19 Haziran 2011 Pazar

Çukur Meyhane

Geçen ay, bekarlara yer yok başlıklı yazımda kapı kapı meyhane dolaştığımızdan bahsetmiştik. Yer olmadığı için oturamadığımız meyhanelerden biri de Galatasaray Lisesi'nin hemen çaprazında bulunan Çukur Meyhane'ydi (Urban'ın yanı diye tarif etsem daha iyi). Allaha şükür bu sefer rezervasyon yaptırmayı (hiç adetim değildir) akıl ettim.


Çukur Meyhane'nin methini birçok kez duymuştum. Gazeteci tayfanın buluşma yeriydi burası. Radikal okuyanlar iyi bilir. Çukur Meyhane buluşmamızda... şeklinde başlayan köşe yazılarına eminim her hafta denk geliyorlardır. Küçük bir internet araştırması sonucu İstanbul'u gezen yabancı dostlarımızın şahane bloğunda (yazıya buradan ulaşabilirsiniz) meyhanenin öne çıkan ürünlerini bir bir not ettim. Şişte ızgara hamsi, yoğurtlu kereviz ve yaprak ciğer (hoş, hiçbirinden yiyemedim ama!) meyhanenin spesiyalleriymiş. Yetmedi, rezervasyonu telefonda değil de yüzyüze yapayım dedim. Bu vesileyle mutfağı yoklayacaktım. Çünkü hamsi mevsimi geçeli çok olmuştu. "Balıkta hamsinin alternatifi var mı?" diye aşçıya sordum. Camlı buzdolabında hazır bekleyen şişte levreği gösterdi. İyi midir? dediğimde, İyi de ne demek lokum lokum cevabını aldım. Hemen inandım. İşlem tamam, akşama alem kusursuz olacak....

Levrek şiş

Meyhaneye geldiğimizde en başta levrek şişleri istedik. Fakat patlıcan salatası, spesiyallerinden yoğurtlu kereviz kalmamıştı. En önemlisi methiyeler düzülen yaprak ciğer, sipariş vermemize rağmen garsonun dalgınlığı yüzünden saatlerce gelmedi. Kendisine hatırlattığımızda ise ciğerin bittiğini söyledi. Yoğun cumartesi gecelerini bildiğimizden, garsonun bu eksi notunu görmezden geldik ve en başta közde biber ile şakşuka olmak üzere tüm mezelerine tam not verdik. Gecenin yıldızı ise şişte soya soslu levrekti. Sişlere soğan, defne ve marine edilmiş levrek takılmak suretiyle yapılan bu enfes yemek o kadar lezzetliydi ki, eti (ya da balığı) rakıyla yavaş yavaş götürme geleneğini bozup, 5 dakika da tükettik. Aynı şey lezzetli mezelerde de başımıza geldiğinden, son 2 saati kuru kuru rakı içerek geçirdik. (Sonradan sipariş ettiğimiz kavun bile bu yangını dindiremedi). Babalarımızın tek parça kuzu şişi, 20 lokmada yutma sabrının binde biri bizlerde olmadığından, her rakı masasında başımıza gelen bir problem bu. Acaba Aydın Boysan'dan rakı adabı dersi mi alsak...


Gecenin levrekle beraber bir diğer yıldızı ise tabiki beklentimizin çok altında gelen hesaptı. 6 kişi (hatta bir ara 8 ya da 9 oldu nedendir bilinmez), 1 büyük 1 küçük içip, yanına birer porsiyon balık yerse. Ayrıca masayı mezelerle donatırsa!... Bunun adı Asmalımescit'te trajedi, Çukur Meyhane'de ise komediymiş.


Beyoğlu notları: Bu haftasonu Beyoğlu'nda enfes bir eşcinsel eylemi düzenlendi. Trans Onur Yürüyüşü adındaki eylem için, çoğunluğu İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği üyesi gay, lezbiyen ve travestilerden oluşan grup Taksim Meydanı'nda toplandı. İstiklal Caddesi'ne taşan eylem, şarkılar, türküler eşliğinde devam etti. Organizasyonun en güzel tarafı eylemcilerin mağdur rolünü oynamak yerine, teşhirci ve seksist haraketlerle homofobikleri rahatsız etmeleriydi. Yolda eylemcilerle beraber paralel yürüyen birinin "oğlum, arkadan yürüyelim bizi de i.ne sanacaklar" demesi, eylemin ne kadar başarılı olduğunun göstergesiydi. Maalesef makinam yanımda olmadığından fotolar cep telefonu ile çekilmiştir.


Çukurcuma'daki afişler

İtiraf ediyorum. Cristiano Ronaldo'yu İstiklal'de karşılayan apaçilerden biri de bendim. Ama izdiham yüzünden çok dayanamadım ve evime kalabalığın fotosunu çekerek (yine şahane fotoğraf makinam evde olduğundan emektar Canon'umla çekebildim) elim boş döndüm. Sonra duydum ki imza töreni iptal edilmiş (neye imza atacaktı!). Çok da üzüldüğümü söyleyemem. Beşiktaş taraftarının Nuri Şahin diye tezahürat yapmasının nedenini anlayamadım ama Yıldırım Demirören bu şovuyla Cumhuriyet'in 100. yılında Cristiano'yu renklerine katacabileceğini gösterdi...

oradaydım! ama görebildiğim tek Cristiano buydu

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder