24 Ağustos 2011 Çarşamba

Lizbon

San Fransisco-vari sokaklar
Temmuz ayında bir konferansa katılmak için Portekiz'e geldim. Portekiz'e ikinci gelişimdi ancak daha Lizbon'u daha önce görmemiştim. Kulaktan dolma bilgilerim fena halde çelişkiliydi. Dünyanın en güzel kenti ve beş para etmez arasında gidip gelen yorumların tek bir ortak özelliği vardı; Lizbon İstanbul'a çok benziyor.

Cafe A Brasileira
İlk izlenimler gerçekten bu savı doğruluyor sanki. Kente girerken boğaz köprüsünün bir benzerinden (ama trenle) geçtim. Daha sonra kentin 7 tepe üzerinde kurulduğunu öğrendim ve yokuşlar iflahımı kesti. Buna rağmen kent gerçekten küçük ve şaşırtıcı derecede düzenli. Hemen her yerini yürüyerek ya da kısa metro yolculuklarıyla gezmek mümkün. Kısa süren gezimde kentin önemli mahallelerini sindire sindire gezdim.



Baixa: Kent merkezi ve en çok turiste (çoğunlukla İngilizler cirit atıyor gibi geldi bana) rastlayacağınız, alışveriş bölgesi. Sadece bu mahallede restoranların önünden geçerken garsonlar pişkin bir şekilde sizi içeri davet ediyor ve burnunuza menüyü sokarak, "aman efendim biz süper ucuzuz, gelin tıka basa yiyin" diye reklam yapıyor.

Alfama'da bir sokak
Neyse ki 4 senedir Lizbon'da yaşayan dostum Umut'la bu numaralara kanmadan adam gibi bir yerde sürahiyle gelen ucuz ve nefis şarabın dibine vuruyoruz. Tabi her seferinde önünden geçtiğimiz likör dükkanından birer "Ginjinha" (geleneksel vişne likörü) kaparak. Praça do Comércio'da (ticaret meydanı diye çevirebiliriz sanırım) belli günlerde şarap tadımı yapılacak dükkanın önünden saatleri not ettikten sonra Tagus Nehri kıyısında dinleniyoruz.


1755 yılındaki büyük deprem, Lizbon'u yerle bir etmekle kalmamış, deprem sonrası nehrin ve denizin çekilmesinden sonra halk bu ilginç olayı görmek için bu meydana akın etmiş. Daha sonra tarihin kayda geçmiş en büyük tsunami felaketi gerçekleşmiş.



Alfama: Bu büyük depremden hemen hemen hiç etkilenmeyen, Sao Jorge Kalesi'nin çevresinde kurulmuş eski Arap yerleşimi Alfama aynı zamanda Lizbon'un en görülesi mahallesi. Son derece dar sokaklar, futbol oynayan çocuklarla dolu minik meydanlar, dar merdivenler ve denize açılıp gelmeyen Portekizli denizcilere yakılan türküleri (fado) dinleyebileğiniz restoranlar ve iki masalı dört sandalyeli çok sayıda bar ve kokteyl dükkanları nedeniyle 2 günümü bu mahallede geçirdim.

Belem Keşifler Anıtı
Turistik bir bölge, evet ama şaşırtıcı derecede ucuz (bu sanırım tüm Portekiz için kullanılabilecek en güzel sıfat, tabi sadece fiyatı tasvir etmek için) ancak enfes yemeklere dayanamadım ve her öğünümü burada bir restoranda geçirdim. Bloğumuzu takip edenler bilirler, blog yazarları olarak meyhane ve meze düşkünüyüzdür ancak "numarasız" olması şartıyla.


Örneğin ahtapot istediysem gerçekten ahtapot istemişimdir. Ahtapot parçalarının mantarların arasında kaybolduğu bir tabak değil. Ve aynen de istediğim gibi bir yemek geliyor; kızarmış ve kesilmemiş iki ahtapot bacağı, yanında limon. Üstüne açgözlülük yapıp Bacalhau (enfes bir balık köftesi) da söylüyorum. Hayatımda ilk defa bir zeytinyağının Balıkesir (Ayvalık) yöresi zeytinyağından asla aşağı kalmadığını görerek masadaki her şeye zeytinyağını boşaltıyorum. Yemekten sonra ufak bir kokteyl barında içtiğim "capirinhalar"dan sonra saat 19.00 gibi eve sarhoş olarak dönüyorum. İkinci gelişimde ise içkinin dozunu biraz daha iyi ayarlarak kaleyi ve kaleden inişteki şahane bit pazarını gezmeyi ihmal etmiyorum.


Bairo Alto: Portekizce yüksek mahalle anlamına gelen Bairo Alto, Lizbon'un gece hayatının merkezi. Umut'un ifadesiyle çakma Barselona. Umut ve eşi Pınar, Bairo Alto'ya gündüz gidersem her yerin kapalı olacağı konusunda beni uyardılar (dayanamadım ve gittim, her tarafta demir kesme atölyeleri, nalburlar, kunduracılar vardı).


