6 Temmuz 2011 Çarşamba

Sasa Sunar: Efes One Love 2. Gün


Biraz program sıkışıklığı, biraz zihinsel yorgunluk, biraz da tembellikten son ana kadar bekledim "festival" için. Hatta cumartesi gününü pas geçtim (neyseki Okan'la birbirimizi tamamladık). Güzel bir pazar kahvaltısı, çay-gazete keyfi ve soğuk bir duşun ardından, 17'de arkadaşlarımla AKM önünde buluşup, Santral'e doğru yol aldık. Evden çıkıp, aheste aheste yürüyüp, "shuttle"a binip, 20-25 dk içinde Santral'e gidip, 3-4 dk içinde içeri girebilince (davetiyelerimizin olmasının da katkısı büyük) festival ve organizasyon şimdiden sınıfı geçmişti benim gözümde. İçeride ilk dikkatimi çeken, Santral'e defalarca gitmiş olmama rağmen "ne-nerede" karmaşası yaşamış olmamdı. Bariyerler, yönlendirme sanırım aklımı karıştırdı. Ama binaları kafama yerleştirip, hayâli krokimi çizince biraz olsun rahatladım. "Efes"in festivalinde biralar, en azından Efes fıçı, "daha da" ucuz olmalı mıydı, bence olmalıydı. Biralarımızı (oldukça soğuktular) alıp Cake'i izlemek için kendimize uzak ama makul bir yer bulduk. Ana sahnenin festival alanı içerisindeki yeri iyiydi belki ama kamera, ışıklar, sesçiler ve gereksiz, alakasız, sempatik görünmeye çalışıp, "biz buradayız" der gibi etrafı kesen ünlüler için ayrılan kulemsi yapı sahneye çok yakındı. Çok büyük bir yer değil farkındayım ama rahatsızlık verdi o "kule". Türkiye'de genelde, özellikle böyle görece daha fiyatlı festival-konserler için, şöyle bir problem var; gerçekten o grubu, müziği sevenler yerine, daha çok o bileti alabilenler (ya da bilete ulaşabilenler) geldiği için konserlerde bir "coşku" problemi oluyor. Kuruçeşme'deki Depeche Mode konserinde, önümdeki iki "delikanlı", Dave sahnede kıçını yırtarken, sırtlarını sahneye dönmüş, iki kızla "çıkışta Reina'ya mı, Supper Club'a mı gidelim?" tartışması yapıyordu. Cake'de de bir coşku problemi vardı. Bunda Cake'in (onlar da çok ciddiye alıyorlarmış gibi değildi "kalabalığı"), havanın kararmamış olmasının ve en önemlisi henüz alkolün kana yeterince karışmamış olmasının da etkisi olabilir.

