14 Mayıs 2011 Cumartesi

St. Petersburg Yazıları 2

St. Petersburg, kente adını veren I. Petro'nun azmi (ve belki de denildiği gibi deliliği ile) ile inşa edilmiş ve Petro'nun halefleri tarafından da kentin kuruluşunda gözetilen barok/neo-klasik mimari üslubunun korunmasına özen gösterilmiştir. Öyle ki kent merkezinde neredeyse tüm yapılar bir tutarlılık ve süreklilik göstermektedir.


Üniversitedeki Rusça öğretmenim, St. Petersburg'u komünistlerin mahvettigini söylemişti. Bu teşhisi biraz abartılı bulmakla birlikte, Sovyetler Birliği'nde takip edilen işlevci ve toplumcu şehircilik politikalarının bugün kent merkezi ve banliyöler arasında müthiş bir farkın oluşmasına yol açtığını düşünüyorum.

Çok sevdiğim yazar Emrah Serbes, Ankara Adalet Sarayı'nın Ankaralılar'ın ruhsal durumlarını yansıtan bir yapı olduğunu yazmıştı. St. Petersburg'un birbirine benzeyen çok sayıda banliyösünden biri olan Kupchino'da ise Ankara Adalet Sarayı'nı gölgede bırakacak çok sayıda toplu konut bulunmaktadır.

Birçok banliyöde olduğu gibi, kent merkezinin aksine, sokak, cadde ve park isimleri değiştirilmemiştir. Kupchino'da dönemin Balkan başkentleri (elbette doğu bloğuna dahil olan Balkan başkentleri) ve Balkanlı komünist devletlerin genel sekreterleri (Çavuşesku ismi sonradan tepkiler üzerine değiştirilmiş) ve partizanların isimlerine sıkça rastlanmakta.

Geniş caddeleri, bazen akıl almaz derecede büyük ve kullanılmayan boş alanları, bakımsız ama gene de yeşil parkları, devasa alışveriş merkezleri, yarım asırlık tramvayları ve tabi ki yüzlerce konutu içeren devasa bloklarıyla Kupchino tipik bir Sovyet banliyösü.

İlk yazıya buradan ulaşabilirsiniz

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder