25 Nisan 2012 Çarşamba

Kahve Özel

Türk kahvesi iyi hoş da, itiraf etmek gerekirse çeşitlilikten yoksun bir içecek. Kuru Kahveci Mehmet Efendi karteli sayesinde farklı aromalı, süpriz Türk kahvelerine denk gelme olasılığımız neredeyse imkansız. Hatta İstanbul'da Mandabatmaz'ın dışında işini ciddiyetle yapan Türk kahvecisi galiba yok. Odun ateşinde kavrulmuş kahve çekirdeği veyahut mangal ateşinde pişmiş kahve palavralarına da karnımız tok. Gerçek bile olsa, (İtiraf etmek gerekirse) mangal ateşinde pişen Türk kahvesi, tüp ocağında pişen kahvenin lezzetine ulaşamıyor. Galiba tüm bu palavraların en büyüğü, yavaş yavaş pişen kahvenin çok lezzetli olduğu. Birbirinden kıytırık kahve makinalarında yapılan Türk kahvesinin, bakır cezvede pişen kahveleri donunda salladığına çok kez şahit oldum. Hele hele soğuk suda (Bazıları abartıp buzdolabından su koyar) pişen kahvenin lezzetli olması hurafesi ise ayrı bir skandal. Mandabatmaz'ın büyük üstadı Cemil Usta, Türk kahvesine demlikteki çayın suyunu koyarak tokat gibi bir cevap vermiştir.

Mandabatmaz logosunu, blog yazarlarımızdan Ülke'nin abisinin tasarladığına dair
doğruluğu kanıtlanmamış söylentiler mevcuttur
Yani standardı olmayan, "en iyi Türk kahvesi nasıl yapılır?" hala kesin bir cevabı bulunmayan, hatta Türk olduğu bile şüpheli olan bir Türk kahvesi ile karşı karşıyayız. Koskoca İstanbul'da bir tane hakkıyla bu kahveyi yapan mekan bulunurken, elin Yunan'ı, Boşnak'ı senin kahvene kendi ismini verince havlamaktan başka bir şey yapmayan toplumun "karaktersiz" ürünüdür.


Türk kahvesi, espresso gibi kurala tabi değildir. Kaç dakika kaynatılır, hangi cins kahve çekirdeği konulur katiyen belli değildir. İşte sırf bu yüzden "milli gururumuz"undan uzaklaşıp ülkemizdeki "gavur" kahveleri nasıl oluyormuş diye küçük bir Beyoğlu turuna çıkalım dedik. Daha fazla sinirlenmeden Galata'dan başlayalım yolculuğumuza.


Cherrybean Coffees: İşte birçok yerde methiyesini duyduğumuz Galata yöresinin butik kahvecisi. Kahveleri taze çekip yanında da kendi imalatları çikolataları sunuyorlar. Dünyanın farklı yerlerinden aldıkları kahve çekirdeklerini kendi makinalarında kavurdukları için, mekan içeri girer girmez yoğun kahve kokusuyla karşılıyor insanı. Latte söylüyoruz. Tadı Starbucks'tan hallice olsa da biz çok abartacak birşey bulamadık. Kahve ağacı logolu fincanları pek güzel. Çalışanları gittiğimiz diğer mekanlara nazaran çok daha güleryüzlü. Fiyatları çok uygun değil. İki (Küçük) latte, küçük bir parça çikolata 15 tl.



Kronotrop: Goethe Enstitüsü'nün çapraz karşısına bakın. İşte size şahane bir küçük kahveci. Espressonun Mandabatmaz'ı burası olsa gerek. Kronotrop taze çektiği kahve çekirdeklerinden yaptığı kahvelerle gönlümüzü fethetti. Kahve turumuzun kesinlikle en başarılı durağı. Espressonun tadı ve kokusu çok yoğun. Latteyi tercih eden İmerhan ise tam not veriyor. 


İşini ciddiyetle yürüten mekan sahibi (Ya da çalışan?) pek güleryüzlü olmasa da fiyat/kalite kriterini başarıyla geçiyor (Espresso 3 tl idi). Beyoğlu'nda sabah işe giderken kahve alınabilecek tek yer burası. Son bir not. "Take away" olmasından olsa gerek sunumlarını karton bardakta yapıyorlar.

Yaprak desenli süt köpüğü


Bir Hafta Sonra Gelen Düzeltme: Fiyat/kalite performansı ile ilgili söylediklerimizi geri alıyoruz. Kronotrop, iki ay önce açılmasına rağmen ilk büyük zammını hafta başında yapmış bile. Espresso yüzde 20'ye yakın zamla 3,5 tl olmuş. Diğer ürünler de zamdan nasibini almış. Yine aynı Türk esnafı taktiği. İyi bir mekan, kaliteli ürünler, vatandaşın tavlanışı ve kısa süre sonra gelen zam.

Eski fiyatlar
Karabatak Karaköy: Asmalımescit, Galata ve Şişhane derken moda bu sefer beklenildiği üzere Karaköy. Karaköy'ün rıhtım bölümü son zamanlarda oteller, restoranlar ve tabiki kafelerle bezenmiş durumda.


İhap Hulusi kokan logosu ve Alman ismi sayesinde yıllardır ilgimizi çeken fakat kahvelerinden içme fırsatını bulamadığımız Avusturya'nın gururu "Julius Meinl" ise buranın kahve sponsoru. Mekanın iç tasarımına ve bulunduğu Kemankeş Mahallesi'nin atmosferine diyecek birşey yok ama kahveleri tam bir hayal kırıklığı. Soğuk, aromasız ve sunumu vasat. Fiyatlar ise Beyoğlu standardında. Son bir not. Bizim gibi Alman isimlerinin cazibesine kapılıp "franziskaner" ve "einspanner"i sakın ha denemeyin. Tadı bir halta benzemiyor.

Hangisi franziskaner, hangisi einspannerdi?
Tarçın tabağın heryerinde


Not: Bu dükkandaki hiçbir şeye ihtiyacınız yok ama hepsini almak isteyeceksiniz (House Of Paper internet sitesinden)


Yolun az ilerisinde bulunan "gizli hazine" Fransız geçidindeki Kağıthane adlı küçük dükkanda küçük kağıt ürünleri satılıyor. Retro tasarımlı defterler pek bir alınası. Geçidin devamında ise hoş görünümlü birkaç kafe-restoran (Bej Kafe gibi) çoktan türemiş bile.




İmerhan'dan Ek: Mandabatmaz İstanbul'daki ilk göz ağrılarımızdan. Önemli buluşma noktalarımızdan da biriydi. Kahvesi aynı standartta kaldı hep. Ama fiyatlarındaki dramatik değişime şahit olduk. İyice popüler olduktan sonra üç ay içinde ikişer kere yüzde yüze yakın zamlar yapmıştı. Ama belki de böylece fiyatlar piyasaya yaklaştı. Cherrybean Coffees iyi hoş. Ama sadece o kadar. Karabatak ise dekoru ya da havası Alman olmasa da, Alman isimli kahveleriyle başta bizi çok etkiledi (Bir gün önce Haneke'nin Viyana'da geçen "71 Fragmente Einer Chronologie Des Zufalls" filminde bolca Julius Meinl logosu görmem de etkiyi arttırdı). Sokağın havası ve kafenin iç dekoru da çok güzel. Biz şansımıza dışarıda yer bulabilsek de kafenin dopdolu olduğunu da söyleyeyim. Ama belki de benim ısrarım ("Alman aksanımı" da kullanarak Alman isimli kahvelerden sipariş ettik) yüzünden işin lezzet kısmı sınıfta kaldı. Kahve için yardımcı olan garsonun kahveler hakkında en ufak fikrinin olmadığını da ekleyeyim. Gelelim Kronotrop'a. Bu eki yazmadan Kronotrop'a bir kaç kere daha uğradık. Başta fazla asık suratlı bulduğumuz kafe sahibi (Sahibiymiş), işini ciddiyetle yapan (Adam n'apsın? Şaklabanlık mı yapsın? Biz de bir hoşuz), ilgili biri. Ayrıca Okan'ın ısrarlı kahve değirmeni sorularını da sabırla cevapladı. Espressosunun bana çok sert geldiğini söyleyince, kendisinin 20 gr'a yakın kahve koyduğunu, genel ortalamanın ise 7-10 gr olduğunu söyledi. Kahveyi siparişle beraber çekmesi kuyruğu uzatsa da, tabi ki çok iyi bir şey. Fiyatlar ise yüzde olarak ciddi zamlansa da, son fiyatlar, lezzetle de oranlarsak, bence gayet makul. Başka bir yazıda da Karaköy'deki değişimden daha ayrıntılı da bahsedeceğiz.

15 yorum :

  1. Mandabatmaz bir tanedir, kahvenin hasini yapar, Mandabatmaz'da kahve nasil yapiliyorsa öylesi makbuldur iste:)))

    YanıtlaSil
  2. demek oluyor ki Beyazıt'a Çorlulu Ali Paşaya gitmenin ve devebatmaz kahvesinden içmenin vakti gelmiş beyler.

    YanıtlaSil
  3. Mandabatmaz, Beyoğlu'nda mekanların sokağa masa çıkarmasına izin verilmeyişinden ötürü, büyük zarardadır. Bu yüzden fiyatları artırmak zorunda kaldılar. Üstelik kahvenin eskisi kadar taze kalamadığını gözlemliyorum... Belediyenin berbat uygulaması, Mandabatmaz gibi müstesna bir yeri bitirebilir...

    YanıtlaSil
  4. 10 sene önce mandabatmazın dışarıdaki sandalye sayısı bundan fazla değildi. içeride de birçok masa sandalyesi var. bence fiyatı artırmak için belediye uygulaması bahane değil. istiklale kadar sandalye uzattıkları yoğun zamanlarda hizmet kalitesi çok bozulmuştu.

    YanıtlaSil
  5. Çok çok keyifli bir yazı bu, zevkle okudum. Bu siteyi seviyorum ben, yazı için teşekkürler.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. Cok guzel, cok begendim. Uzun suredir Turk kahvesine olan milli ve hamasi sevgim ile damak zevkimin Turk kahvesinden giderek sogumasi ve espressoya yonelmesi ikileminde kalmis biri olarak bu konuya biraz daha egilebilirsiniz. Turk kahvesinin bir standardi olmamasi cok onemli bir eksik. Ayrica sizin aksinize cabuk pisen kahvenin guzel olmadigi kanaatindeyim, hele kahve makinesi dedikleri ve ufaltilmis kettle'dan baska bir sey olmayan zamazingolarda 30 saniye icinde kaynatilarak ortaya cikan sey kahvelendirilmis bulanik su oluyor.

    Ben Karakoy'den cikali neredeyse 15 yil oluyor, Karabatak Avusturya ekolu galiba, okula yakin mi? Sanki boyle "ulan buralar Avusturyali, biz de nasiplenelim" tarzi olusummus gibi geldi. Sen git Karakoy'de Franziskaner sat, hay yarabbim, ne milletiz ya! Fotograflardan da alttaki Einspaenner, ustteki Franziskaner. Ikisinin de tepesi ayni, Franziskaner'in temelinde "Melange" var (capuccinoya bu Avusturyalilar Melange derler), Einspaenner'in dibindeyse "moccha/cafe latte". Ikisi de bence bir boka benzemez, kiz kahveleridir, hehhe :)

    YanıtlaSil
  7. @117dahte: karabatak a daha sonra da bir kaç kere gittim. her gittiğimde "şu kahve nasıl bu kahve nasıl" diye sordum ama yazıda da yazdığımız gibi garsonların kahvelerle ilgili en ufak bir fikri yok ve henüz bir cevap alamadım. garsonlardan da, "bir öğreneyim geleyim" cevabı da gelmedi. en son gittiğimde arkadaşım çok çok ısrarla birşeyler sorunca garson kız bir yarım saat kayboldu ve gayet vasat bilgilerle geri döndü. belli ki mekan sahibinin çok umrunda değil garsonların bilgili olması. buraya gelen kahveleri bilsin de gelsin midir aklındaki bilemem. ama çok sevimsiz onu bilirim. neyse en azından ilk içtiğimiz kahveleri öğrenmiş olduk sayende.

    YanıtlaSil
  8. Mandabatmaz'ı sizden öğrendim. Teşekkürler.

    Kadıköy çarşıdaki Fazıl Bey'i denediniz mi?

    YanıtlaSil
  9. fazıl beyi de denemiştik. ama sanki mandabatmaz yayarında değil

    YanıtlaSil
  10. kronotrop'a gitmedim önyargı gibi görünecek ama rahatlıkla espresso bazlı tüm kahvelerin manyağı ve dolayısıyla doğru düzgün bir latte daha doğrusu latte ve cappuccino farkını bile anlayamayan kahveci ve kahveci müşterisinin bol olduğu istanbul'da düzgün bir latte dahi içemediğimden tipinden kronotroptaki latte'nin de kötü olduğunu anladım ama yine de deneyeceğim o latte fotoğrafını görene kadar son derece heyecanlıydım ama... o sonraki kremalı ''kahve''ler beni benden aldı zaten, umarım gerçek bir espresso ve türevleri caffesi açılır ya da umarım vardır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. biz kahve uzmanları değiliz. yazı da tamamen subjektif, ki öyle olması gerekir. en iyi kahveyi kronotrop mu yapar bilemeyiz tabiki ama tattıklarımızı karşılaştırdığımızda kronotrop bir hayli öndeydi. siz de bir tadın bakalım karşılaştırmalı olarak beğenecek misiniz.

      Sil
  11. Hocapaşa Pidecisi ve Miss Pizza'ya sayenizde gittim.İstabul'da yaşasam bile blogunuzu okumasam sanırım bulabilmem pek mümkün değildi.Hepsi o kadar zor yerlerde ki.Pideci benim için müthişken,pizzacı hayal kırıklığı oldu.

    Kronotrop'un kahvesini çok beğendim.İzmir'de ki çikin Tchibo'dan sonra buranın espressosu ab-ı hayat gibi geldi.Ayrıca daha önce hiç iyi espresso içmediğimi anladım.Filtre kahvesi de güzeldi .Ayrıca ekşi sözlük ve burada okuduklarımdan sonra acayip temkinli gittim sahibinden fırça yememek için.Fakat fırça falan yemedim ya sahibi yoktu ya da fırçaya layık birşey söylemedim.(zayıf,mavi gözlü biri vardı kasada ve serviste)

    Espresso 4.5,orta boy filtre kahve 5.5 liraydı.Ayrıca bir önerim var.Kahveyi benim gibi soğuk sütle içmeyi sevenler varsa;kronotropta sade içmeyi denesin.Eşimin sade filtre kahvesi benim sütlü kahveme göre çok daha lezzetliydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler Deniz. Bence Miss Pizza'ya br şans daha verin. Benden tavsiye düz margarita veya buffalo sütünden mozzarella ve domates soslusundan deneyin. beğeneceksiniz

      Sil