18 Temmuz 2011 Pazartesi

Edirne Lezzet Turu

İşte meşhur biber



Edirne yazımızı bölmek zorunda kaldık. Hem Kırkpınar, hem de yeme içme aksiyonları beklentimizin üstünde çıktığından, gezi kısmından ayrı bir bölüm olarak yayınlıyoruz. Şehre saat 11 gibi ulaştığımız için Meriç'te kahvaltı faslını başka bir zamana bırakıp, güreşler öncesi karın doyurmaca oyununu ciğerle oynayalım dedik. Diyarbakırlılar gibi günün ilk öğününü ciğerle açma fikri hoşuma gitti. 


Ama önemli bir sorunsalımız var. Hangi ciğercide yiyeceğiz? Adım başı ciğercinin olduğu bir şehirde karar vermek ne mümkün. Allahtan gezi öncesi birkaç araştırma yapıp seçenekleri ikiye düşürdüm. Birincisi, Mehmet Yaşin'in "Yol Üstü Lezzet Durakları"nda methiyeler düzdüğü "Ciğerci Kazım". İkincisi ise, Edirne halkının favorisi "Ciğerci Aydın". Ciğerci Aydın'da o kadar uzun bir kuyruk vardı ki bir meraklanmama rağmen açlığımın sesine dayanamayıp Kazım'ın yolunu tuttum. İyiki de tutmuşum.


Kuyruk beklemeden hızlı bir servisle ciğerler önümüze geldi. Dana ciğerinin (kuzu kızgın yağda çabuk dağılıyormuş) ince ince kıyılıp unla yağda kızartılması suretiyle yapılıyor. Malzeme günlük alınıyor. İstanbul'dakilerle kıyasladığınızda yumuşacık ve malzemesi bol. Fiyatı çok ucuz değil. Porsiyonu 10 tl. Ama malzemesinin bolluğu ve yan ürünlerin kalitesi (domatesi çok lezzetli), en önemlisi kıtır biberinin lezzetiyle parasını hakediyor. Aman ha! ciğerin yanına yoğurdu söylemeyi unutmayın. Bir yoğurtsever olarak ciğerden bile daha fazla zevk aldım. Kaymağını masaya gelir gelmez sıyırıp indirdim mideye. Dönüşte Ciğerci Aydın'ın önünden geçerken bitmeyen kuyruğu görünce "acaba" dedim. Çeyrek ekmeğe ciğer veriyorlar mıdır?

 
Ciğerci Kazım
Köfteci Osman
Güreş sonrası Meriç kıyısında bir mola verdik. Edirne'nin en güzel tarafı en sıradan mekanlarda bile içki servisinin olması. Sıradan çay bahçesi görünümündeki mekanlarda bile birayı geçtim rakı servisi bile var. Mimar Sinan'ın enfes köprüsü ve Meriç Nehri manzarası karşısında bir duble yuvarlamak iyi olurdu ama daha akşam yemeği için "Park Köftecisi Osman Usta"ya gidecektik. Osman Usta'nın köftesi ne Tekirdağ ne de İnegöl köftesine benziyor. En yakın akrabası Beyoğlu'nun meşhur köftecisi Köfteci Hüseyin diyebiliriz. Yani bildiğimiz "anne köftesigiller"den. Bir porsiyon 6 adet ama her bir köfte iki inegöl köftesi büyüklüğünde. Porsiyonu yine ucuz değil 10 tl.


İlk baştan söyleyeyim acı sosu pek bir vasat. Halbuki yere göğe sığdıramamışlardı. Osman Usta'nın köftesinin en önemli özelliği sulu olması. Köfteci Hüseyin'in sosunun sulu hali. Cıvık mı cıvık. Köftemi şenlendirmek için kazara bir kere batırdım. Gereksiz yere ıslatmaktan, köfteyi soğutmaktan başka bir işe yaradığı yok. Halbuki Balıkesir köftecilerinin çok kullandığı toz kırmızı biber olsa köfte ıslanıp soğumaz. Ayrıca masada kimyonun olmaması canımı sıkmadı değil. Ayranın yerel bir marka olmasını beklerdim. Çoğu kişiye göre köfteninin lastik kıvamında olması pek makbul bir özellik. Benim için ise tam tersi sevimsiz bir durum. Sultanahmet köftecisinden tiksinmemin en belirgin nedeni de budur. Allahtan Osman Usta'nınkiler yumuşacık bıçak kullanmadan çatalla kesilen cinsten. Zaten köftenin tadı çatalla kesilip yenince çıkmıyor mu? Köfteci Osman'ın Milliyet Gazetesi'ndeki röportajında, kendisine köftenin dışında diğer ızgara etleri niye yapmadığı sorulmuş. Cevabı harika:

