4 Nisan 2011 Pazartesi

Beyoğlu'ndan Haberler

Kanaryam Di Caprio bugünlerde pek keyifsiz ve dingin olduğundan (bahar yorgunluğu mu?) kendisine vitamin temin etmek için Cihangir'in meşhur veterinerlerinin kapısını aşındırdım. "Acaba kazık yer miyim?" korkusundan kuşu yanıma almadım, veterinerle yapacağım soru-cevaplarla işi beleşe getirmeye çalışacaktım. Fakat karşıma çıkan veteriner o kadar iyi niyetliydi ki, muhabbetin sonuna doğru "kuşu getirip göstereyim mi?" diye blöf yaptığımda "yok yok getirme elime aldığım son 3 kuş korkudan kalp krizi geçirip öldü. Bundan sonra müşterilerin kuşunu ellememe kararı aldım" deyince işi bir vitamin hapı alarak kurtardım. Tam veterinerden çıkacaktım ki yerde yatan iki yavru sokak kedisi görünce dayanamadım okşadım. "Annesi kim?" diye sorduğumda, aşağı yoldaki (Savoy Pastanesi civarı) bir kediden aldıklarını söylediler. İlaçlarımı alıp Sıraselviler Carrefour'a kola almak için yöneldiğimde Savoy'un önünden kocaman bir kedi ağıtlar yakarak üstüme doğru koşturdu. İtelememe rağmen bir türlü peşimi bırakmadı. Sonra birden jeton düştü. Üzerime atlayan kedi, az önce veterinerde sevdiğim kedilere çok benziyordu (bunun da gri-beyaz kürkü vardı). Büyük bir ihtimalle küçük kedilerle oynadığımdan üzerime sinen kokuya gelmişti. Ayrılmalarının üzerinden belki uzun zaman geçmişti ama yavrusunun kokusunu hala hatırlıyordu.

Gerekli Şeyler Nişantaşı artık kapalı

Neyse biz asıl konumuza gelelim. Beyoğlu'nda yeni yeni dükkanlar açılıyor. Çok polemik yaratan dondurma yazımızda da bahsettiğimiz Mado-İstiklal 4-5 ay önce kapanmıştı. Şimdi eski bulunduğu sıranın (eski sırayı tereyağcı dondurmacıların domine ettiğini taa o zamanlar söylemiştik) çapraz (baya bir çapraz ama) karşısına yeni bir dükkan açmış. Bu seferki biraz daha şatafatlı, neredeyse Konak Kebapçısı'yla yarışacak kadar "kitsch" dekorasyonla bomba gibi geri dönüş yapmış. Mado'nun arasından içeri giriniz ve Majestik Sineması'nı geçtikten sonra aynı hizada Nişantaşı döneminden beri takip ettiğimiz Çizgi romancı-oyuncakçı "Gerekli Şeyler" bir anda açılıvermiş. Artık Star Wars action figürlerine vitrinden bakmak için vapurla Kadıköy'e gitmeye gerek yok. Emule (bana torrent demeyin, hala alışamadım) çıktığından beri sahte DVD almak için de gidilmiyor karşı yakaya. Bir tek plak almak için Akmar'a Zihni Müzik'e giderim artık dedim ve lafımı 5 dakika sonra yuttum. Artık plak için bile Kadıköy'e gitmeyeceğim (Şekerci Cafer Erol için de vapura binemem) neden mi? Çünkü daha 3 ay önce yerin dibine batırdığım bir başka kitsh yapı olan Demirören AVM'de, hem de çok küfrettiğimiz o kaçak katında "Virgin" adlı D&R-vari bir mekan açılmış. Dükkanda (dükkan lafı biraz hafif kaçtı ama) son derece sıradan kitap DVD arşivi olmasına rağmen, CD bölümünün hemen yanında gayet büyük bir LP reyonu var. Artık sahaflar çarşısında ya da Çukurcuma'da bulunan 2. el plaklara (üstelik çizik ve oldukça bakımsız) dünyanın parasını bayma dönemi sona erdi. Hemen merak edip AC/DC plakları bulunuyor mu diye baktığımda en az 7-8 tanesine denk geldim, üstelik gayet makul fiyatlara (teklileri 29 tl). Yürüyen merdivenlerden inerken etrafıma bakıp "aslında o kadar da kötü bir değil" diye kendimi kandırıp Demirören'den mutlu bir şekilde ayrıldım.

Monroe'yu perdede izlemek ayrı bir zevk

Sıra Film festivalindeydi. Bu sene yine Emek Sineması yok. Geçen sene Emek'in yerine ağzımıza bal çaldıkları Yeni Rüya (şimdi düşünüyorum da gayet güzel bir sinemaymış) ve Pop Sineması da yok. AFM'ye bile bir nebze dayanırım ama kimse bana Nişantaşı City's de hem de festival filmi izletemez. Allahtan Beyoğlu Sineması'nda Marliyn Monroe'nun "Some Like It Hot" filmine gidecektim. Marliyn'in daha ilk gözüktüğü sahnede sinemada küçük bir uğultu yükseldi (uvuuuuuu gibilerinden bir ses). Sinemada MM'yi izleme hazzı bir yana, filmin diyaloglarının hemen hemen hiç eskimemiş olması şaşırtıcıydı. Komedi o kadar zor bir tür ki bazen üzerinden 10 sene bile geçmeden espiriler, diyaloglar çiğleşebiliyor. Yahudi mizahı ekolünden gelen Billy Wilder (Nazi Almanyası'ndan kaçan bir Yahudi'dir kendisi), 50 sene sonra bile zerre eskimeyen bir film yapmış. Yanımdaki arkadaşım bile Bülent Kayabaş'lı -Ali Poyrazoğlu'lu tıpatıp kopya Türkiş versiyonunu izlemiş olmasına rağmen kahkahaya boğuldu. Haftaya yeni bir klasikle, Chungking Express ile festival anılarımız devam edecek.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder