24 Temmuz 2011 Pazar

Dubrovnik Lezzet Turu

Hotel Argosy
Öncelikle şunu söylemeliyim; hizmet sektöründe bir numarayız. Gerek bankacılık, gerekse turizmde gayet doyurucu bir hizmet sunuyoruz. Garanti Bankası'nın internet sitesini kullananın başka ülkelerde internet bankacılığına bulaşınca eli ayağına dolaşıyor. Bizim rengarenk, şık tasarlanmış şubelerimizin ve güleryüzlü personelimizin yanına bile yaklaşamıyorlar. Avrupa'nın çoğu kentindeki, 70lerden fırlamış gibi duran buz gibi soğuk bankalar içimizi karartıyor.

Çukurcuma Times'a rakip mi geliyor?
Turizmde ise durum daha da vahim. Hele hele Doğu Bloğu ülkelerinin birisindeyseniz. Dubrovnik, belki de tüm bölgenin en turistik şehri. Balkanlar'ın gözdesi. Fakat sosyalist sistemden kopalı daha 20 yıl olmuşken; çalışanların kapitalizmin en gösterişli sektörü olan turizme çabucak adapte olmaları beklenemez. Hele hele yaş ortalamasının hayli yüksek olduğu bu ülkeleri düşünürsek, barmenlik yapan 60 yaşında "dede"nin size güleryüzlü davranmasını bekleyemezsiniz. 40 yaşına kadar kimseye hakettiğinden fazla gülücük dağıtmak zorunda kalmayan bir insana verilebilecek en ağır ceza bu olsa gerek. Bir örnek vermek gerekirse;

tepeden
Gayet şık bir koyda sahilde konumlanmış çay bahçesi-vari bir lokantada hamburger siparişi verdik. Gelen hamburgerin yarım ekmek arası köfteden çok farklı olmamasını geçtim. Ama ketçap ve mayonez istediğimizde "Neden hamburgerleri isterken söylemediniz?!" diye yüksek sesle, onca insanın arasında bizi azarlayan dedeye bir tek kelime edememek içime oturdu. Bu tür azarlama örnekleriyle gün içerisinde defalarca karşılaştık.


Otellere gelince kaldığımız 3 yıldızlı otel Türkiye'nin şişirme 5 yıldızlı otellerine bedel. Yugoslavya zamanında halkın rahat tatil yapabilmesi için, mekandan ve malzemeden kısmadan ferah ferah ve gayet zevkli bir mimariyle döşenen oteller, 90 sonrası Hırvatistan'ın Abramovicler'inin ellerinde şık otellere dönüşmüş. Sosyalizm döneminin basitliği ve insancıllığıyla, kapitalizmin lüksü birleşince gayet garip yapılar ortaya çıkmış. Ama bu otellerin de bir "kusurcuğu" var.


Memleketimde öğle veya akşam yemeklerinin dışında otelde karnınız açıkmışsa elinizi şıklatmanız yeterli. Birbirinden kaliteli atıştırmalık pizza, hamburger, patates vb... şeylerle açlığınızı bastırabilirsiniz. Fakat burada öyle bir durum yok. Yogoslavya zamanından kalma tatil köyü mantığının son kırıntıları hala devam ediyor. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeğinin dışında patetes kızartması dahi yiyemiyorsunuz. En yakın restoranın çok çok uzaklarda olduğunu öğrendiğinizde ise memleketimin güzel biskremleri hayatınızı kurtarıyor.


Yolumuza deneme-yanılma yoluyla devam etseydik restoranlarda da büyük hayal kırıklığı yaşayabilirdik. Allahtan hayat kurtaran gezi rehberimizi vardı da tam tatminle yolculuğumuzu tamamladık. Çoğu gezi sitesi Hırvatistan pizzasının, İtalyan pizzasından bile daha iyi olduğundan bahsediyordu. Biz de öğlen sıcağını   pizza yiyerek geçiştirelim dedik. Lonely Planet'ın tavsiyesine uyup ana caddeye çok yakın bir mevkiide bulunan Pizza Baracuda'ya uğradık.


Dubrovnik, tıpkı Bodrum gibi dışı cilalı içi boş birçok restorana ev sahipliği yapıyor. Fiyatlar haddinden fazla şişkin. Pizza Baracuda ise Dubrovnik fiyat standardının altında seyrediyor. Makarna, lazanya ve tabii ki pizza servisi var. Pizzaları nefis.

bu da kabaklı
Ama en çok Quattro Formaggi (Dört peynirli pizza)'yu beğendik. İncecik kıtır hamurunın üstüne dört çeşit peynir ve nefis pizza sosu. Maceraya gerek yok. Yanında söylediğimiz Hırvat şarabı ise utandırmıyor. Pizza için biraz sert ama lezzetli. Hırvatların en az İtalyanlar kadar iyi pizza yaptığı efsanesini kendimizce doğrulamış olduk.


Tok karınla teleferikle Dubrovnik semalarını seyreyleyip, ufak bir kumsal sefası sonrası akşam yemeği cilası için şehre geri döndük. Bu sefer balık yemekti niyetimiz. Birkaç tavsiyeden sonra şehrin en uygun ve lezzetli balık restoranlarından biri olan Buffet Kamenice'ye (Hırvatçada midye demekmiş) yöneldik.

