25 Mart 2011 Cuma

Gurbet Hikayeleri: Kendine Hayrı Olmayanlar 3. Kısım: İtalya 90

ITALYA 90




Her halinden Almancı olduğu belliydi. Emre bunu ilk bakışında fark etmişti. Metin, doğma büyüme Bremenli'ydi. Dayıları, usta dayısı oluyordu, Bremen’e gelince o da onların yanında çalışmaya başlamıştı. Zaten okulla pek alakası yoktu. Liseyi güç bela bitirmişti. Okuduğu okuldan çıkan birisinin bu ülkede başarılı olma şansı yok gibi bir şeydi. Bir süre Türk repçi "gangsta" ortamlarına kenarından bulaşmış, ama ailesinin bin bir türlü uğraşıyla, oralarda fazla takılmamıştı. Ama ailesinin bildiğinden daha fazla çetelerin içinde yer almış, ve yine ailesinin bildiğinden daha fazla onlardan gördüğü bazı alışkanlıklar edinmişti. Tıpkı şu an elinde tuttuğu balaban gibi. Gerçi dayısının haberi vardı bu olanlardan, göz de yumuyordu, ama işini aksatmaması şartıyla. Yoksa yoğun vakitlerde böyle bir laubaliliğe kesinlikle tahammül etmezdi. Ama yeğenini de severdi. Ara sıra, iş bitiminde dayısına cigaralık hazırladığı olmuştu.


Emre’yle karşılaştıkları o gece, muhabbetin ilerleyen dakikalarında, bu sefer Emre, nadiren olurdu ama, biraz da heyecandan elleri titreye titreye yapıştırdığı uzun zıvanalı cigaralığı içerlerken, Metin Emre’yi Radovan’la tanıştıracağını söylemişti. Emre’nin derdine Radovan çare olacaktı. Sırp olan Radovan ya da Metin’in söylediği biçimle Rıdvan’la, uzun süredir tanışıyorlardı. Metin’in koyu Fenerbahçeli olması onu Rıdvan diye çağırmasında kesinlikle etkiliydi. Babasının bütün çabalarına rağmen, dayısı Metin’i Fenerli yapmıştı. Belki de Rıdvan’ın kendisiydi onu gerçekten Fenerli yapan. Orta sahadan aldığı topla kasap Yesiç’in kayarak müdahalesine rağmen Altay defansını yararak rüzgar gibi içeriye sokulduğu ve kaleci Kadir’in ayağını kaldırdığını fark edince, dönemeyeceği anda yanından yuvarlayıp attığı o muhteşem plasesi hala gözlerinin önündeydi. Ara sıra da Radovan’ı sadece “Şeytan” diye çağırırdı. Radovan çoktan şeytanın ne anlama geldiğini Metin’den öğrenmişti. Hatta bir keresinde, saçlarını Rıdvan’ın saç şekli biçiminde kestirmiş ve Metin’in dayısının, bir Boluspor maçının ardından Erdi’den aldığı üzerinde “Emlak Bankası” yazılı formasıyla fotoğraf dahi çekinmişti. Radovan ve ailesi Yugoslavya’daki savaştan kaçıp önce Bochum’a, sonra babasının Novi Pazar’dan komşularının sayesinde limanda taşımacılık işi bulmasıyla Bremen’e taşınmışlardı. Metin’le Radovan’ın yolları birlikte okudukları okulda kesişmişti. Okul bir vakit sonra artık her ikisi içinde sosyalleşmek ve vakit geçirmekten fazla bir anlam ifade etmemeye başlamıştı. Geleceğe dair bir umutları zaten yoktu. Metin yine iyi kötü dayısının yanında dönercide çalışıyordu, Radovan ise, daha riskli ama daha kolay yoldan para kazanmanın yolunu torbacılıkta bulmuştu.

meşhur panini çıkartmaları
Metin, Emre’yi alıp Rıdvan’la buluşmak üzere onu “Italia 90” isimli kahve ve bar karışımı bir mekana götürdü. Mekanın tabelası İtalya 90’ın simgesi olan kırmızı, beyaz ve yeşil küplerden gövdesi ve kafası bir futbol topu olan adam şeklindeydi. Radovan’ın anlattığına göre, burası hiçbir zaman bir İtalyan’ın olmamıştı ya da bir İtalyan tarafından işletilmemişti. İsmi Italia 90 olmasına rağmen, mekan ticari zekası yüksek, Napolili bir pizzacıda garsonluktan, taksi şoförlüğüne, ve daha sonra daha karlı olduğunu düşündüğü mitfahrcılığa ve sahte Batı Alman markı basmaya bin bir türlü dalavereli işe girip çıkmış ve bir süre de amatör kümede oynayan “Yugostern” takımının antrenörlüğünü yapmış, kumarbazlığı da olan Josip adında bir Arnavut’undu. Italia 90, gündüzden içmeye başlayan ve bahis oynayan Tito dönemi Yugoslavya’sının her bir milletinden insanı bir araya getiriyordu. Radovan’ı günün herhangi bir vaktinde burada bulmak mümkündü. Metin, Emre’yi arkadaşı Radovan’la tanıştıracak, böylelikle Emre kendisi için bir şekilde önemli olan cigaralık bulma sorununu çözmüş olacaktı. Radovan Metin’in ısrarlarına rağmen ondan hiçbir zaman para almamış, ya birlikte içmişler ya da hiç olmazsa iki çiftli vermeyi eksik etmemişti. Emre içeriye girdiğinde sigara dumanının ardından görebildiği kadarıyla gözlerini küçük bir ekrana dikmiş, henüz on yedinci dakikası oynanan ama Partizan’ın Kızılyıldız’a karşı 2-0 önde olduğu maçı heyecanla takip eden kalabalıktan duyduğu hafif tedirginliğini atlatmak üzereydi ve durumdan hoşnut olmaya başlamıştı.

2. bölüme buradan ulaşabilirsiniz

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder