8 Şubat 2011 Salı

Hızlandırılmış İzmir Turu 2

İzmir'de yerel basın

Uzun süredir tamamlayamadığımız bir seriydi "hızlandırılmış İzmir turu". Hatta araya o kadar çok zaman girdi ki, ne yazacağımı bile hatırlamıyorum (birincisine buradan ulaşabilirsiniz). Hatırladığım kadarıyla "hızlandırılmış İzmir turu" şehrin simgeleri üzerine güzellemeler (bazen kötülemeler) şeklinde olacaktı. Turumuza gazete bayilerine uğrayarak başlıyoruz. Uzaktan bakınca İstanbul'dan çok da farklı olmayan görüntü, yakınlaştıkça yerel basın başlıklarını gördüğümüz anda değişiyor. Gazeteyi alıp, arka taraftaki spor sayfalarına baktığınızda ise, fark iyice belirginleşiyor.


İkinci noktamız ise İzmirliler'in anlata anlata bitiremediği, her İzmir-İstanbul savaşında "İstanbul'da bir Sakız Adası bile yok" gibi saldırılara sebebiyet veren pek popüler mekan. Tabi bu kadar çok anlatılan mekana karşı tüm önyargımla, hakarete, aşağılamaya hazır bir vaziyette gittim. Ama ablam ruh halimi bir çırpıda çözmüş olacak ki, bu mekana giren herkesin "fix" menüsü olan "Türk kahvesi yanında damla sakızı macunuyla çeşnilendirilmiş bir bardak su" spesiyalini es geçip, bana zorla sıcak beyaz çikolata (ki beyaz çikolatayı hiç sevmem) içirdi. İyi de yaptı. Bu şahane tadı daha ilk yudumlayışımda telefona sarılıp orayı burayı arayarak havamı attım.

Sakız Adası'nda alışveriş bölümü de var

Tariş-Konak

Veeee pek kıymetli İzmir'in A.O.Ç'si TARİŞ. Daha önce Eminönü'nde bulunan "Ayvalık Vakıf Zeytinlikleri İşletmeleri" yazımızda devlet destekli marketlere, komünizmden fırlamış reyonlara methiyeler düzmüştük (bizim methiyemize buradan, Ece Temelkuran methiyesine de buradan ulaşabilirsiniz). İşte Tariş bunun en iyi örneği. Geçen yıl alınan "tedbiren tasfiye" kararını duyar duymaz stres olmuştuk. Neyse ki süreç fazla uzamadan olumlu sonuçlandı da yüreğimize sular serpildi. Tariş'in baştacı ürünü incir hem İstanbul'da açıkta satılan yavan incirlerden yarı yarıya ucuz, hem de İstanbul'un züppe incirlerinden kat be kat lezzetli. Hatta hediyelik olarak satılan biraz daha pahalı her biri ambalajla kaplanmış başı ve dibi koparılıp sarmalanmış incir, İzmir'den alınacak hediyeler listesinde başı çekiyor benim için. Kekikli, defneli ve lavantalı sabunları ise zerre katkı maddesi içermemesine rağmen mis gibi kokuyor. Ayrıca zeytin ve zeytinağı ürünleri de insanı utandırmıyor.


Bir diğer İzmir simgesi ise, İstanbullu rakiplerini donunda sallayan "has kokoreççiler akımı". Has diyorum çünkü İstanbul'da domates ve biberle menemenleştirilen Şampiyon-vari kokoreç çetesini donunda sallayan kokoreççilere sahip bu şehir. En önemlisi lezzetin de ötesinde malzemesi bol buralardaki kokoreçin. Şampiyon çetesi, ekmeğini kokoreç dağına değdirip, ekmeğe yapıştığı kadar kokoreç verirken (hatta ekmeğe biraz fazla kokoreç tutunmuşsa fazlalıkların silkelendiğini gözlerimle gördüm), İzmir piyasasının 2 katı fiyatları da yürek hoplatıyor. İşte rastgele denk geldiğim İzmir'in en iyi "2." kokoreççisi unvanına sahip (İstanbul'da kimse 2. olmayı kabullenemezken ne de güzel övünme bu) Dombili Kokoreç'de enfes lezzetiyle beni hayal kırıklığına uğratmadı. Bir kere taze ve lezzetli yöre ekmeğine, kokoreç yerine kalın bağırsak da koysalar (abarttım biraz) lezzetle yerdik.


2 yorum :

  1. izmirden gelen arkadaşlar allah rızası için şu sarmalanmış incirden yollayın bana

    YanıtlaSil
  2. alsancak'a kadar gidip söğüşçü hüseyin usta'ya uğramamışsın yazık olmuş,en güzel kokoreç örneklerini arabalı seyyarların sergilediği bir kentte dombili'ye gitmek büyük hata.

    YanıtlaSil