14 Temmuz 2011 Perşembe

Berlin'de Pazar

Mauerpark
Aslında hiç bir şehrin pazar günü pek sevimli değildir. Balıkesir için çarşı iznine çıkan askerleri, İstanbul için cumartesi ile pazartesi arası sevimsiz bir geçişi hatırlatır bana. Berlin'de pazar ise
cumartesilerden bile ihtişamlı oluyor. Şehrin dört bir yanına dağılmış bit pazarları (flohmarkt) bunun en büyük nedeni.

foto: anonim. Daha Turgut Özal'ın mezarı da gelecek oraya...
Bir zamanlar efsanevi Topkapı bit pazarı sayesinde İstanbul halkı da renkli bir pazar gününe sahipti. Bir yanda füze çarşısında elektronik ihtiyacımızı giderirdik. Arkasındaki televizyoncular pasajında ise, mini televizyonlardan (ben almıştım), 70lerin siyah-beyaz televizyonlarına binbir çeşit ekran, monitör bulunurdu. Bit pazarında ise beyaz eşyadan mobilyaya, plaktan vhs filmlere ve hatta 8mmlere kadar envai çeşit mal, malzeme, döküntü bulunurdu. Bu anlattıklarımız sur dışındaki kısım. Sur içindeyse hala devam etmekte olan İstanbul'un belki de en renkli pazarı olan Edirnekapı Kuş Pazarı, haftasonları civarı renklendirirdi. Hoş, şehirlerarası otogar ve minibüs duraklarının Topkapı'da bulunması civarı zaten gerektiğinden fazla renklendiriyordu ya.

foto: Erdal Yazıcı. Arkada yılların eskitemediği marka: Esadaş. Peki Gazenfer Bilge nerede?
Bir kere Küçük Emrah filmi izlerken denk gelmiştim Topkapı garajına. Köyden kente göçün bir numaralı simgesiydi burası (bence Haydarpaşa'dan bile daha önemli). Ortalık karmakarışıktı. Filmde bile arkadan geçen olay çıkarma potansiyeli yüksek adam sayısı azımsanmayacak kadar çoktu. Çığırtkanların, değnekçilerin gürültüsü bir yandan, en güçlü dönemini yaşayan arabesk müziğin gürültüsü diğer yandan bastırıyordu. Minibüslerde müzik sesine dair yasak bile daha gelmemiş. Çığırtkanlar yaka paça çekiştirerek yolcu kapma peşinde, taksiler ise valizli bir kişi görmeyedursun, hemen üstüne atlamaca (aslında Harem Otogarı, Topkapı'dakinin küçük versiyonu gibi. Sırf bu yüzden bile tarihsel nitelik taşıyor. Burayı karayolları müzesi yapsalar ne güzel olur)... Otogar, minibüs durağı, bit pazarı, sabit füze pasajı (bir tek füze bulunmadığından bu isim konulmuş. Bir diğer efsane ise polis baskını sonucu buradaki dükkanlardan birinde füze çıkması), uzay çarşısı (bir diğer bilim-kurgu isimli çarşı. Yoksa polis baskını sonucu astronot kıyafeti mi bulundu?) ve kuş pazarı... Hepsinin bir arada olduğu bir pazar gününü şimdi hayal bile edemiyorum. Ha bu arada şu anda tamamen yıkılmış olan Kazlıçeşme deri imalathaneleri de yolun hemen öbür tarafındaymış.

içli köfte. Dürümler malesef vejeteryan

Neyse efendim biz Berlin'e dönelim. Bit pazarlarının en heybetlisi ise Prenzlauer Berg yöresinde bulunan Mauerpark'ta kuruluyor (semtin diğer bit pazarı ise Arkonaplatz'da). Birçok ikinci el kıyafet, elektronik eşya, bihassa fotoğraf makinaları, Doğu Alman dönemine ait kitaplar, madalyalar, formalar... Türlü türlü şeyleri buralarda bulabilirsiniz. Ama ben nispeten hayal kırıklığına uğradım.