flu Suede

İki konser arasında (Cake ve The Editors) yapılan "toplu karaoke denemesi" ise komediden öteye geçemedi. Cake'in ardından Suede'i (benim favorim. Öykü Serter'in sunduğu 5te5'te "Film Star" şarkısını duyduğumda dinlemeye başlamıştım) beklemek üzere The Editors'u pas geçip (ayıp aslında), StarBucks'a konuşlandık. Oldukça kalabalık olmasına rağmen, oturacak yer bulmak, kahve, bira, yiyecek almak, tuvalete gitmek (en azından erkekler için) gayet rahattı. Festival alanı "akıcı-yoğun"du da diyebiliriz. Enerjik arkadaşlarım ve yoğun sohbet arasında festival ortamına alıcı gözle bakınca ilk dikkat çeken Ray Ban'ın sponsorluğuydu. Ray Ban "yeni" modeli Wayfarer'i tanıtmak için iyi ama pahalı bir yol seçmiş. Ben kaçırdım sanırım ama muhtemelen girişte binbir çeşit Farer katılımcılara bedava dağıtılıyordu.! (iki tane Farer'le gezeni de gördüm. yeşil, beyaz) (bu "yeniden moda"nın Türkiye'ye bir kaç sene geç geldiğini de ekleyelim) Ama genelde ben Okan'ın aksine "rahat" ve çok da kasıntı olmayan bir topluluk gördüm. Tabiki kolej çocuğu havalı fazla steril, zorlama kıyafetli ya da tavırlı insanlar da dikkat çekti. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama yaş ortalaması da çok düşük (yani 17-18likler pek yoktu.?) değildi (alkol-tütün-konser-açık alan-yaş sınırı-kıyıya yakınlık kanunlarının bununla ilgisi var mı araştırasım gelmedi). Çok da ilgimi çekmediğinden festival klasikleri düz duvara tırmanma, langırt, sponsor stantları, yeni gözdeler "dj ve guitar hero"lara vakit ayırmadım. Ama insanlar eğleniyor gibilerdi. Gibilerdi diyorum çünkü "madem geldik eğlenmeliyiz" ruh haliyle etkinlikleri "zorlayan" insanlara daha öncelerde çok rastladım. Kapıda dağıtılan Facebook ve Twitter bilekliklerinden bahsetmiyorum. Bilmem kaçıncı ve soğukluğuyla neşemizi kaçırmayan biralarımızla Suede için yola çıktık. İlgi bu sefer daha fazla ve yoğundu. Arkadaşlarım Suede'le çok da sıkı fıkı olmasalar da ilgileri sürekli sahnedeydi. Suede'in performansı oldukça iyiydi. Brett beni arkadaşlarıma karşı mahçup etmedi. Konser bitince kısa süreli bir tuvalet krizinden sonra, taksi ararken kendimizi korsan minibüste bulduk ve rahatça Taksim'e geri döndük.



Sasa'nın görüşleri:

Uzun süre sonra bir çırpıda yazdığım yazıdan sonra, pazar gününü bir daha gözden geçirince şunları da eklemek doğru olur. Öncelikle (yazının başında da bahsedecektim ama ayrı yazmak daha iyi sanki) festival-konser mekanı, Santralistanbul tek başına muhteşem bir yer. Daha önce konsere, derse, yemek yemeye, sergiye, müzeye gidip dönmekte zorlandığım, sıkılmadan saatler geçirebildiğim bir yer. Sanırım orada ne yapsalar hiç ilgimi çekmese bile sırf "mekan" yüzünden gidebilirim. Makul genişliği, ulaşımı, ağaçları, kafeleri, restoranları, mimarisi yüz güldüren binaları, muhteşem santral binası ve sanayi havası ile özel bir yer. Böyle olunca festivale farklı bir hava katıyor ve bir çok olumsuzluk görmezden geliniyor. Bir de olumsuz bir durum; "kraldan çok kralcı" tavırla işlerini yapan güvenlik görevlilerinin çantadaki yiyecekler ve profesyonel (ya da yakın) kameralara karşı "gereksiz ve rahatsız edici" hassasiyetleri. Okan da bundan nasibini almış. Ben de tehditvari bir iki diyaloğa şahit oldum.

Not 1: Suede belki de en sevdiğim şarkıları "Street Life"ı çalmadı. Teessüflerimi bildiririm.

Not 2: Okan'ın falafel, döner, Çukur Meyhane yazılarıyla ilgili birşeyler yazmamak için kendimi zor tuttum ama yazı çok uzadı. Ayrı bir yazı da toparlarım belki "fikirlerimi". Bir de müjde; Okan'ın Karaköy Lokantası yazısı yolda.

Not 3: Uzak vadeli bir vaat olacak ama, seneye Efes One Love devam ederse bloğumuz takipçilerinden iki şanslı kişi festivale bilet kazanacak. Yaklaşık 11 (!) ay sonra ayrıntıları açıklayacağız.


Not 4: Melis'e biletler için teşekkürler.

4suede - street life

2 yorum :