Akşamları ise sokaklar çok kalabalık, hava sıcak olduğu için genelde herkes bardan içkisini alarak dışarda içiyor. Biz de capirinhalarımız alarak (yarım litre capirinha 3 euro ve "numarasız") kalabalığa karışıyoruz. En çok beni Brezilyalı sanmalarından keyifleniyorum. Zaten Portekiz'de herkes benimle doğrudan Portekizce konuşurken, dostum Umut sarışınlığından dolayı her daim İngilizce'ye maruz kalıyor. Mahalleye ikinci gelişimde yalnız gelince rastgele bir Brezilya barına giriyorum. Sanırım şu Brezilyalılar dünyanın en sıcakkanlı insanları, her seferinde aynı şey oluyor, bir bara giriyorum ve hemen dakikasında herkes merhaba diyor, herkesle her konuda konuşacak şeyleri var. Tabi barmen Curitibalı (Alex De Souza'nın memleketi) çıkınca ben de ikram edilen içkilere hayır demiyorum.

Belém: Pazar günü Umut, Pınar ve 1 yaşındaki oğulları Ernesto Poyraz Çınar Ekim ile birlikte Portekizli kaşiflerin denize açıldığı şehrin biraz dışındaki Belém bölgesine gidiyoruz. Kiliselerden pek haz etmediğim için Mostererio Dos Jerenimos'un içine girip Vasco Dö Gama'nın kabrini ziyaret edip, hemen dışarı çıkıyorum. Tabi ki Belém'e gelip de "pastel de nata" (tarçınlı Portekiz keki) yememek olmaz. Nehir kıyısında geçince, aşırı sıcaktan dolayı Belém Kulesi'ne pek prim vermedim ama Keşifler Anıtı'na ve Portekizli kaşiflerin keşif haritasını gereğinden uzun inceledim.


Bir Portekizli amcaya ekonomik krizi sormuştum ve adam "Biz 30 yıldır krizdeyiz, değişen bir şey yok. Paramız yok, zaten hiç olmadı ama her zaman şarabımız ve balığımız ve bir de şu yaz sıcağında Tagus Nehri'nden gelen paha biçilmez bir esintimiz var" demişti. Amca kahveniz de çok güzel diyecektim ama adam güzel laf etmiş şimdi bozmamayım diye sustum. Unutmadan yazayım, Lizbonlu şair Fernando Pessoa'nın sağlığında sıkça takıldığı (ve şu anda heykelinin olduğu) A Brasiliera'da bir kahve içmeden kentten ayrılmayın (ben gitmedim ama güzel duruyor).

9 yorum :

  1. Ne güzel bir post olmuş bu. Rehber adayıyım. Yani daha öğrenciyim. O yüzden böyle postları rehber kitapları okumaktan daha çok seviyorum.

    Teşekkürler paylaşımınız için.

    YanıtlaSil
  2. Eline saglik:))) Bi de Portekizliler acayip sicakkanli ve rahat insanlar. Hayatimin en guzel 1 senesini gecirdigim Portekiz'e gidicek olanlara tavsiyem hic efenim Lonely Planet, Top Ten Portugal falan almayin. Portekiz lokal insanlarla, lokal yerlerde takilinca guzel:)))

    YanıtlaSil
  3. harika yaziyorsun. bu senenin iki oncelikli duragi berlin ve lizbon ile ilgili nefis bilgiler edindim. aklima bir sey takildi "numarasiz" meyhanenin adi nedir? cuma- pazartesi lizbon'da olacagiz. oradan da kismetse braga'ya besiktas macina. tesekkurler

    YanıtlaSil
  4. tesekkürler, sorun su ki numarasız meyhanenin kapısında adı yazmıyor : ). Sehir merkezinden Alfama'ya cıkarken tramway yolunu izleyin, sağ tarafta bir büyük katedral göreceksiniz, tramway yolu üstünden, onun kaşısında (yolun sol tarafında ve katedralden biraz beride, laz yol tarifi gibi oldu ama yukardan gelirseniz yolunuz cok uzar) kalıyor, zaten vitrinde sergilenen devasa balıklar ve cesitli deniz ürünlerinden anlarsınız. Bir de Sao Miguel meydanını (mutlaka haritanız olsun yanınızda) bulabilirseniz o cevrede nefis kafeler ve restoranlar var, hemen hepsi güzel duruyor. iyi yolculuklar!

    Not: lizbon'daki arkadas mail attım, acık adresi ögrenirse bana yazacak, ben de buraya yazarım.

    YanıtlaSil
  5. buldum :) http://maps.google.pt/maps/place?q=RESTAURANTE+RIO+COURA,+Rua+de+Augusto+Rosa,+Lisboa&hl=pt-PT&cid=7318489195653592086

    YanıtlaSil
  6. harika. cok cok tesekkurler. hem sizin hem de bir kac farkli blog'dan kendimize bir to do list cikardik. donunce yazarim size de. tekrar tesekkurler

    YanıtlaSil
  7. Merhaba, Lizbona gideceğim, her yere kolay ulaşabileceğim ve güvenli bir yer olsun istiyorum, hangi semtte kalmalıyım?

    YanıtlaSil