3 Kasım 2011 Perşembe

Balıkesir Lezzet turu 7: Günübirlik Balkes

En Başta Not: Gündem yoğunluğundan ve biraz da benim tembelliğimden yazıyı ancak yayınlayabiliyoruz. Ama Kastamonu tiridi yazısıyla yakın zamanlı olması karşılaştırma yapmak için iyi oldu. İyi okumalar.

Balkes'in (Balıkesir) bizim için önemini bloğumuzu uzun zamandır takip edenler bilir. Özellikle yemekle ilgili yazılarda (bazen alakasız yazılara da Balkes sıkıştırdığımız oluyor) Balkes'ten bahsetmeden ya da Balkes karşılaştırması yapmadan geçmeyiz. Zamanında bazen çok sıkıldığımız, kaçmak için gün saydığımız, arkasından çok konuştuğumuz Balkes'i, şimdi mikro-milliyetçilik de yaparak anmak, övmek ilginç. Tabi iki tarafta da değişim çok. En önemlisi artık karşılaştırma yapabiliyoruz. Ve aslında zamanında çok da ilgimizi ve dikkatimizi çekmeyen Balkes "aksiyon"larının ne kadar da değerli olduğunu/olabileceğini görüyoruz. Günübirlik gittiğimiz ve 2-3 saat "ayak üstü" dolaştığımız şehirden yine de bu kadar materyal çıkması da bunun bir kanıtı olsa gerek.

Kötü tost kötü ayran. Yazının sonunda iyi tost iyi ayran
İstanbul-İzmir-İstanbul yolculuklarının en şöhretli durağı Susurluk'ta asırlık (abarttım) tost ayran (hatta eskiden simit) geleneği eskisi gibi devam ediyor. Ama devam eden sadece gelenek. Eski tost ayran kalitesinden izleri bulmak git gide zorlaşıyor. Her yolculukta "burası da bozmuş, bir dahakine şurada yiyelim" derken elimizde bir-iki mekan kaldı. Koca koca dinlenme tesislerinin "baskısına" dayanamayan küçük, sevimli, bazıları bahçeli dinlenme tesiscikleri bir bir kapandı. Balkes'e varmaya 30 dk kala, annelerimizin yemekleri sofrada bizi beklerken, gelenekçi tarafımıza yenilip Yörsan'da tost ayran için durduk. Ben, yaklaşık 400 işçiyi sendika üyesi diye işten çıkardıktan ve sahipleriyle ilgili "dedikodular"dan sonra Yörsan'la ilişkimi kesmiştim. Ama arkadaşımın ısrarıyla, ki onun tostları Yörsan'da torpilli olur, uyumlu davranarak Yörsan'a girdim. İyiki de girmişiz çünkü arkadaşım için de Yörsan o gece bitti. Tostlar sanki daha önceden pişirilmiş ve siparişle ısıtılmış gibiydi. Uzamasıyla mozarella'yı kıskandıran Mihaliç peyniri kalıp gibi tostun ortasında duruyordu. Ayran plastik bardakta ve dillere destan köpüğünden mahrum, boynu bükük masada duruyordu. Keyfimizi kaçırmadan, Yörsan'ı da elemenin rahatlığıyla evde bizi bekleyen yemekleri düşünerek kalan kısa yolumuza devam ettik.


Sabah akraba ziyaretleri ve benim için klasikleşen şöförlükten (ne zaman Balkes'e gitsem kendimi birilerini bir yerlere götürürken buluyorum. Bir de her seferinde dedemin uydu alıcısını ayarlıyorum) sonra bir günümü yedim. Ertesi gün kalan kısıtlı zamanda "Balkes'te yeni ne var ne yok" turuna çıktım. Daha önce (park açılalı 2-3 sene oldu sanırım) pek övülen, eski fuar alanına kurulmuş parkı adamakıllı gezememiştim. Bir önceki gece saat 22'den sonra "çay" içmeye gittiğimiz park beni kıskançlık krizine soktu. Yurt dışındaki arkadaşlarımızın ballandıra ballandıra anlattığı park ve "kültürü" Balkes'e gelmiş. Kimileri çimlere yayılmış, kimileri banklarda, kimileri kafelerde... Park tam bir şenlik alanıydı.

İnsanın basket oynayası geliyor
Gündüz ise kıskançlığım daha da arttı. "Gençken" arızalı potalarda, yamalı asfaltlarda basket oynadığımız sahalar teknolojik zeminli, fileli çemberli, Amerikanvari, tribünlü (bir tel örgüler eksik!) "salon"lara dönüşmüş. Ayrıca bu basket sahaları ışıklandırma da olduğu için gece de faal. Çocuk parkındaki oyuncaklar bile ilginçti. Daha önce görmediğim, çok eğlenceli görünen bir sürü oyuncak geniş bir alanda çocukların hizmetindeydi.  


Balkes gençliği şanslı!
Amerikan filmlerinde patlamış (ya da patlatılmış) yangın musluklarının yanında serinleyip şakalaşan çocuk sahneleri yazın Balkes'te de yaşanıyor sanırım. Dev satranç "tahtası"nın yanında, zeminle bir fıskiyeler çocukları bekliyordu. E fıskiye olur da kaykay pisti olmaz mı? Zamanında binbir şımarıklıkla aldırdığım kaykayımı sadece çakıl taşlı asfaltlarda ya da komşunun 5 m'lik garaj yolunda sürebilmiştim. Kaykayımı bulabilirsem (ve utanmazsam!) bu tepeciklerde şansımı deneyeceğim. Bunlar dışında küçük de bir gölet var parkta. Ama kahvaltıya yetişmek için, oraya gidip fotoğraflarını çekemedim.


Sabahki park gezisinden sonra, Balkes gezilerinde Okan'ın bloğa koyma fırsatı bulamadığı Kanaat Lokantası'na kahvaltıya gittik. Kahvaltıda çorba ya da ciğer gibi klasiğin dışındaki kahvaltılıklara aşinayızdır. Balkes'te de özellikle pazara gelen köylülerin sabah erkenden ziyaret ettiği bir çok çorbacı var. Çorbacıların çoğunda pideli paça (ayak ya da kelle) da mevcut. Ama sünnetlerin de vazgeçilmezi tiridin (pideli et) yeri ayrı. Bunun da en iyi adresi halin girişindeki Kanaat.


Balkes'in meşhur kuzu eti bol ilikli kemikle beraber haşlanır. Suya maydanoz, soğan, patates gibi aroma ve kıvam arttırıcılar da konur. Etler ayrılır, irice didilir. Et suyuna, un ve limondan kararınca eklenip terbiye yapılır. Doğranmış sert "çakal" pidelerin (uzun ince ve çok sert olur) üstüne terbiyeli et suyu bolca dökülür. Üstüne etler, nohut, yağda kavrulmuş salça ve tiride pek yakışan maydanoz bolca konulur. Tiridiniz hazır. Aslında Balkes'e iki gün önceden gidebilsem, Balkes'in meşhur kasaplarından Doğan Kasap'ın torununun köydeki sünnetine de katılabilecektim. Tiridin sünnetlerdeki tadı bir başka olur. Hele sünnetin sahibi bir kasapsa. Babamın anlattığına göre sünnette ayrıca kuzu çevirme ve keşkek de varmış. Çok büyük bir şöleni kaçırdım! Neyseki Hacı Mehmet beni düşünmüş, tirit ve keşkekten cömert porsiyonlarda göndermiş. Bir porsiyon tiritte yaklaşık yarım kilo (!) et vardı.

Asma katı olup da kötü olan bir mekan var mı?
Tencere yemekleri de pek lezzetli
Tirit muhteşem. O kadar muhteşem ki tiridin malzemelerini, et sulu pideyi, nohutu, eti ve hatta maydanozu, tek başına yeseniz bile ayrı ayrı ziyafet çekersiniz. Mekan ise girince sizi asma katıyla karşılıyor. Blog yazarları olarak asma katlı mekanlara büyük zaafımız var. Eğer bir mekanın asma katı varsa 10 puanı kafadan veriyoruz, gerisi teferruat kalıyor. Ama burada tiride tefarruat dersek çarpılırız. Masalar mermer. Balkes'in kaybolan geleneği sürahiyle sular masada hazır. Şef garson belki de Kanaat açıldığından beri orada çalışıyor. Dükkan sahibi, aşçı, garsonlar hepsi çok güler yüzlü. Aşçı ağabey, "fotoğrafınızı çekebilir miyim?" deyince pozunu utanarak verdi.


