10 Nisan 2011 Pazar

Beyoğlu'ndan Haberler

Beyoğlu'ndan haberler serimiz devam ediyor. Pazarları dışarıda kahvaltı yapma geleneğim hiç yoktur. Cihangir ve Çukurcuma yöresinde binbir türlü sınırsız kahvaltı seçenekleri var fakat buraları "fahiş fiyatlar-küçük tabaklar" ekseninin dışına çıkmayan dükkanlarla dolu. Fakat biraz aşağıya Karaköy'e yöneldik mi fiyat çok düşmese de kalite birden artıyor.

Çerkezköy
Bu yöreye kahvaltı geleneğini getiren Namlı, her ne kadar kaliteden ödün vermese de, kalabalık oluşu ve gereksiz pahalılığında tercihimiz değil. Karaköy Lokantası'nın yanına, geçen sene açılan (kızınız Defne'yi, oğlumuz İskorpit'e kitabının da yazarı olan Didem Şenol'un yönetiminde) "Maya" ise standardımızı aşıyor.


Karaköy'de çalıştığım zamanlarda sürekli şahane sandviçleri için uğradığım Çerkezköy ise maalesef eski mütevazı dükkanını kapamış ve Güllüoğlu'nun yanına Namlı benzeri bir gurme "shop" kondurmuş. Biz de Çerkezköy'e olan geçmişten kalan saygımız yüzünden soluğu orda aldık. Çerkezköy'ün en önemli artısı tereyağı ve birçok ürünün kendi imalatı olması (kahvaltılık Çerkezköy markalı tereyağları şiddetle tavsiye edilir. Ambalajı şahane). Standart kahvaltı tabağındaki tüm ürünler lezzetli (aman kaymak söylemeyi unutmayın).

Menemen
Kahvaltının en güzel bölümü ise tartışmasız menemen geldiğinde yaşandı. Bizler için menemendeki tek adres olan "Lades Lokantası"ndan bile lezzetlisini yedik. Galiba tereyağının kalitesinden olsa gerek, tabak daha masamıza konmadan ekmeklerimizi banmaya hazır hale getirdik. Zaten yumurtan ve tereyağın iyiyse geriye sadece basit aşçılık hüneri kalıyor. Karaköy'de bir diğer alternatif ise Köşkeroğlu'nda su böreği-el yapımı limonata (bununla ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz) veya tarihi taş fırından alınan çıtır simiti boğaz kıyısında (Çerkezköy'den kestirdiğiniz bir dilim eski kaşarla beraber) yiyebilirsiniz. Sebo, Güllüoğlu ise diğer börek alternatifleri.

Börek ve enfes limonata
Ayrıca Karaköy Özsüt Muhallebicisi ise (bir zamanlar muhallebicileriyle meşhur Karaköy'deki son tatlıcılardan) spesiyali bal kaymakla kahvaltı hizmeti veriyor.

Galerinin giriş kısmı
Meydandan tünele binip İstiklal'e çıktığımızda caddenin sol kısmında Garanti'nin açılışını cumartesi yaptığı yeni sanat galerisini gezme fırsatı bulduk.

Tarlabaşı'ndaki otel logoları
Yıllar önce Garanti platformu kapadığında (yerine Garanti Bankası Galatasaray Şubesi açılmıştı), ardından Akbank Sanat'ı Teknosa'ya çevirmiş ve Borusan'da sanat merkezini kapamıştı. Zincirleme olarak "sermayenin sanattan (İstiklal'deki ) elini çekişi" furyası, geçen sene Borusan'ın yeni galerisini açması, Aksanat'ın geri dönmesi ile tersine dönmüş, ve bu tersine dönüşüm Garanti Salt'ın açılmasıyla ise tavan yapmış durumda (ayrıca bir diğer kompleks "Salt Galata" ise Bankalar Caddesi'nde hizmet verecek).



İstiklal Caddesi yolculuğumuz YGS ile ilgili lise öğrecilerinin gerçekleştirdiği güzel eylemi izledikten sonra festival için uğrayacağımız Fitaş Sineması'yla son buldu. NTV belgesel kuşağında gösterilecek olan "Two Escobars" filmine girdik.

Renkli YGS eylemi
"İnsanın yüreğini sıkıştırıyor. Ustaca. İnsanı kendinden geçiriyor, yürek parçalıyor. Fevkalade yoğun...” Spor, suç dünyası ve politika, birbirinden dünyalar kadar ayrı iki Kolombiyalı üzerinde kesişiyor: Pablo Escobar ve Andrés Escobar. Spor, Medellin, uyuşturucu ve politika Kolombiya toplumunun ayrılmaz parçalarıydı. Pablo Escobar, Medellin kartelini yöneten, dünyanın en zengin, en güçlü uyuşturucu taciriydi. Andrés Escobar ise Kolombiya’nın en büyük futbol yıldızı. Kişisel bir bağlantıları yoktu ama kaderleri birbirine dolanmıştı. Andrés yanlışlıkla kendi kalesine gol atıp Kolombiya Milli Takımı’nı 1994 Dünya Kupası’ndan edince bu hata hayatına mal oldu (festival kataloğundan).

Escobar'ın kendi kalesine gol attığı an
Bu yıl şu ana kadar festivalde izlediğim tartışmasız en etkileyici film. Belgesel, Kolombiya futbolunun altın çağı olarak nitelendirilen 80'ler sonundan 1994'e kadar olan kısmı, uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın yükselişine paralel bir hikayeyle anlatıyor.

Pablo Escobar
Bir zamanların Higuita'lı, Valderrama'lı, Rincon'lu ve Asprilla'lı (hiçbir kupa kaldıramamış) efsanevi milli takımın trajik öyküsünün üzerine Pablo Escobar'ın şatafatlı hayatı ekleniğinde film tam bir aksiyon bombardımanına dönüşüyor. Hoş, Pablo Escobar'ın hayatını anlatmak için bir film bile yetersizken, yarım filmle yetinmek zorunda kalmak bizi tatmin etmedi. 2012'de gösterime girecek olan Escobar filmini dört gözle bekliyoruz. Filmin fragmanına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder