12 Ekim 2011 Çarşamba

Emir Kipleri

İzle: Emrah Serbes'in Son Hafriyat romanından uyarlanan "Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm", 29 Ekim'de sinemalarda. 2008 yılında romanı ilk okuduğumda (sonra 2 kere daha okudum) romandan müthiş bir film yapılabileceğini hayal etmiştim. Kitaptan filme yapılan uyarlamalarda okuyucular genelde bir tedirginlik yaşarlar ancak bu kez dizinin ve dizi ekibinin başarısı nedeniyle pek de kaygı duyduğumuz söylenemez.


Üstelik ilk defa Behzat Ç. karakterini gerçek anlamda tanıyacağız (sansürsüz küfürler ve ağızdan düşmeyen Samsun 216 sigarası). Ve 2000'li yıllarda malum belediye başkanının kenti inşaat alanına çevirmesiyle Ankaralı'nın yaşadığı sıkıntılar...


"Behzat Ç. ve ekibi Sakarya Caddesi'nden Ayaş'a kadar altını üstüne getiriyor Ankara'nın. Sadece cinayetçiler değil, belediyenin envaiçeşit birimi de altını üstüne getiriyor Ankara'nın. Her yer hafriyat. Kavşak inşaatıydı, kabloydu, boruydu, tamirattı..."

Oku (Kitap): Osmanlı tarihçisi Ariel Salzmann'ın 2004 yılında basılan ve Osmanlı tarihini yeniden yorumlamamıza neden olan "Tocqueville in the Ottoman Empire: Rival Paths to the Modern State" isimli çalışması, "Modern Devleti Yeniden Düşünmek: Osmanlı Ancien Regime'i" ismi ile Türkçe'ye çevrildi ve geçtiğimiz aylarda İletişim Yayınları'nca basıldı. Salzmann, Osmanlı modernleşmesinin belleğimize kazınan bazı "gerçeklerini" ters yüz edecek argümanlar sunuyor. Fransız devrimi gibi modern devlet de sadece "Batı"ya aittir diyen Fransız tarihçisi Alexis de Tocqueville, Salzmann'ın kurmaca dünyasından İstanbul'a gelir ve imparatorluk arşivlerine girerek devletin nasıl işlediğini yeniden yorumlar. Modern devlet kuramına karşı ezberlediğimiz her şey doğru mu? Merkezi devlet zayıfladıkça taşra güçlenir mi? Salzmann'ın bu sorulara verdiği yanıtlar Osmanlı idari modernleşmesini yeniden okumak için müthiş bir fırsat, ilgilenenlere.


Dinle (Radyo): Bira keyfi müziksiz olmaz diyenler için: bira fm. Tasarımı gerçekten çok hoş. Plajda, evde (tek), evde (çift), partide, sokakta, geçmişte gibi değişik müzik seçenekleri sunan kanallar var, radyo dinlemeyi özleyenler için.


Ye: Geçen hafta lakabı "lojistik dev" olan kuzenim Malatya'dan dondurma getirdi. Kuru buz denilen asrın icadı sayesinde artık dondurmalar 72 saat erimeden dünyanın öbür ucuna bile yollanabiliyor. Tabi ben meraktan çatlayıp kuru buzu hemen elime aldım.


Geleceğe dönüş filminde doktor Emmmett Brown zamanda yolculuk yapan arabasını elleyince çığlığı basar. Marty Doktora sorar "Çok mu sıcak"?, "Hayır Marty, çok soğuk". Yıllardır kafamı kurcalayan iyi de soğuk insanın canını bu kadar yakar mı? sorunsalı (biz de kartopu oynaduk ama hiç çığlık atmadık) kuru buzu ellediğim anda cevabını buldu.

Karbondioksitin -78 derecede dondurulmasından oluşan bu buz eridiğinde suya dönüşmeden gaz olduğundan kuru buz adını vermişler. Aman dikkat mevye sularınızı çok soğutmak için sakın içine atmayın. Allah muhafaza bir parçası boğazınıza kaçarsa midenizi yakabilir. Malatyalılar çok iyi bilir ADO'da (Abdullah Usta) maraş dondurması yiyen biri başka bir yerde aynı tadı asla bulamaz. Dondurmasının lezzeti ve kıvamı kusursuzdur. Tamam tüm Maraş dondurmacıları keçi sütü ve salep kullandığını söylüyor ama burası bir başka. Maraş'ta bir şubesi bulunan ADO, 2006'dan beri de İstanbul'un belli yerlerine dondurma yolluyormuş da haberimiz yokmuş.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder