24 Haziran 2011 Cuma

Der Himmel Über Berlin

"Berlin'de kaybolmak imkansızdır, çünkü her zaman duvarı bulursun."

çıplak haliyle duvar

"Der Himmel Über Berlin" filmindeki bu özlü söz, aslında filmi yeterince anlatıyor. Bu ay (Berlin gezisi öncesi ve sonrası) birçok "Berlin temalı filmler" gösterimi yaptım kendi kendime. Berlin öncesi, Tom Tykwer'in çarpık ilişkilerle dolu "Drei" filmiyle Prenzlauer Berg yöresini bir nebze olsun tanıma fırsatı buldum. Filmde gördüğüm Dinamo Dresden Stadı'nı anında gezilecekler listesine çiziktirdim. "Das Leben Der Anderen" ile DDR ve Stasi Müzeleri'ni daha bir dolu gezdim. Final sahnesinin geçtiği (das ist für mich!) ünlü Karl Marx Kitabevi'nde soluklandım. "Goodbye Lenin" ile Berlin duvarını (her sıkıcı turist gibi) para vererek satın aldım. Umutsuzca sağda solda Lenin heykeli aradım. Fassbinder'in "Berlin Alexanderplatz"ı sayesinde turistik Alexanderplatz'a gereğinden fazla değer verdim. 20'lerin ihtişamını yansıtan kabareleri göz ucuyla arayıp durdum. "Der Untergang" her aklıma geldiğinde ise nereye kaçacağımı şaşırdım. Soyvet askeri anıtının önündeki Rus tankının çok da ihtişamlı olmadığını görünce rahat bir nefes aldım. Naziler'in Hava Bakanlığı binasında, Hitler'in 36 olimpiyatlarında gövde gösterisi yaptığı Olimpienstadium'da nefesimi tuttum.

Başkalarının Hayatı filminde gözüken Karl Marx kitabevi

Berlin sonrasına ise sadece bir tek filme bıraktım. Wim Wenders'in şahane klasiği "Der Himmel Über Berlin" ya da çakma İngilizce ismiyle "Wing of Desire". Filmi izlememiş olanlar 5. dakikasında Nicholas Cage'li City of Angels'ın asıl versiyonu olduğunu öğrenince ilk başta bir köpürecekler. Ama merak etmeyin Nicholas Cage'li versiyon o kadar vasat, haddini o kadar aşmış ki, bir süre sonra asıl film ile hiç bir paralellik gösterimiyor. "Der Himmel" ise müthiş Berlin görüntülerinin eşliğinde, hem de Berlin duvarının yıkılmasına ramak kala, birbirinde kopuk bireylerden kestiler sunuyor. Savaş zamanı sahneleri anımsatan sokak dekorları arasında ilerleyen sürücünün de düşündüğü gibi; Almanya o denli parçalanmıştır ki, her birey başlı başına birer küçük devlet haline gelmiştir...

Der Himmel Über Berlin: Birleşme öncesi büyük bir boşluktan ibaret olan Posdamer Platz

Filmde birçok süpriz mevcut. Mesela kahramanımız Kreuzberg'den geçerken uzunca bir süre Livaneli'nin "Karlı Kayın Ormanında" parçası duyuluyor (Berlin'e de çok yakışıyor bu şarkı). Birçok Türk restoran arkada gözüküyor. Hatta insanların düşüncelerini okuyabilen kahramanımız, başörtülü Türk kadınının düşüncelerine (hem de Türkçe) kulak veriyor. Başka bir süpriz ise, biz de komiser Kolombo olarak bilinen Peter Falk, filmde kendini oynuyor. 1993 yapım devam filmi "Far Away So Close" ise ilki kadar olmasa da, yine başarılı bir yapım. Burada ilk filmin kahramanı Bruno Ganz (biz Hitler olarak tanıdık) yoksa bile Nastassja Kinski'nin varlığı bile izlememiz için yeterli. İlk filme duvarın yıkılmasından önceki gerilim ne kadar yansımışsa, bu filme de birleşme sonrasının ferahalığı o kadar yansımış. En azından ilkinden daha çok komedi unsuru barındırdığı kesin. Der Himmel'de izbe bir Berlin barında konser veren Nick Cave burada ise müzikleriyle destek veriyor.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder