25 Şubat 2012 Cumartesi

Fatih'te Sendromsuz Bir Pazartesi

Pazartesi sendromunu atlatmanın bir tek yolu var. Pazartesi işe gitmemek! Tabi bu sefer daha büyük bir problemle yüzleşeceksiniz. Salı sendromu! Ben de geçen hafta pazartesi sendromunu bir nebze dindirmek, bir yandan da devlet dairelerindeki işlerimi topluca halletmek adına pazartesi izinini patlattım. Fakat devlet dairelerinde saatler süreceğini düşündüğüm bürokratik işlemler yarım saatte hallolunca önümde koskoca bir gün kalıverdi. Çoğu müzenin kapalı olduğu bu günde ne yapabileceğimi düşünürken aklıma uzun zamandır gitmeyi istediğim meşhur Karagümrük pazarı geldi. Hem bu şekilde haftasonu curcunasının dışında uzun süredir gezemediğim Fatih semtini arşınlamış olurdum.


Pazar arabasını otobüse yükleyip koyuldum Fatih yoluna. Hazır pazar arabam boşken yıllar önce yoğurduna hayran kaldığım Barbaros Yoğurtçusu'na uğradım. Kocamustafapaşa'da yaşadığım zamanlar ayrıntılı bir yoğurt araştırmasına çıkmıştım. İlk başta kasaplarda satılan hazır yoğurt-ev yoğurdu arası tada sahip Silivri yoğurdunu keşfettim. Ta ki Davutpaşa Lisesi arkasındaki manda yoğurdu satan dükkanı bulana kadar. Burası istanbul'da denk geldiğim ilk yoğurtçuydu ve  buraya o kadar alışmıştım ki uzun süre hazır yoğurt yiyemez oldum.


Çemberlitaş'ta çalıştığım dönemlerde Kumkapı'dan trene binerken Kaymakçı Boris'in şirin dükkanını keşfettim (Boris'te yoğurt, kaymak ve bilimum süt ürünlerini bulabiliyorsunuz). Her ne kadar Beşiktaş'taki Pando ile beraber İstanbul'un en karakterli dükkanlarından biri de olsa ilgi alanım yoğurt olduğundan sadece buna odaklanan dükkan arayışım bitmedi. Yoksa Reşat Ekrem Koçu'nun sıklıkla bahsettiği İstanbul esnaflarından yoğurtçular tamamen silinmiş miydi? Artık pek inancın kalmamıştı. Ta ki Vedat Milör Tadı Damağımda programında Fatih Kıztaşı'ndaki Paçacı Hasan Usta'da çorbaları höpürdetene kadar. Ertesi gün paça içmek için Kıztaşı semtine yol aldığımızda karşımıza çıkıverdi Barbaros Yoğurtçusu. Sadelik bu işle uğraşanların alameti farikası olsa gerek. Tıpkı Pando ve Boris'te olduğu gibi burası da basit dükkan cephesiyle karşılıyor insanı. Dükkan sahipleri çok güleryüzlü değil. Güç bela foto çekiyoruz. Ne de olsa yoğurt yapmak ciddi bir iş. Gevşekliğe yer yok. Burası 1918'den beri faaliyet gösteriyormuş. Yoğurt inek ve manda. Mevsimine göre koyun da bulunuyor (Şubattan sonra manda yoğurdu satışı bitiyor koyun yoğurdu başlıyor. Ama manda kaymağı 12 ay bulunabiliyor). İstanbul'da birçok yerde yoğurt denedim. Ne Kastamonu pazarının süzme yoğurdu, ne de Şişli organik pazarında satılan organik (!) yoğurtlar ne de Yeşilköy pazarına gelen tavada Silivri yoğurdu buna rakip olabilir. Burasi İstanbul'un açık ara en iyi yoğurdunun satıldığı yer ve İstanbul'un son büyük yoğurtçusu. Dükkanın bir diğer spesiyali ise manda kaymağı. Normal kaymağı bile kolay bulamazken manda kaymağına denk gelmek insanın aklını başından alıyor. Fiyatı ucuz değil. İncecik bir dilimi 7,5 tl. Fakat tadı enfes. Tıpkı yoğurt gibi bu da İstanbul'da rakipsiz. Bu arada buranın Vatan Caddesi'ndeki (Emniyetin arasında) imalathanesinde yer yer taze süt de bulabilmek mümkün. Sevenlere duyurulur.


Not: Geçen hafta buradan tavukgöğsü aldım. Porsiyonu 3 lira. Tadı doğal ve lezzetli. Ayrıca 5'li paket halinde 15 tl'ye kazandibi de satılıyor. Tekli satılmadığından hiç alma fırsatım olmadı.


Gelelim asıl meselemize. Pazartesi günü Fatih semtine gelmemizin nedeni Pazartesi pazarıydı. Karagümrük'te kurulan bu pazarın en önemli özelliği haftanın ilk günü kurulduğundan ürünlerin son derece taze olması. Bilindiği gibi İstanbul'da ilk el pazarı malesef yok. Balıkesir pazarlarında görmeye alıştığımız sebze-meyve satan köylü kadınları burada aramayın. Anadolu'nun çeşitli yerlerinden haftabaşı gelen ürünler hafta boyunca pazar pazar dolaşıyor. Bu da haftanın sonunda kurulan pazarların, hem bayat hem de çoktan iyileri seçildiğinden kalitesiz ürünlere sahip olmasına neden oluyor. Karagümrük pazarının bir diğer özelliği ise çoğu semt pazarından daha ucuz olması.

Kışın en kral meyvesı: Hurma
Çarşamba günü kurulan ve İstanbul'un en büyük pazarı olan Fatih pazarından çok daha küçük olsa da, çoğu semt  pazarında yakındığımız (Kocamustafapaşa ve özellikle Dolapdere) yokuş yol sorunsalının aksine burası gayet düz bir zemine kurulmuş (Benim gibi pazar arabalılar için oldukça uygun). Ayrıca hafta içinin sakinliği ve tenhalığı da eklenince Karagümrük pazarı İstanbul'un en ideal pazarlarından biri oluveriyor.


Yorucu bir pazar seyahatinin ardından karınlar acıkıyor. İlk başta pazar torbamıza Selam Et Lokantası'ndan aldığımız ev yapımı mantıları dolduruyoruz. Buranın fırınlanmış veya unu üzerinde (Fırınlanmamış) mantılarını şiddetle tavsiye ediyoruz. Meşhur Kaşıkla mantısından kat be kat lezzeli. Üstelik daha ucuz. Eti bol ve gözünüzün önünde yapılıyor. Pazar arabamız iyice ağırlaşıyor. İtfaiye binasından sonraki arada bulunan Fatih Karadeniz Pidecisi'nde soluklanıyoruz. 


Hafta içi olmasına rağmen kuyruk dışarıda. Daha içeriye geçmeden garson gelip siparişi alıyor. Şaşırdığımızı yüzümüzden anlayınca "Pideler yarım saatte anca gelir. Şimdiden söyleyelim!" diye açıklama getiriyor. İçeride güç bela 2 kişilik yer bulabiliyoruz. Daracık merdivenlerden üst kata kıvrılyoruz (Merdivenleri o kadar dar ki yukarıdan biri geldiğinde mecburen tekrar aşağıya dönüyorsunuz).


Garson sözünde duruyor ve pideler yarım saatte geliyor. Öncelikle şunu söyleyelim. Çok sevdiğimiz Hocapaşa Pidecisi veya Pideban'da garnitür olarak sınırsız turşu geliyordu. Burada ikram sıfır. Kavurmalı pidelerimizin yanına ilave Vakfıkebir tereyağı (Yağlı kağıda sarılı olarak) geliyor. İçini dışını güzelce sıvıyoruz. Elle kopararak başlıyoruz yemeye (Masaya çatal koymuyorlar). Pide gayet iyi. Gevrek ve lezzetli. İçindeki kavurma yumuşacık ve bol. Gönlümüzün sultanı Hocapaşa'nın suküneti ve ikramları burada olmasa da sınıfı geçiyor. Fiyatlara gelince kıymalı 11 tl, kavurmalı 14 tl. Anlaşıldığı gibi çok da ucuz değil.


Yan masadakilerin yediği fırında sütlaç gözümüze güzel gözükse de pazar arabamızı alıp ev yoluna koyuluyoruz. Her an Fatih'te bir pazartesi deneyiminin simetriğini Kocamustafaşa'da bir Cumartesi ile yapabiliriz. Millet Caddesi'ni çizgi kabul edersek Fatih ile Paşa birbirine simetrik. Fakat bizim derdimiz içerik olarak da aynı simetriyi yakalamak. Davutpaşa Lisesi'ndeki yoğurtçudan manda yoğurdu alıp, Cumartesi pazarında ucuz sebze-meyve kovalamak. Ardından da Adli Tıp karşısındaki Gaziantepli Mehmet Usta'dan şahane lahmacunlar yemek. Gel gör ki bu başka bir yazının konusu. En kısa zamanda hayata geçirilmek üzere hoşçakalın.

13 yorum :

  1. yine pide yine pide. balkes teki kurtuluş pidecisi kapanmasaydı da bir de onu yazsaydık. ilk pizza mı da orada yemiştim. tabi balkes usulü pizza.

    YanıtlaSil
  2. galiba tüm pide kurşunlarımı harcadım.

    YanıtlaSil
  3. Yemin ederim Fatih'e geri taşınasım geldi yazıyı okuyunca :)

    YanıtlaSil
  4. Buraya en son gecen yaz gitmistim, ic dekorasyonu degistirmekle kalmamis, hatta anlattigina gore ust kata cikmislar. burasi enteresan mekandir, yillarca buyumeyi reddetmistir, aksam 7 gibi dukkani kapatir, pazartesi kesinlike acmazlar. saat 6.30 gibi falan giderseniz 'firini kapattik, kusura bakmayin' falan derler. tok saticilardir vesselam. fiyat ucuz degildir, ama pide ciddi guzeldir. denemediyseniz bir dahakine yari peynirli (trabzon peyniri, ole kasar masar degil), yari kiymali, ustune de tek yumurta kirdirin. bu arad ikram yoktur, cay bile soylemezler. =)

    YanıtlaSil
  5. Merhaba;

    Blogunuza Beyrut'taki Mano'yu ararken ulaştım, Beyrut seyahatimizde de yemeklerimiz için bazı öğünlerde sizi referans aldık. Bazı öğünlerde diyorum çünkü biz zaten 2-3 öğün yiyebildik sokaklarda gezmekten. REsmen aç aç gezdik ama yemek yemeye zaman ayıramadık. Neyse. Fatih'te Fatih sarma yediniz mi bilmiyorum. Fatih ilkokulunun yanında küçücük bir dükkanda, içinde kayısı marmelatı ya da muhallebisi kıvamında bir krema olan esasen muzlu pasta gibi bir tatlı. Her zaman çok lezzetli yapıyorlar diyemem, bazen ayarını tutturamıyorlar ama lezzetli olduğu günlerde çok tatmin edici oluyor. Aklınızda olsun:)

    YanıtlaSil
  6. merhaba. yayın tarfiği yüzünden geçen ay gittiğimiz fatih sarmacısı yazısını henüz yayınlayamadık. şu 1 mayısı atlatalım hemen yayınlayacağız. teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. barbarosun yoğurdu gerçekten takdire şayan.aman bozmadan devam etsinler

    çocukluğumda annem yoğurt almam için çukur tabak verip mandıraya yollardı.mandıracı yoğurt tavasından kepçe spatula karışımı bir aletle tavadaki yoğurttan parçalar alarak terazinin üzerindek tabağa doldurur sonrada üzerine mavi-kırmızı renkte küçük kare biçiminde kağıtla örterdi.o zamanlar yoğurtlar şimdiki gibi tatlı ve kaşığa yapışan kıvamda değil aksine hafif ekşi ve daha yumuşaktılar.dışarı çıktıktan sonra ilk adımların sarsıntısıyla yoğurt yavaş yavaş sulanmaya başlar ,sular tabağın kenarında küçük bir hale oluştururdu.Yürürken tabağın etrafında biriken yoğurdun suyunu içmek anlatılmaz bir zevkti.yoğurdun suyu iştahımızı açar ve küçük kare kağıtı hafifçe kaldırıp yoğurda küçük bir parmak atma kaçınılmaz olurdu.bilirdik ki bir kaç adım sonra gevşeyen yoğurt bizim parmağın açtığı oyuğu daha eve varmadan kapatacaktı.ama bir parmak hiç bir zaman bir parmak değildi. 10-15 adımlık sabrımız sonrasında yoğurda yeni bir parmak daha atılırdı.ikinci parmaktan sonra parmakların ardı arkası eve gelene kadar kesilmez ,tabağın yarısı yolda biterdi.eve gelince tabak sesizce buzdolabına bırakılıp ortamdan uzaklaşılırdı...........

