31 Mart 2012 Cumartesi

Endülüs Yazıları 3: El Hamra Sarayı

Yıllardır yüzeysel ortaokul tarih kitaplarında resimlerini gördüğümüz, "Endülüs Emevi" uygarlığının zirvesi olarak bir iki cümleyle anlatılan El Hamra Sarayı'nı görmek sonunda nasip oldu. El Hamra, İspanya'da hüküm sürmüş son hanedan Nasriler'in (Emeviler değil) Granada merkezli emirlerin sarayı olarak 13. yüzyılda inşa edilmişti.


Saray dedikse, bir binadan ibaret değil elbet. Zira El Hamra'nın alamet-i farikası öncelikle bütün şehre hakim konumundan ve sonra da enfes bahçelerinden, gürül gürül akan su kaynaklarından geliyor. Bakınız elçilikteki görevini sürdürürken sarayı ziyaret eden Yahya Kemal ne yazmış:

"Elhamra'ya basit bir dış kapıdan giriliyor. Girerken hârikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor. Girdikten sonra bir alemden başka bir aleme geçmiş, sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine bir hayret içindeydim. Bu şaşkınlık daireden daireye geçtikçe arttı. Nazar değmemiş bir beyazlık içinde, sülüs bir yazı sarmaşığı gülümseyen bir güzellikle bütün duvarları sarmış;nakışın ve oymanın hudutsuz oyunları, tavanların derinliklerine kadar her tarafı örtmüş, ama her taraf yine de bembeyaz görünüyor."



Gerçekten de bölmeden bölmeye geçtikçe artan bir şaşkınlık var. İslam uygarlığının zirvesini yalnızca akıl almaz süslemeler ve işlemeler değil, ama sıralanmış nar ağaçları (Granada'nın ismi Latince nar, Granatum'dan gelir), aslanlı çeşmelerden akan soğuk sular ve kurak bir iklimin hiç hissedilmediği büyüleyici bir serinliktir bence.






















Elbette UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dahil olmadan önce saray bir harabe yığınından ibaretmiş. 19. yüzyıla kadar çok sayıda oryantalistin gelip beleşe kaldığı ve şevkten kendinden geçtiği, Granada Romanları'nın mesken tuttuğu (Hatta Franco döneminde siyasi kaçakların da saklandığı rivayet ediliyor) El Hamra, bugün geçmişinin görkemini tamamiyle yansıtıyor.

İslam uygarlığının altın çağını simgeleyen bu sarayda her şey şahane değil. Özellikle tarihin en berbat birlikteliklerinden Kastilya Kraliçesi Isabella ve Aragon Kralı Ferdinand'ın evliliği İspanyol milli birliğini sağladığı gibi Endülüslü Müslüman ve Yahudilere korkunç bir yıkım getirmiş. Bu beş para etmezlerin torunu Carlos I'in (Karl V, bu zat aynı zamanda Alman İmparatoru olduğu için bizde Şarlken adıyla bilinir, Kanuni'nin başbelasıdır) El Hamra'ya ek olarak yaptırdığı bir saray vardır ki, büyük kepazeliktir.




Zira, o ince, nakış gibi dokunmuş yapılar arasından bir anda karşınıza çıkan, boğa güreşi arenası ve Ankara adliyesi karışımı bir bina (Üstelik Rönesans'ta, allah belanı vere!) insanın canını sıkacak yegane şey El Hamra'da. Saraya ancak belli saatlerde giriş var. Bunun için rezervasyon yaptırmanızı şiddetle öneririm. Yine bir tavsiyem, öğleden sonra gidin. Zira sabah turu biraz daha kısa. Sarayı ve bahçelerini gezmek için optimum süre 4-5 saat.

Şarlken'in boktan sarayı

7 yorum :

  1. delirttin beni yine blogger..!!

    ülke yazı pek bir güzel olmuş. o aslanlı çeşmelerden şerbet akmış mı zamanında?

    YanıtlaSil
  2. Valla adamların sürdüğü sefa dillere destan imer,şerbetsiz kalmamışlardır eminim. Ama tabi sonları cok fena olmus, katolik istilası söndürmüş o görkemi. Resimler ocak ayında çekildi, aslında bahçelerin en sönük zamanı, yazın o yeşilliği ve serinliği düsünemiyorum Granada'dan epeyce yüksekte saray...

    YanıtlaSil
  3. geçen hafta ben de madride gittim. ama çok merak ettiğim yerlerden biri burasıda. daha çok foto koysaydın keşke..

    YanıtlaSil
  4. ilerleyen günlerde daha fazla foto koyacagım, blogger'da bir dengesizlik var, foto koymak cok ugraştırıyor.

    YanıtlaSil
  5. National Geographic'de sarayla ilgili güzel bir belgesel yayınlanmıştı zamanında. İzlemenizi tavsiye ederim, pek bilgilendiriciydi.

    YanıtlaSil
  6. Teşekkürler. Kimsenin zevkini bilemem ama İspanya'ya ilk defa gidecek dahi olsanız es geçilecek bir yer değil; hatta hayatımda hiçbir yerde (Şükrü Saraçoğlu stadı dahil :) bu kadar etkilenmedim.

    YanıtlaSil