"Bonfile, pirzola koy diyenler çok oldu. Ama bonfile, pirzolanın olduğu bir yerde köfteyi temiz tutamazsınız. Pirzoladan çıkan bir sürü sıyrıklar vardır. Onları ziyan edecek halimiz yok bir işletmeci olarak. Sonuçta bu etlerin kiloları 25-30 milyon lira. O etlerden kalanları köftenin içine katacaksınız, o zaman da ana mesleğiniz olan köfteciliği öldürmüş olacaksınız"


Tüm Edirne lokantalarında olduğu gibi biber ve domates on puanlık. Ama günün şampiyonu ne köfte, ne de biber. Süzme yoğurttan yapılan cacık o kadar lezzetli ki, sırf cacık yemeye bile İstanbul'dan gelinir buraya. Yoğurdu kalitelidir deyip işin içinden sıyrılabilirsiniz. Ama yerken kütür kütür ağzınızda kırılan salatalıkların katkısını hafife almayınız. Tabi bu arada masaya konan taptaze taş fırın ekmeklerini de tırtıkladığımdan peynir helvasına yerim kalmadı.  Hala iddaa ediyorum çoğu kişi "mikro milliyetçilik" yapıyorsun diyecek farkındayım ama Tekirdağ Özcanlar hariç hemen hemen her yörenin meşhur köftesini yedim (en azından Marmara ve Ege. Sivas'ın da Kirli Ahmet'ini unutmadan) fakat Balıkesir yöresinin köftesinin yanına bile yaklaşabilene şahit olamadım. Çoğu kişi Özcanlar'ın inanılmaz olduğunu iddaa ediyor. Ama işin içinde elastikiyet varsa yine hayal kırıklığı yaşayabilirim. 


Bir dahaki Kırkpınar seferinde:

1. Çok methedilen Meriç'te yakalanan dere balıklarından (yılan, yayın veya sazan) tadacağım.
2. Ne badem ezmesi ne de acıbadem! Edirne'nin simge tatlılarını bu seyehatimizde ıskaladık.
3. Peynir helvasına midemde yer kalmadı demiştim.
4. Kırkpınar panayırındaki odun ateşinde pişen kuzu ve tavuk çevirmeler ağzımızı sulandırmıştı. Resime buradan bakabilirsiniz

4 yorum :

  1. şu edirne ye gelemeyip, yazılara katkı yapamadığım için pişmanlığım artıyor. söylenecek çok şey var ama, kimyonla ilgili balıkesir in meşhur kemalpaşalı köftecisi nin özlü sözünü hatırlatayım; "köfteye kimyon ekecekler gitsin sucuk yesin!".

    YanıtlaSil
  2. Blogunuzu yeni keşfettim sayılır :) Dolayısıyla bu entry'i de yeni okuyorum. Son 2 senedir Kırkpınar'a gidiyoruz bir arkadaşımla. İlk gidişimizden sonra tüm seneyi peynir tatlısı'nın hayaliyle geçirmiş insanlarız. İstanbul'da bir iki yerde var ama on para etmez. Park Osman cidden harika. Nerdeyse kahvaltıda köfte yiyecektim bu sene. (ben ciğer sevmiyorum bir de öyle bir handikapım var) Bir de tüm gün et yemekten bıkınca gidilebilecek Melek Anne'nin yeri var, çeşitli ev yemekleri ve hamur işleri yapıyor. Orda da öyle bir yemiştik ki sahibi bize maşallah demişti. Neyse biz bundan sonra her sene gitmeye karar verdik. Belki bu sene yollarımız kesişir! Dere balıklarını ben de merak ettim şimdi.

    YanıtlaSil
  3. bu sene kesinlikle çadır kurmayı düşünüyoruz. bir gün kırkpınara asla yetmiyor çünkü

    YanıtlaSil
  4. Evet yetmez bence de :) Geçen sene 2, ondan önce de 3 gün kaldık yine de yapılacak her şeyi yapamadık henüz. Bu sene belki daha da uzun kalacağız, bakalım kısmet... otelde yerimizi birkaç hafta önce ayırttık, biz rahatımıza birazcık düşkünüz :) ama çadır da iyi macera. Otelimizin yanında bir açık hava mezar taşları müzesi var, oraya çadır kuran bile oluyor.

    YanıtlaSil