Mauerpark flohmarkt
Turistik gözüken Nazi üniformaları, kasklar ve Doğu Almanya madalyalarının arasında gezinirken en büyük zaafım olan futbol forması bulma hayalimi gerçekleştiremedim. Bir Dinamo Dresden forması ya da İtalya 90'da Alman Milli Takımı'nın giydiği şahane formayı bulma ümidiyle dolanıp durdum. Bizdeki pazarlarda satılan çakma Hertha Berlin formasının dışında karşıma pek bir şey çıkmadı ne yazık ki.

ikinci el ayakkabıcı
Bit pazarının merkez üssü Prenzlauer Berg biraz İstanbul'un Cihangir semtini anımsatıyor. Doğu Almanya döneminde yazarların sürgün yeri olan bu semt, şimdilerde yuppielerin ve sanatçıların gözde muhiti. Bu sayede birbirinde renkli dükkanlara, butik marka dükkanlarına, ve binbir çeşit kafelere ev sahipliği yapıyor. Semtin meşhur bira evi olan Prater'e uğrayalım dedik. Burası da Berlinliler'in pazar klasiklerinden biri. Rosa Luxenburg'un meşhur konuşmalarını yaptığı 175 yıllık bira-park, uzun masalar üzerinde bira içen yaşlı Almanlar içimizi kararttığından ve bir biranın 3 euro olmasından (bize pahalı geldi) planlarımızı akşamki "Weinerei" şölenine hazırladık.

Weinerei duruken Prater'e giden kendini bilmezler
sol alta dikkat!
Yeni açılan Kreuzberg'deki (Prenzlauer Cihangir ise Kreuzberg Tarlabaşı) bit pazarı ise adına yakışırcasına sadece bit pazarı değil. Bir küçücük ahşap sahnede amatör gruplar konser verirken, slow food gönüllüleri kasalarla tohum, fide satıyor. Bu fidelerden yetiştirilen mevyelerden yapılan meyve suları pazarın biradan sonraki favori içeceği.

Kreuzberg flohmarkt

Ayrıca Mauerpark pazarında da evinizin balkonunda yetiştirmek üzere organik fidanlar, tohumlar alabilirsiniz ama parkın en büyük pazar eğlencesi ise bu değil tabiki. Öğleden sonra parktan ayrıldım. Çünkü bisikletimin lastiği patladığından hostele gitmek zorunda kaldım. Sırtımda bisikletle 2 km güneşin alnında çirkin bir yolculuktan sonra, karaokeyi kaçırmamak için koşar adım parkın yolunu tuttum. Ama öncesinde giden enerjimi yerine getirmek için bir Alman döneri şart! Bu arada, hayatımda ilk defa bir şehir bisikletiyle bu kadar uzun bir yolculuk yaptım.

Türkiye'de bulursanız bana da haber verin
Türkiye'de dağ bisikleti modası bitmek bilmedi. 80lerde BMX modasından sonra başlayan dağ bisikleti (o zamalar şehir bisikletine binmek gurur kırıcıydı. Şehir bisikletine ancak kızlar binerdi. Hele hele ortasında dikey demir yoksa, adam yerine konmazdın) sevdasına ben de kapılmıştım. Dümdüz bir ova olan Balıkesir'de, tırtıklı kalın lastiklerle, asfalt yollarda ilerlerken, bir adem kulu da "Kardeş ince tekerlekli bisikletle daha rahat edersin!" demedi. Üstüne üstlük dağ bisikletleri çamurluksuz olduğundan, ıslak zeminden geçtiğiniz anda sırtınız çamur oluyordu. Ayrıca bu bindiğim şehir bisikletinde, küçükken Almanya'dan gelen BMX'lerde sıkça rastladığım kontra fren de vardı. İlk bindiğimde biraz yadırgasam da, zaman geçtikçe keyfini çıkardım. BBF marka bu bisikletle yorgunluk nedir bilmedim. Keşke Türkiye'de bulabilsem.

Bearpit karaoke: taklitlerinden sakınınız
efsane Dinamo Berlin Stadı
Meşhur "Dinamo Berlin Stadı"nın (Dinamo, Doğu Almanlar'ın en başarılı takımı. Tam 10 Doğu Alman ligi şampiyonluğu var. Birleşme sonucu iki ülkenin şampiyonlukları toplandığı için, beleşe Almanların en çok şampiyon olan kulüplerinden biri oldu) hemen yanında bulunan açıkhava tiyatrosunda, bir pazar klasiği "bearpit karaoke"de beleşe enfes konser keyfi yaşayabilirsiniz. 2 hoparlör ve bir mikrofon ile gönüllülerin karaoke yapmasıyla başlayan bu organizasyon, Berlin'de çoğu kişinin pazar günü ajandasında ilk sırada. Yer bulabildiğiniz takdirde biralarınızı açıp ardı ardına blues, pop, rock dinleme fırsatı bulabilirsiniz. Kimi zamanlar hiç beklemeyeceğiniz kalitede konsere denk gelebilirsiniz. Bize tiz sesli bir soprano ve zenci sesli beyaz adam denk geldi.

Weinerei
Akşam olduğunda ise "Weinerei" faslı başlar. Weinerei ne demek? Bu hizmeti veren bir bar-restoran buluyorsunuz. 2 euro verip bir bardak alıyorsunuz. Bu bardakla restoranda bulunan bilimum Porto, Fransız, Şili... şarabını dilediğiniz kadar içiyorsunuz. Hatta o gün menüde ne varsa dilediğiniz kadar yiyorsunuz. Bu oluşum Türkiye'de pek tabi ilk günde çökecektir.


Berlin'de ise bahşiş sisteminin kuvvetli olması nedeniyle (her ne kadar 2 euroyla yeyip içenler olsa da) hala ayakta duruyor. Pazar akşamı uğradığımız Weinerei mekanında birbirinden lezzetli şarapları devirip, yemek olarak da enfes bir makarna ile gayet vasat sebzeli çorbanın tadına baktık. Bizi buraya getiren Berlin'den sorumlu bloggerımız "Gurbet Kuşu"nun dediği gibi: "Almanya'da sebze çorbaları kaynar suya uzaktan sebzelerin fırlatılması suretiyle yaplılıyor". Tuz, yağ ve baharat yok. Terbiye ise tabiki mevcut değil. 2 euroya içtiğimiz binbir türlü şarabı, yediğimiz yemeği, bir çorbada hiçe saymamız ise nankörlüğümüzden olsa gerek.

makarnaya yakın plan
3 tane Weinrei adresi ve bir tane de NY times yazısıyla yazımızı sonlandıralım.

Die Weinerei, Veteranenstrasse 14
Frarosa, Zionskirchstrasse 40
Perlin, Griebenowstrasse 5

4 yorum :

  1. fotoğraftaki kontr-pedal bisiklet için:
    mbs:mert bisiklet googledan web sitelerine ulaşabilirsin. Ben de buyuk aşkla bağlandığım o bisikleti buldum orada ve edindim.

    YanıtlaSil
  2. evet bu bisikletlerden ben de aldım, ama türkiye'de değil ben de Berlin'e yakın yaşıyorum, büyük keyif, istanbul'a tatil için döndüğümde özlüyorum diyebilirim :)

    YanıtlaSil
  3. Buraya ben de 2009'da akşam yemeğine gitmiştim arkadaşlarla.. Ama 2 euro değil, adam başı 15-20 euro bırakmıştık kavanoza..

    YanıtlaSil
  4. doğrusu da o zaten. biz ayıp ettik :)

    YanıtlaSil