Buffet Kamenice
Dubrovnik sabit pazarının hemen yanında bulunan küçük lokantanın girişindeki uzun kuyruk ilk başta canımızı sıksa da, sonrasında hoşumuza gitti. Güzel yemek yeme ihtimalimiz yüksekti çünkü. Kamenice çok şirin bir restoran. Dışarıya serpiştirilmiş 7-8 masa, mavi beyaz örtüler ve aynı renkte sandalyelerle Yunan restoranı havasında. Çalışanların ortalama yaşı 60. Haliyle biraz suratsızlar. Ama problem değil. Biz kuyrukta beklerken gelip giden yemeklere bakarak çoktan kararımızı verdik.

7 kuno 1 eurodan hesaplanıyor
bu şarabı bir yere yazalım
Neyse, 45 dakikalık bir bekleme faslından sonra sıra bize geldi. Evvelinden soğuk beyaz şaraplarımızı sipariş ettik. Posip marka bu şarabı şiddetle tavsiye ediyoruz. Kırmızısı vasatı aşmıştı ama günün yıldızı kesinlikle buydu. İlk siparişimiz cahilliğimizden midye sanarak istediğimiz istiridye oldu. Oyster kelimesinin istiridye anlamına geldiğini sipariş masamıza geldiğinde anladık. Ben tadını beğensem de masadaki çoğunluğun gulgulesine uyup iade ettik (halbuki üzerinden mis gibi deniz kokusu tütüyordu). İade işlemi Hırvatlar'ın kitabında yok. Hele garsonunuz 60 yaşını aşmışsa. Bir iki hır-gür ve bağırıştan sonra kadın yumuşar kıvama geldi. Ama hala yenmeyen istiridyelerin parası n'olacak sorusu cevaplanmamıştı. Hesap gelene kadar gerginliğe devam.

istiridye
Yerine midye (mussel dendiğini de buradan öğrendik) istedik. İyiki de istemişiz. Sebzeli suyun içinde azıcık zeytinyağıyla haşlanarak yapılan bu aparetif, bizde pek sevilen midye dolmalara meydan okuyor. Bizdeki dolma, türlü türlü baharat ve pirinçle, midye tava da yağ ile midyenin tadını gölgeliyor. Has midye tadını seviyorsanız limon bile kullanmadan bunu muhakkak deneyin. Ardından gelen mürekkep balıklı risotto ise Hırvatların İtalyanlara bir diğer meydan okuması. Ama risotto pirincinin kullanılmamasından dolayı daha çok sulu pilavı andırıyor. Hiç yoktan lezzeti yerinde.


Sunumun demir tabaklarda yapılması ise Anadolu lokantalarında bile kaybolan bir gelenek (demir bardak bir tek asker ocağında kaldı herhalde). Burada ise istisnasız her yemek böyle sunuldu. Devamında gelen kalamar tava ise taze kalamardan yapıldığından olsa gerek, bizdeki derin donduruculardan çıkarılıp hazırlananlardan (tıpkı patetes gibi donmuş ve hazır doğranmış kalamararı Nevizade'den geçerken görmüşsünüzdür) çok farklı.


Beyoğlunda kaç restoran taze kalamardan tava yapıyor ki? Bizde kalamar tava belki de bu yüzden avam mezesi. Tıpkı patates kızatrması gibi. Neden kalamarın ızgarasını da sipariş vermediğimize yanıp, yemeğimizi bayılarak bitirdikten sonra sıra geldi balığa. Cundalıların pek sevdikleri papalina benzeri balığı, burada yağda kızartıp sunuyorlar. Açıkçası Ege Denizi'nin sardalyası bunu donunda sallar. Ama en azından taze ve iyi pişirilmiş. Tüm yemeklerin porsiyonları bol kepçe. Gözünüz dönüp çok fazla sipariş vermeyin.


Papalina donunda sallar sallamasına ama bu kadar güzel beyaz şarapla şehrin meydanında hamsi yemek; Bodrum'da fahiş fiyat karşılığında yapılacak bir faaliyettir. Yenilen istiridyeler dahil, Adriyatik'in en popüler şehri Dubrovnik'te ise 65 euroya bu iş tastamam. Sırada beklerken gözümüze kestirdiğimiz bol soslu spagettilere midemizde yer kalmadı, başka sefere artık.

pazardan
Lonely Planet burayı socialist-style restaurant olarak tanımlıyor. Dubrovnik'e göre sosyalist kaçabilir ama İstanbul için pek de sosyalist görünümlü değil (Haliç kıyısındaki içkili balık restoranlarına ne yorum yapmışlardır acaba?). Zaten Lonely Planet'in en sevimsiz tarafı da bu. Komünizm fobisi (Lonely Planet Küba kitabını merak ediyorum). Çirkin olan herşeyi totaliter rejim artığı, sosyalist stil olarak yorumluyorlar (Berlin kitabında bu durum fazlasıyla rahatsız ediciydi. Hatta bazı bölümlerde hakarete varırcasına Doğu Berlin bölümüyle dalga geçiliyordu). Ama bize yeme-içme sefasında 2de 2 yaptırdılar o ayrı konu.

pazardaki içki bölümü
Biraseverlere ise Hırvatların Efes Pilsen'i Ozujsko'yu, siyah biracılara Lasko'yu tavsiye edebiliriz. Free Shop'tan aldığımız Hırvat erik rakısı olan "rakija" ise çok sert. Bir başka çok popüler içkileri olan Badel marka brendilerinin ise türlü türlü aramolısı mevcut. Tüm marketlerde ve free shoplarda, hatta pazarda bile bulabilirsiniz. Egzotik içki severler burada binbir çeşit brendi bulabilirler.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder