8 Nisan 2011 Cuma

Çarşamba-Perşembe

Çarşamba

Bu hafta, bir saatlik iş arasında çokça "İstanbul'un en iyi pazarı" olduğu iddia edilen Yeşilköy Pazarı'na uğradım. Şehrin en iyi pazarı mıdır bilinmez, ama en az Şişli Organik Pazarı kadar elit olduğu kesin. Sebze bölümündeki ürünler ise en şatafatlı Nişantaşı manavını aratmıyor. Meyva çeşitliliği bakımından bir hayli zengin, fakat beni en çok etkileyen kısım sebzeler (bilhassa yeşillikler) oldu. Daha önce bahsettiğimiz Ayvalık Pazarı'ndaki kadar olmasa da, standart bir Ege pazarındaki gibi ot çeşitliliğine sahip burası. Isırgan otundan hindibaya, ebegümecinden arapsaçına onlarca çeşit ot bulabilmeniz mümkün. Tabi ki ben de dayanamayıp hindiba (Ayvalık yöresinde radika da denir) ve arapsaçını (şık İstanbul lokantalarında rezene olarak geçer) alıverdim. Hatta yetinmeyip pazarcıya bir dahaki çarşamba için şevketibostan siparişi bile verdim.

hindiba
Sebzecilerin arasına yer yer serpiştirilmiş peynircilerde ise Trakya'dan ithal şahane manda yoğurtlarını görünce tabi ki dayanamadım. Hemen bir çömlek kaymaklısından attım poşete. Taze sarımsak, roka derken ellerim şimdiden poşetlerle dolmuştu. Pazardaki tek kravatlı ve takım elbiseli olmamın yanında işe yoğurtla, sarmısakla gitme düşüncesiyle bir anda darlandım. Yemek saatinin bitmesine on dakika kaldığını görünce stresim katlandı. Allahtan beynim çok fazla durmadan taksi çevirebilmek aklıma geldi. Güç bela pazar poşetleriyle işe yetiştim.

arapsaçı
Akşam ise işin sefasını sürme faslı gelmişti. Yoğurdumun kaymaklı kısmından bir kaşık tadıp başladım hindibaları haşlamaya. Üzerine yarım limon, üç diş sarmısak ve zeytinyağı döktükten sonra (dileyen yoğurtlu da yiyebilir) yenmeye hazırdı.

manda yoğurdu
Perşembe

Arapsaçı otundaki anason kokusuna bayılıyorum. Normalde anasonla aram çok iyi olmasa da (anasonlu galetadan hiç hazzetmem) arapsaçındaki dereotu-anason karışımı tada dayanamıyorum. Salataya bir tutam doğrandığında bile kokusuyla insanı cezbediyor. Ege'de genellikle yumurtalı yemeği tercih edilse de (yumurtalı ıspanağın arapsaçlı olanını düşünün) Ayvalık'ta bir lokantada yediğim ve tadı damağımda kalan arapsaçlı kurufasulye yapmaya karar veriyorum.

arapsaçlı kuru fasulye
Bunun da tarifi gayet basit. Standart (etli de olabilir) kurufasulye gibi yapıyoruz ama tek bir farkla. Etleri güzelce kavurduktan hemen sonra arapsaçlarını ekliyoruz ve yarım tatlı kaşığı da (kıvamlanması için) un katıyoruz. Aman dikkat! Her ne kadar arapsaçının tadı enfes de olsa, baskın bir ot olduğundan gerektiğinden birazcık fazla koyarsanız bütün yemeğin tadını kaçırabiliyor (tıpkı defne yaprağı gibi). Sonuç şahane. Manda yoğurdumla birlikte harika bir akşam yemeği.

festivalin simgeleşen programı
Yemeğimi yer yemez, Michael Winterbottom'un "İçimdeki Katil" filmini izlemek için Atlas Sineması'na koştum. Emek Sineması'nın kapanmasıyla bir anda Atlas Sineması festival merkezi haline geldi. Nişantaşı ve AFM gibi soysuz salonlara kıyasla, bu ünvanın hakkını verebilecek tek sinema artık burası. Atlas'ın en sevdiğim yönü salonun eğiminin yüksek olması. Böylece "beton kafaların" film keyfinizi berbat etme olasılığı sıfırlanıyor. Beyoğlu Sineması'nı çok sevmeme rağmen sırf bu eğim meselesi yüzünden stresli anlar yaşıyorum. "Beton kafa" gelmese bile "dik oturan" tayfasına denk düştüğünüzde film izlemek için şekilden şekile girebiliyorsunuz. Ülkenin boy ortalaması gitgide uzadığı düşünülürse ellisinden sonra festival zevki biz "ortalama boylular" için zıkkım olabilir. Neyse filme dönelim.

fuaye
Michael Winterbottom’ın Jim Thompson’ın 1952 tarihli aynı adlı “Ucuz Roman”ından uyarladığı acımasız, gayet vahşi ve çokça tartışılan son filmi, Teksas’ta küçük bir kasabada geçiyor. Anti-kahramanımız, tatlı dilli komiser yardımcısı Lou Ford, sado-mazo cinsel ilişkilerden keyif alır. Hatta fahişelik yapan Joyce’un evine kasabadan kovmak üzere gittiğinde, cazibesine kapılıp onunla yatar. Ama Lou’nun tek sırrı bu değildir. Kadınları döve döve öldürmekten de keyif alır. Sundance, Berlin ve Tribeca Film Festivalleri'nde de gösterilen filmi, Winterbottom’a göre “sevginin yok edilişi, şefkatin yok edilişi, mahremiyetin yok edilişi”ni anlatıyor (festival kataloğundan).

eğimini sevdiğimiz Atlas
Michael Winterbottom hiç bir zaman bayıldığım bir yönetmen olmadı. İf İstanbul'un favori yönetmenlerinden biri olmasından dolayı İF vasıtasıyla birçok filmini izleme şansını buldum. Çoğu kez ortalamanın üstünde filmler çekmesine rağmen hep "tam olmamış" hissiyle salondan ayrıldım. Bu filmde de çok iyi bir başlangıç yapmasına, hatta Coen-vari bir film tadı yakalatmasına rağmen film uzadıkça konu iyice dağıldı.



Jasse James filmindeki ezik kötü karakter rolünün kopyası bir rolle karşımıza çıkan (iyi ya da kötü karakter olsun Casey'in tüm rollerinin ortak noktası ezik oluşu sanki) Casey Affleck ise rolünün hakkını vermiş.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder