16 Nisan 2011 Cumartesi

Askeri Müze


Festival salonlarından Fitaş'a burun kıvıranlara Nişantaşı City's'e gitmelerini öneririm. Festival ruhundan bir hayli uzak bu salona, City's AVM'nin yürüyen merdivelerini çıkarak ulaşıyorsun (en üstteki "food court"u geçin hemencecik sağda). Zaten işin içine yürüyen merdivenler girince festivalin tadı baştan kaçıyor.


Cuma cuma, hem de akşam 21.30'da beni Nişantaşı gibi uzak diyarlara sürükleyen film, Lars Von Trier'in Avrupa'sı. Trier'in Avrupa üçlemesinin bu son halkası olan film (Element of Crime, Epidemic ilk ikisi) enfes bir hipnoz sahnesi ile açılıyor. 1945'in savaş sonrası Almanya'sına ışınlanan karakterimiz, yıkıntıların arasında inşa edilen yeni ülkeye yardım etmeye çalışıyor. Çöküş halindeki Almanya’yı dolaşırken gördükleri onun için anlaşılmaz, hatta egzotik bir dünyanın görüntüleridir. Von Trier'in dogma tarikatına bulaşmadan evvelki bu son filmi sadece korkutucu Avrupa portresi için bile izlenmeye değer. 




Ertesi  gün yolumuz yine Nişantaşı yöresine düştü. Uzun süredir gitmeyi düşündüğümüz Harbiye Askeri Müzesini aradan çıkaralım dedik. Girişteki devasa tankların topların arasında ulaştık müzeye. Kalitesiz (kıyafetler birebir ama mikrofonla türkü söylemelerine tahammülümüz yok) bir mehter konserinden sonra, Türklerin savaş taktikleri, Çin seddinin neden yapıldığı (cevabını hepimiz biliyoruz), Mete Han'ın ordu yapısındaki devrimleri gibi grafikli-resimli sergileri hızlıca geçip ikinci kata (1. Dünya savaşı ve sonrası kısımı) çıktık. İkinci kat ilk katı aratacak düzeyde faşizan imgeler barındırıyordu.

Evren Paşa'nın portresi
Talat Paşa'nın bir Ermeni tarafından suikasta
kurban gittiğinde giydiği kanlı gömlek
Malatya yöresinde ele geçirilen Ermeni silahları
Kenan Evren'in üzeriyle bütünleşmiş üniforması


Belgelerle Ermeni sorunu bölümünü saniyede bitirdikten sonra, Kıbrıs savaşı bölümünde ve en önemlisi Kenan Evren odasında birkaç dakika öldürüp güç bela dışarı kaçtık. Bugüne kadar İslam ve Bilim Müzesi gibi (yazımıza buradan ulaşabilirsiniz) birbirinden berbat müzeler gezdik. Ama hiçbiri Askeri Müze gibi kötü niyetli değildi. Gerek Ermeni meselesini beş sayfalık belgelerle açıklamaya kalkması, gerekse Kenan Evren gibi bir darbeciye koca bir salon ayırmasıyla (50'lerden kalma demode müze tasarımına hiç sataşmayacağım bile) midemizi yeterince bulandırdı. Neyse biz Barça-Madrid maçına odaklanalım. İnşallah  Mesut gol atar da keyfimiz yerine gelir.Günün en anlamlı anı ise "yıllardır herkesin binmek istediği ama kimsenin binmediği" Maçka yöresinin meşhur teleferiği ile yolculuk yapmak oldu. 

4 yorum :

  1. Talat Paşa'nın suikaste "kurban gitmesi" derken siz de o faşizan dilden mi etkilenmişsiniz? Talat kurban mıdır, kasap mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kasap olduğu kesin ama suikastte geberdi diyecek halimiz de yok.

      Sil
  2. Talat paşanın şehit edildiği kıyafettir, değerli bir parça, müzeleri müze yapan işte bunlardır. Ermeni iftiralarına da gayet tarafsız, bilgilendirici bölüm ayırmışlar. Şahsen kendim bir çok bilgi eksiğimi giderdim. Emeği geçenlere saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 'ermeni iftiraları' ifadesinden objektiflik, tarafsızlık akıyor zaten.

      Sil