17 Kasım 2011 Perşembe

Beyrut Abur Cubur Rehberi 1: Felafel

En Başta Not: Uzun bir Beyrut serisi geliyor. Seriye başlangıcı felafelle yapıyoruz. Sırada ise içecekler, mezeler, mükellef sofralar ve daha fazlası var. İyi okumalar.

Daha önce ayrıntılı bir felafel yazısı yazmıştık. İstanbul ve Berlin felafellerini dövüştürüp neticesinde Berlin'i galip ilan etmiştik. Sıra geldi felafelin harman olduğu mekan Beyrut'a. Bu sefer yazımız kapıştırma şeklinde olmayacak. Olsa olsa küçük kıyaslamalarda bulunacağız. İstanbul'a bir de Beyrut'tan sopa attırmaya niyetimiz yok. Yapsak bile akabinde İstanbul camileriyle Beyrut camilerini kapıştırıp, Beyrut'a fena bir dayak atarız siz hiç merak etmeyin. İstanbul milliyetçisi değiliz, Beyrut milliyetçisi ise hiç değiliz. Lafı uzatmadan, konuyu dağıtmadan sadede gelelim. Felafel.


Felafel de tıpkı baklava gibi, "Hangi ülke buldu?" sorusundan muzdarip. Lübnan, İsrail ve Mısır kendilerine ait olduğunu iddia etmekte. Çoğunluk, Mısır'a ait olduğu konusunda hemfikir olsa bile yurtdışında genellikle Lübnan yemeği olarak biliniyor. İsrail ise tıpkı Yunanlar gibi yoğun lobi faaliyetleri yapıyor. Birçok kişiye göre şehrin en iyi felafelini Sahyoun yapıyor. Biz de ilk gün Sahyoun'u bulmak için yola koyuluyoruz. Elimizde sadece buranın Damascus Caddesi'nde olduğuna dair bilgi var. Ama Damascus Caddesi nerededir onu bilmiyoruz. Yol kıyısında duran yaşlı bir beyefendiye caddeyi sorduğumuzda, "Taa oraya felafel yemeye mi gideceksiniz. Şurada çok iyi bir felafelci var boşuna yorulmayın" gibilerinden cevap alıyoruz. Biz de yaşlı adamın sözünü dinliyoruz. İyiki de dinliyoruz.


Abou Al Tayeb'e girer girmez kapıda felafel yiyen Türkçe konuşan bir Amerikalı, "Burayı rastgele mi buldunuz. Şanslısınız çünkü Lübnan'ın en iyi felafelini Al Tayeb yapar" diyerek beklenti çıtamızı daha da arttırdı. Heyecanla siparişlerimizi verdik. Felafel, bol yeşillikli ve lezzetli yufkaya sarılı halde önümüze konuldu. Köfteler taze pişmemişti ve çok sıcak değildi. Fakat İstanbul'daki felafelcilere en büyük farkı inanılmaz lezzetli yufka ekmeği atıyor. İstanbul'daki en iyi dürümcüde bile yavan, kepeksiz undan yapılmış lavaşlar sunulur önünüze. Hemen hemen hiç lezzeti yoktur. Lastik gibidir. Al Tayeb'deki felafel köfteleri ise yoğun kimyon tadıyla, yediğimiz hiçbir felafele benzemiyor. Tahinli sosun kıvamı ve yeşilliğin tazeliği de eklendiğinde tadı müthiş oluyor.




Ertesi gün artık Sahyoun'a gitmek için yola koyulduk. Tamam Al Tayeb kusursuzdu ama hala Sahyoun'un en iyisi olduğunu söyleyenler çoğunluktaydı. Kaybola kaybola sonunda Damascus Caddesi'ni bulduk. Bu arada yaşlılara Damascus Caddesi'ni sormayın. Onlar Şam'ı "Dımaşk" olarak biliyorlar, haberiniz olsun. Caddeye geldiğimizde Sahyoun'u kapalı görünce kafamızdan kaynar sular boşaldı. 3 saatte yürüyerek varabilmiştik buraya. Meğer ehli keyif Sahyoun pazar günleri kesinlikle çalışmıyormuş (Bu bilgiyi de Beyrut dönüşü izlediğim, Vedat Milör'ün Tadı Damağımda programının Beyrut bölümünde öğrendim). Neyse ki yanında birkaç felafelci açıktı. Kızılkayalar'ın yanında duran dönerciler çok mu kötü? Çılgın Dürümcü ve Bambi hepsi birer marka. Bu tezden yola çıkarak en yakın felafelcide soluğumuzu aldık. Sonuç felaket. Köfteler belli ki yağ kızarmadan atılmıştı. Bu sebeple vıcık vıcık kıvamda bütün yağı çekmişti. Lavaş desen lastik gibi. Sos beş para etmez. Yanında içtiğimiz kefir kıvamında ayran ise en büyük fiyasko. Midemiz bozuluyor.



Pazartesi. Hava 25 derece. Güzel bir gün. Hele hele felafel yemek için. Kahvaltımızı yapmıyoruz. Sabah erkenden Sahyoun'da olalım ki yağ kahverengiye dönmeden felafelleri götürelim. Saat 11'de oradaydık. Bu sefer açıktı. Fakat ilk müşteri biz olduğumuzdan lavaşlar bile gelmemişti. 10 dakika lavaşların gelmesini bekledikten sonra usta günün ilk felafelini pişirmeye başladı. El çabukluğundan belli ki binlerce felafel yapmış.


Küçük turpları ince ince doğrayıp, nane ve maydonozu güzelce yerleştirdi. Taze pişmiş felafel köftesi, tahin sosu, acı sos, domates ve salatalık turşusu. İşte size kusursuz bir felafel. Yanına verdiği bol tuzlu biber turşusu ise etli etli. Mersin tantunicilerinde bulunan büyük biber turşusuna benziyor. Fiyat 2500 livre yani yaklaşık 3 tl. 3 kişi 6 felafel 3 kolaya 18000 livre verdik. Bu lezzete göre korkunç uygun. Sahyoun'un hemen yanında düşman akrabası başka bir felafelci var. Onun da adı Sahyoun.




Tıpkı Vefa Bozacısı olayı gibi. Yıllardır konuşmuyorlarmış. Bizim Sahyoun aynı binada 1935'ten beri hizmet veriyor. Baba mesleğiymiş felafelcilik. Dükkanı küçük ama çok temiz. İyi ve temiz felafel yemek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. Kaçırmayınız.


Neticesinde üç farklı felafel yedik. Biri İstanbul'un en kötü felafelcisinden bile kötüydü. Sahyoun ve Al Tayeb ise kesinlikle tatmin ediciydi. İkisi arasından seçim yapmak gerekirse köftelerin lezzeti açısından Al Tayeb yarışı kazanıyor. Lavaş, yeşillik (Bu arada küçük turplar o kadar lezzetli ki, Türkiye'de de satılmasına rağmen dürümün arasına koymak kimsenin aklına gelmiyor mu?) ve sunum açısından ise kesinlikle Sahyoun ağır basıyor. Üstelik Sahyoun'un hijyenik ortamı da düşünüldüğünde ibre sanki biraz Sahyoun'a doğru kayıyor.


Not: Falafel Sahyoun'un dürümü ustaca hazırlayışını videoya aldım. Kendisi saniyeler içerisinde enfes dürümler hazırlayabiliyor. Bu videoyu da yakın zamanda blogda paylaşacağız.

2 yorum :

  1. yazıyı her görüşümde ağzım sulanıyor. khubiz den felafel söyleyip evdeki tazecik turplardan içine ekleyip yiyeceğim şimdi.

    YanıtlaSil
  2. evde felafel keyfi yazını bekliyoruz o zaman.

    YanıtlaSil