Tiritten sonra tatlı için iki seçenek vardı. Kemalpaşa tatlısı ya da tabi ki höşmerim. Şefimizin "kaymaklı mı olsun?" sorusuna, tabi ki, evet diyerek höşmerimimizi söyledik. Höşmerim, makbul olan, koyun peynirliydi. Halis muhlis manda kaymaklı höşmerim görüntüsüyle ve yaklaşık "yarım kilo" kaymağıyla günün yıldızlarındandı. Sırf höşmerimin üstündeki kaymak, o da manda olmaz inek olur, Carrefour'da en az 5 tl'dir. Tatlılarımızı yiyip cep yakmayan hesabı arkadaşımıza ödettikten sonra, lokantanın karşısında kavak ağacı altında çayımızı kahvemizi içip sonraki durağımız için yola koyulduk.

Hisar Ayranı "Headquarters" ve ayran tanıtımı yapan arkadaşlarım
Kanaat Lokantası'nın iyi yolculuklar dilekleriyle Hisar Ayranı merkezine vardık. Balkes'in en meşhurlarından Hisar Ayranı fenomen olmaya doğru gidiyor. Balkes ili dışında satılmayı bırakın, ayranı gönderdikleri ilçeler bile sınırlı. Merkezden şişe ayran bile alamıyorsunuz. Biz çok ısrar edince orada içmek şartıyla şişe ayranı ikram ettiler. Pınar ve Tikveşli Hisar'ı satın almak için zamanında oldukça cömert teklifler yapmışlar ama Çayırhisarlı sahipleri "biz böyle iyiyiz" diyerek Hisar'ı satmamış. Ayranın formülünü bilenler ise sınırlı. Bilinen ise ayranı sütten direkt yapmaları. Ayrıca kıvam için koyun sütü de kullanıyorlar. Aldığımız iki koli ayranın neredeyse yarısını İstanbul'a varmadan içmiştik. Ayranları da aldıktan sonra Balkes ilçe sınırını nihayet terk edebildik.

Geceleri korkunç, gündüzleri çok güzel heykel
Malum yiyip içmek genlerimize işlediğinden, durmak ve doymak nedir bilmediğimizden, yarım saatlik Susurluk yolunda bile durup, kahve ve atıştırmalıklar aldık. Susurluk'a varınca ise anayoldaki kavşakta bizi bizce Susurluk için ilginç tarzdaki "yayık ayranı yapan kadın" (adını ben koydum) heykeli karşıladı. Heykel, gece Balkes'e giderken varlığından haberdar olmadığımızdan, bir anda yanımızda belirince bizi ürpertmişti. Sabah ise dikkatle bakınca çok beğendik.

Yazının sonu. İyi tost iyi ayran
Heykeli geçtikten sonra yaklaşık 10 dakikadır bir şey yemediğimizin farkına varıp tost ayran için durduk. Balkes'e gidişteki Yörsan fiyaskosundan sonra dönüşte şansımızı Yasa'da denedik. Yasa da büyükçe dinlenme tesislerinden. Ama en azından sahipleri yerli ve eski bir işletme. Yasa bizi mahçup etmedi. Olması gerektiği gibi "arjantin" bardakta köpüğü taşmış ayran ve peyniri tosttan sürünerek kaçmaya çalışan, yağlı ve kurumamış tostumuzu yedik. Tost ayran ritüelini ağız tadıyla tamamlamanın huzuru ve "Kemalpaşa'da köfte mi yesek?" düşüncesiyle İstanbul'a doğru yola koyulduk.

4scissor sisters - invisible light

7 yorum :

  1. 2. tost şahaneymiş.yanturalı sucukların fabrikasına da gideydin

    YanıtlaSil
  2. yanturalı ya da gittim. ama fotoları başka bir makinayla çekmiştik. yazıyı yazarken de unuttum açıkcası. o da olsa bütün ritüeller tam olacaktı.

    YanıtlaSil
  3. Ah ah. Hisar ayranı çocukluğumun efsanesidir. Balıkesir lisesi mezunuyum ve bir günlük harçlığım bir simit br hisar ayran parasiydi. Büyüdüm ve hiçbir ayranın tadını hisar'dan aldigim kadar alamadım. Carsidaki esnaf lokantaları da iyidir hocam, hani su meşhur "meyhaneler boğazı" civarındaki. Bir de stadın oradaki firintas ekmek fabrikasının ekmegi. Ah ahh...

    YanıtlaSil
  4. yazı çok güzel olmuş gerçekten. ellerine, klavyene sağlık.

    YanıtlaSil
  5. harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  6. Kisa bir bakikesir lezzet turu yaptim:))

    YanıtlaSil