29 Kasım 2011 Salı

Lomography

Berlin'de lomografi dükkanı
Eski Rus mercek fabrikası Lomo tarafından üretilen ve hâlen çok ilgi çeken LC-A modeli, 1991 yılında Çek Cumhuriyeti gezileri sırasında bir grup öğrenci tarafından özel merceği ve ilginç etkilerle şekillendirdiği farklı fotoğraf dokusu üreten bir makina olarak keşfedilince, Doğu Bloğu ülkelerinde uzun zamandır bilinen bu fotoğraf makinası batı ülkelerinde de bir moda halinde tanınmaya başladı. 1994 yılında New York ve Moskova'da açılan ilk Lomo sergilerinin ardından kendine has bir doku üreterek çalışan bu makinanın kullanıcıları Lomografi akımını tanımladılar. Vizörden bakmadan, belli bir konum ve çerçeveye bağlı olmadan çekilen, netlik, doğru kadraj gibi teknik sınırlamaların reddedildiği bu anlayışla çekilen fotoğrafların yayımlandığı özel sergiler ve daha sonra internet siteleri açıldı (Wikipedia). Fotoğraf sanatına başkaldıran ilkeleri göz önüne alındığında, bu akımı fotoğrafın Fransız yeni dalgası olarak da tanımlayabiliriz. 

Dükkan içeriden

Bu fotoğrafçılık branşıyla aşinalığımın üzerinden çok zaman geçmeden, Berlin'deki birbirinden güzel Lomografi dükkanları beni benden aldı. Hatta maymun iştahlılık yapıp, biriktirdiğim paralarla Olympus EPL 2 yerine Lomografi çekimi yapan Holga kamera ve aparatlarından mı alsam acaba diye aklımdan geçirdim. Fiyatı da fiyakalı dijital kameralara göre oldukça ucuzdu (Tabiki ucuz olacak, çek-at makinalardan çok az farkı varmış. Elbette bunu daha sonra öğreniyorum). Artan parayla da kompakt bir makina alırım mis gibi! (Lumix TZ10'lar da fena değil hani) Hem Beyoğlu'nda Hazzopulo pasajının içindeki dukkanda 150 küsüre satıyorlardı bunu. Burada ise 20 euroya iş tamam. Filtreler, balık sırtı lens, retro kılıf derken epi topu 100 euroya fiyakalı makina takımı. Üstüne de Lumix ile cila! 


Daha sonra internette Holga ve diğer lomografi tarzı çekim yapan makinaların kalitesizliği ile ilgili birçok forum okudum. Üstelik filmelri 35 mm'ye çekip fotoğrafçı da bastırmak bu devirde uğraşılacak dert de değil açıkcası. Kararımdan cayıp Olympus EPL 2'yi aldığımdan bir ay sonra bir de ne göreyim? Ben aldıktan bir hafta sonra Olympus EPL3 ve EP3' ler piyasaya sürülmüş. Üstelik EP3'lerin sanat filtresine lomografi modunu da eklemişler (EPL2'lerde malesef bu mod yok. EP3'deki modun adı cross process). Hoş, internette küçük bir araştırma yaptığınızda, fotoşop ile düz bir resmi lomografiye nasıl çevirebileceğinizi gösteren siteler mevcut. Ama ben hiç birinden birşey anlamadım. Daha fotoğrafın bir bölümünü kesemezken böyle çetrefilli durumlarla uğraşmam mümkün değil haliyle.


Peki  lomografi akımını demode kılmayan unsur nedir? Çekim esnasında her makinanın, hatta her filmin apayrı renk tonuna sahip olması, çekim esnasındaki sıradanlığı ortadan kaldırıyor. Şimdiki yeni nesil makinalar o kadar kaliteli ve ileri teknolojideler ki, vizörden baktığınız görüntüyle ekrandaki görüntü arasında hemen hemen hiçbir fark kalmıyor. Lomografi ise, banyo yaptırana kadar görüntünün nasıl çıktığını bilemediğimiz klasik 35 mm makinaların üstüne, bir de sürpiz renk tonları çıkarma potansiyelini  ekleyip, foto çekimi esnasında heyecanımızı bir kat daha artırıyor. İşte bu rastgelelik ve doğaçlamanın coşkusu, heyecan uzunluğu düğmeye basma ile sonrasında ekrana düşen görüntü arasındaki iki saniyeden ibaret olan dijital makinalarda bulunmayan bir erdem. Fakat iş amaçlı çekim yapanlar için ise bu saydığımız erdemlerin hepsi birer kabusa dönüşüyor. Hangi renk baskın çıkacak piyangosu ve fotoğraf görüntüsünü bilgisayara aktarana kadar geçen zamanın (Sinir bozucu) uzunluğu, çalışan kesim için kötü bit şaka olsa gerek. Bu yüzdendir ki lomografi tarzı çekimleri sanaçılar, öğrenciler ve hippiler (Ucuz bir genelleme oldu bu) dışında kullanacak malesef kimse olmayacak.


Lomografi akımı bu aralar özellikle Avrupa'da pek revaçta. Hesap kitap yapmadan, Don't think! Just shoot! felsefesine dayanarak yapılan çekimlerin  manifestosu da varmış. Tabi ciddi bir manifesto beklemeyin. Buyrun buradan yakın. Hemen aşağıda ise birbirinden azdırıcı Holga ve Diana kameralar sereserpe durmakta.
  • Makinanızı her zaman yanınızda taşıyın 
  • Makinanızı günün her saati kullanın
  • Makinanız hayatınızın akışını engellememeli, onun bir parçası olmalı (Bu ne demekse)
  • Makinanızı farklı açılarda tutun.Vizörden bakmak zorunda değilsiniz (Saçmalık)
  • Makinanız elinizdeyken, yakınlaşmaktan korkmayın
  • Düşünmeyin! (Yazık!)
  • Hızlı olun! 
  • Film üzerine ne kaydettiğinizi önceden bilmek zorunda değilsiniz. Doğaçlama takılın



Not: Yakın zamanda Beyoğlu'nda (Taksim İlk Yardım'ın arka tarafından geçen yolda) Analograf isimli yeni bir lomografi dükkanı açıldı. İçerik bakımından Avrupa'daki kardeşleriyle henüz kapışacak kapasitede olmasa da, en azından internet sitelerindeki ürün çeşitliliği gayet doyurucu. Analograf ile ilgili kısa yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

2 yorum :

  1. balıkgözü deniyordu sanırım, o yuvarlağımsı fotoğrafları çekebilmek için napıcaz peki?

    YanıtlaSil
  2. zaten lomografi dükkanlarındaki en popüler ürün balıkgözü lensler. amazonda gayet ucuza bulabilrsiniz

    YanıtlaSil