış. İnşallah bizi utandırır da fragmanındaki gibi heybetli bir film izleriz.


İkincisi ise herkesin dörtgözle beklediği Spielberg'in Tenten'i. Gerçek oyuncularla çekilmesini beklerken (hatta bir ara Tenten'i, Di Caprio'nun oynayacağı söylendiğinde heyecanlanmıştık) "motion capture" metodu (yani Polar Express filmindeki dandik metod) ile çekileceğini görünce film gelmeden üzerine çizik attık. Basit bir çizgi film olarak çekilse bile daha çok tatmin olurduk. İnsan Avatar'ı izleyince hiç mi kıskanmaz? Spielberg'in en iyi yaptığı işe, bilim-kurgu filmlerine geri dönmesini bekliyoruz. İçine bir iki tane de uzaylı serpiştirirse tadından yenmez.

17 Aralık 2010 Cuma

Sasa Sunar: Ölüm Yıldızı Kantininde Eddie


İlk olarak bir Rus sitesinde rastladığım ve herhangi bir açıklama bulunmayan bu videoyu bir Star Wars ve LEGO fanı olarak tabi ki çok beğenmiştim. Daha sonra bu videoyu çoğu Star Wars hayranının bildiğini ve benim bunu çok geç keşfettiğimi düşünerek, hafızamın Star Wars bölümüne (bu bölüm beynimde oldukça büyük bir yer kaplıyor?!) kaydettim. Yakın zamanda BBC E'de İngiliz komedyen Eddie Izzard'ın bir şovunu izlerken bu sesi bir yerden tanıdığımı hatırladım ve araştırmamı yaptım. Okan'a (tam bir Star Wars fanı), "hani LEGOlu Darth Vader videosu vardı ya, o Eddie Izzard'ın şovlarından birinin üzerine yapılmış bir animasyonmuş" dediğimde bana, "hangi video o ya?" deyip "ne Eddie'si, ne LEGOsu" diyen gözlerle bakınca, bu videoyu görmemiş ya da geç keşfetmiş Star Wars (ve benim gibi LEGO) fanları için yayınlamaya karar verdim. Yine Eddie'nin şovu üzerine yapılmış ve sizin için tavsiye edebileceğim üç "stop-motion LEGO canlandırması"na numaraları (1, 2, 3) tıklayarak ulaşabilirsiniz. Videoların sahibi genç Kevin'e teşekkürler.


Konulardan biri LEGO animasyonu olunca, bu yaz dünya kupası boyunca izlerken oldukça eğlendiğimiz, "brick-by-brick fussball" serisinden Almanya-İngiltere maçını da yazıya ekledim.

Sasa'nın görüşleri:
LEGOyla, bir çok konu üzerine yapılmış binlerce animasyon var. Ama bunların birçoğu Star Wars'la ilgili. Sanırım animasyona meraklı Star Wars ve LEGO fanlarının kesişim kümesi (animasyon kısmı hariç ben de bu kümedeyim) oldukça büyük. Star Wars-LEGO birlikteliğiyle yapılmış vasat animasyon da çok. Bence en akıllıcası ve eğlenceliği bu olmuş; iyi bir komedyenin şovundan bir alıntı ve bu komedyeni tanıyan LEGOsu olan bir çocuk.

4local natives - airplanes

16 Aralık 2010 Perşembe

Mimar Sinan Palladio'yu Ağırlıyor


2010 Kültür Başkenti etkinliklerinin bir kısmını eleştirsek de (acaba mahya yarışmasının sonucu ne oldu çok merak ediyorum), galiba çok da fena bir yıl geçirmedik. Bu aralar İstanbul'da insanın karşısına o kadar çok etkinlik çıkıyor ki, birileri haber vermese kaçırmamak işten değil (mesela Rum Mimarlar sergisi). Benim için "Mimar Sinan Palladio’yu Ağırlıyor” sergisi de bu klasmana girecekti, ta ki sanatsever kuzenim e-postayla bana serginin haberini verene dek. Tophane binası yanıbaşımda olmasına rağmen sergiden haberim yoktu açıkçası.


Sergide, Andrea Palladio (1508-1580) ve çalışmalarının tanıtılması için seçilen yapılarına ait 17 adet mimari maket yanında, Palladio’nun binaları ve bunların kentsel yerleşmede veya kırsal peyzajdaki konumları bazı çizimleri eşliğinde sunuluyor. Serginin sonunda ise Palladio’nun mimari çözümlerinden bazı örneklerin, planlama ve cephe olarak Mimar Sinan’ın yapıları ile karşılaştırmasını yapan bir video gösterimi bulunuyor.


Daha önce "Hayal-Et Yapılar" sergisinde yapıların maketlerinin olmamasını eleştirmiştik (buradan bakabilirsiniz). Bu serginin ana teması ise tamamen maketler üzerinde dönüyor (etrafta birçok video ve fotoğraf olmasına rağmen). Bu sayede canlı olarak hiç bir eserini görmesek de, Palladio'nun yapılarını zihinde tasarlamak kolaylaşıyor.

Palladio eseri Redentore Kilisesi ile
Sinan yapısı Tophane
Bazıları sadece tasarı halinde kalmış eserlerin maketleri ise, Palladio'nun projelerini yayınladığı Quattro Libri kitabından referans alınarak inşa edilmiş. Kitabın orijinal olmayan bir nüshasını da sergide inceleyebilirsiniz. Serginin bence tek eksiği, etkinliğe ev sahipliği yapan Tophane binası hariç, hiç bir Mimar Sinan yapısının bulunmayışı (en azından bir tane maket tasarlanabilirdi). Böylece Palladio ile kıyaslama ihtiyacını, sadece serginin çıkışında konulan kısa videoyla giderebiliyoruz. Sergi 31 Aralık tarihine kadar devam edecek.

Quattro Libri
Sinan ve Palladio videosu

15 Aralık 2010 Çarşamba

Alternatif Haritalar

Grafik tasarımcı Yanko Tsvetkov klişelere dayanan, farklı ülkelerin gözünden Avrupa haritaları hazırlamış:

AB'ye göre Avrupa
Rusya'ya göre Avrupa
homoseksüel erkeklere göre Avrupa
Amerika Birleşik Devletleri'ne göre Avrupa
Büyük Britanya'ya göre Avrupa
Bulgaristan'a göre Avrupa
İtalya'ya göre Avrupa
Almanya'ya göre Avrupa
Fransa'ya göre Avrupa
Türkiye'ye göre Avrupa