    yeri gelmişken hatırlatayım,taze ekmek ve yoğurt ayrılmaz bir ikili oluştururdu.tabii o zamanın fırından çıkmış ekmekleride bir başka idi.kalın ve kızarmış bir kabuğun altında bembeyaz pamuk gibi bir iç sizi karşılardı.ne ağıznızda iki çiğneme sonrası yutulmaz hamur olur nede midenizde hazımsızlık yapardı.fırından yeni çıkmış ekmek eve gelir gelmez kızarmış ucundan koca bir parça koparır,buzdolabında,çukur tabağın içinde bekleyen suyunu salmış ve biraz daha ekşimiş yoğurda banıla banıla yenirdi.
    şimdi söylediklerime yeniler burun kıvırarak bakacaklar ama artık ne o ekmekler nede o yoğurtlar var.

    şimdi işyerinde öğlen yemeklerinde tabağıma o tatlı ve yapışkan yoğurttan koydurmuyorum

    YanıtlaSil
  8. Barbaros yoğurtçusundan düzenli yoğurt alırız. ve neredeyse her gittiğimde tekli kazandibi de olur. size denk gelmemiş, hayret.
    ayrıca eğer zerde seviyorsanız oranın zerdesini denemenizi öneririm. adeta cennetten çıkmış gibi!

    YanıtlaSil
  9. bugün gittim acayip bir yağmur yardı fatihte dükkanı zor buldum diyebilirim aslında kolay bulunacak bir yerde fakat arabayla gidince kornaya basan insanlar, park sorunu derken bayağı bi dolaştırdı neyseki 200 metre aşağıda ara sokakta bir yer buldum park için, bir kaç kişiye sordum ve buldum BARBAROS'u.
    Dükkan gayet salaş sadece girişinde Barbaros yazıyor vitrinde dizili yoğurtlar olmasa çekinerek girer insan :) ne istemiştiniz dedi aşırı ciddi abi vitrine bakmaya fırsat bırakmadan... ne yoğurdu olduğunu sordum bu mevsimde Koyun deyip kestirip attı, öneri üzerine geldiğimi söyledim hıhı dedi sadece yani başlangıçta müşteri memnuniyetinin sıfır (0) olduğunu söyleyebilirim parasını verdim ayrıldım tadına bakmadığım için o konuda yorum yapamayacağım ayrıca anlamadığım bir nokta 95 yıllık bir firmasın ama 9,5 yıllık firmanın hassasiyeti yok işleyişinde sonraki nesil devam ettirmez diye düşünüyorum, ailelerini tanımadığım halde...

    YanıtlaSil
  10. doğru söylüyorsunuz. fakat fatih esnaf genel ruh hali bu. aynı yazıda bahsettiğim karadeniz pidecisinde de bu tutumu görebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  11. Baya baya önce okumuştum bu yazıyı ama geçenlerde gitmek nasip oldu, biraz çekinerek girmiş olsam da sizin karşılaştığınızın tam tersi baya hoş sohbet biri vardı barbaros'ta, üç kişi duruyordu biri öyleydi =) ama karadeniz pidecisi tam bir felaket oldu nasıl bir şanssa en dolu zamanında gitmişiz 1.5 saat bekledik önce dışarıda sonra içeride hamuru güzel olmasına rağmen peynirli pide aşırı tuzlu kuşbaşılı vasattı ama fiyatlar vasat değildi... selam etin mantısı...of of

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pideci son yıllarda daha da populerleşti. Garsonları suratsız fiyatlar pahalı. Ben artık gitmiyorum Fatih Karadeniz'e

      Sil
    2. Pideci son yıllarda daha da populerleşti. Garsonları suratsız fiyatlar pahalı. Ben artık gitmiyorum Fatih Karadeniz'e

      Sil