16 Ekim 2011 Pazar

Festivalden

Sen de olmasan...
Contagion: Niye bir sürü Hollywood starı birleşip Steven Soderbergh filminde oynar. Tamam, Woody Allen da birçok filminde yıldız bombardımanı yapar. Fakat yıldız oyuncular en azından "Woody filminde oynadım" demek için fiyat kırarlar. Filmleri zorlayıcı değildir. Kimse damdan dama atlamaz (en azından aksiyon maksadıyla). 20 günde çekimler biter. Epi topu 90 dakikadır zaten. Yapımcılara ekstra maliyet yüklemediğinden Woody'nin yıldız yağmurunun çok karışanı olmaz. Veyahut James Cameron 30 milyon dolar verip Tom Cruise'u filmimde istiyorum dese kimse gıkını çıkarmaz. Çünkü bilinir ki filmleri para basar. Fakat en iyi filmi ilk filmi olan (Sex, Lies and Videotapes), son iyi filminin üzerinden 13 yıl  (Out of Sight), son işe yarar yıldız yağmuru filminin üzerinden ise 10 yıl geçen (Ocean's 11) bu garip yönetmenin bu kadar savurgan film çekmesine kim izin veriyor? Nerede bildiğimiz despot Hollywood yapımcıları? Nerede filmleri kendi elleriyle makaslayan para babaları? Nerede Orson Welles'in 5 saatlik başyapıtını 90 dakikaya çeviren yatırımcılar?

Gelecekte bu film Jude Law'ın çirkinleşmeye başladığı film olarak da anılabilir
Soderbergh, Solaris gibi bir klasiği berbat etmekle kalmayıp, Che rolüne en yakışacak oyuncuyu çirkin bir (hatta iki) Che filmiyle israf edip, son olarak da Contagion ile gelmiş geçmiş en heybetli bilim kurgu filmi kadrosunu, sırf çok gerçekçi olmak adına belgesel yavanlığına indirgemiş. Gerçekçi bilimkurgu nasıl olur diye merak edip District 9 filmine azıcık göz atabilseydi Hollywood'un sonu "berg" ile biten başarılı yönetmenler geleneğini de bir çırpıda bozmazdı.


Tyrannosaur: Dikkat! Bu filmde iki kez köpek öldürülüyor. Kiremit döşemeli evler, soğuk hava yüzünden ağızdan çıkan dumanlar ve abartısız oyuculuklar. İşte size bir Britanya filmi. Michael Douglas'a zengini oynamak ne kadar yakışıyorsa, Peter Mullan'a da fakiri oynamak o kadar yakışıyor. Taxi Driver vari (bitmeyen) sona dikkat.


Shame: Woody şehri terkettikten sonra sağlam bir New York filmi göremez olduk. Aslında sırf Woody meselesinden değil. New York son zamanlarda sanki biraz popülaritesini yitirmiş gibi. Amerika'daki  ekonomik durgunluğun buna etkisi olduğu gibi, yükselen Çin haberleri vesilesiyle Şangay ve diğer ekonomik pohpohlama haberleriyle taarruza geçen İstanbul, Sao Paolo, Buenos Aires gibi şehirler ve tabii ki birçok İspanyol kenti bu aralar pek ön planda. Shame, işte o uzun zamandır göremez olduğumuz New York filmlerinden. Film, yönetmenin Avrupalı oluşunun da etkisiyle klasik New York silüetlerinin ötesinde şehir görüntülerine sahip. Bunu, New York sokaklarına gökdelenlerin üzerinde bakan standart çekim tekniğinin aksine, başrol oyuncusuna küçük şehir turlarını (bazen koşarak, bazen taksiyle) yer seviyesinde yaptırmasıyla (filmde hemen hemen hiç  tepeden bakılan New York görüntüsü yok. Olsa bile başrol oyucumuz da o an gökdelenin tepesinde bulunuyor) sağlıyor. Son bir anektod. Fassbender bu filmle, Venedik Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Bu ödülü sonuna kadar haketmiş. Fakat aynı performans ile Oscar alma ihtimali var mı bilinmez? Çünkü filmin neden gece 12'de gösterime girdiğini daha birinci dakikadan anlıyorsunuz. Muhafazakar Amerikan akedemisi, bu sex dozajı yüksek Avrupa filmine (her ne kadar New York'da çekilmiş olsa da) ödül verir mi acaba? McQueen-Fassbender işbirliği Hunger ve Shame filminden sonra şu anda çekim aşamasında olan 1800'lerin New York'unda geçen Twelve Years A Slave filmiyle devam edecek.


Le Havre: İskandinav refahını sorgulayan; fakirlerin, çirkinlerin karanlık ama eğlenceli hayatlarını anlatan Aki Kaurismaki, bu sefer de genel bir bakış açısına geçiyor. Yönetmen son filminde Avrupa refahını, hem de en önemli sorunuyla yani göç meselesiyle sorguluyor. Önceki filmleriyle Jacques Tati'ye saygı duruşunu ihmal etmeyen Kaurismaki, filmin Fransa'da geçmesinden midir bilinmez her anıyla bize Tati'yi hatırlatıyor. Monsieur Hulot'a fena halde benzeyen filmin sevimli başrol oyucusu, Hulot gibi pipo içmese de sigarayı ağzından düşürmüyor. 60'ların Fransız filmlerinin unutulmaz imgelerinden arka tekerleklerinin yarısı gözüken Citroen marka araba, şapkalı pardösülü dedektif ve bakkal manav mahallenin küçük esnafı hepsi tastamam! Umarım Helsinki'den bildiren yazarımız Ülke, şehirdeki Kaurismaki mekanlarının izini süren bir yazıyla karşımıza çıkar da, biz de keyifle okuruz!

3 yorum :

  1. ülke'nin kaurismaki'nin izini süreceğini öğrenen triplle double istanbul'da kemal sunal'ın izini sürecek. benden tavsiye ilk iş olarak banker bilonun geçtiği sirkeciye uğraması. fiali ise çamlıca lisesi ile yapmalı. ama en merak edilen konu tosun paşanın geçtiği çöl neresi acaba?fas olacak değil ya.

    YanıtlaSil
  2. Konya Karapınar, Türk sinemasında bütün çöl sahneleri orada çekilir.

    YanıtlaSil
  3. fassbender sevenlere, tanınmadığı zamanlardan "eden lake"i tavsiye ederim. fassbender öne çıkmıyor ama film muhteşem. hem fassbender bu filmde de oynamıştı diye hava da atmak için filmi bir görün :=) film çok provokatif haberiniz olsun.

    YanıtlaSil