12 Mart 2012 Pazartesi

Pamuk Usta'dan Sergey Bubka'ya Sıradışı Cumartesi

Okan: Sıradışı cumartesiden önce sıradan bir cuma günü blog yazarımız İmerhan'a gelen ihtarnameyle sarsıldık. Aşağıda da göreceğiniz gibi 2010 yılında internetten indirilen bir film için 495 tlnin bir banka hesabına yatırılması istenmiş.

Evet İmerhan söz sende. Başına böyle bir felaketin geleceği belliydi. Amerika'da olsan bu kadar bile uzun dayanamazdın. Bize ihtarnamenin ayrıntılarından biraz bahsedebilir misin?


İmerhan: Evet oldukça komik. Bir taraftan da sinir bozucu. Biraz araştırınca DigiProtect'in bu yasal dayanağı olmayan, tehditvari ve "haraç" ister gibi tavrının hiç de etik olmadığını ve avukatlarının başına iş açabileceğini gördüm. Kısa bir şaşkınlık ve "tam da sırasıydı" tepkisinden sonra avukat olan ablamın da yardımıyla hemen rahatladım. Neyse, bu "ihtarname olmayan" ihtarnamelerden gelen varsa bu linkten gerekli bilgileri alabilir.

Adı pamuk kendi pamuk
Okan: Cumartesi günü ise tam mesaili Dünya Salon Atletizm Şampiyonası'nı izlemek üzere erkenden kalktık. Sabah 10'dan akşam 9'a uzun bir mesai olacaktı ve her uzun mesaide yapılması gerektiği gibi sıkı bir kahvaltıyla başlamalıydık güne. Öyle Avrupa tarzı kruvasan ve kahveyle dünya şampiyonasını bir saat bile kaldıramazdık. Biz de Güneydoğulular'ın tarlaya gitmeden önce yaptıkları sıkı kahvaltılardan ilham alarak Aksaray yoluna koyulduk. Hayır sabah sabah ciğer dürüm yemeyeceğiz. Hoş, yesek de hiç fena olmaz ama bugün İSKİ binasının hemen arkasında bulunan Huzur Kıraathanesi'nin önüne konuşlanmış Pamuk Usta'ya uğramak niyetimiz.

2 tlye protein ziyafeti
Pamuk Usta'nın uzmanlık alanı Antep (Bilhassa Nizip) ve Urfa'da hayli popüler bir kahvaltı olan nohut dürüm. Tadı, İmerhan'ın evde yemek serisinde yaptığı ekmek üstü nohutu andırıyor. Usta, tezgahının altında üzeri örtü ile örtülü sıcak nohutları tırnak pidesine yerleştirdikten sonra, ince kıyılmış maydanoz, pul biber, sumak ve limon tuzu ile süslüyor. Bu sıkı dürümle akşama kadar tarlada çapa yapıp harmanı kaldırabilirsiniz. Ama bizim gibi şehir züppeleri için dürümün yarısı bile insanı doyurmaya yeterli. Hele hele içecek kontenjanınızı Huzur Kıraathanesi'nde çay içmek yerine kutu kola olarak harcarsanız doyma süreniz daha da kısalacaktır. Bu dürümü yer yemez aklıma gelen ilk şey "Keşke öğrenciyken burayı bilseydim!" oldu.

İmerhan, cumartesi günü saat sabahın 8 buçuğu ve seni İSKİ binasının önünde taşa oturup nohut dürüm yerken görüyorum. White Mill'de kahvaltı edecek paran mı kalmadı? Ne bu hal?


İmerhan: Senelerdir konuştuğumuz nohut dürümü nihayet yiyebildik. Hijyen açısından zirvede olmasa da Pamuk Usta adı gibi pamuk. Fotoğraf çekmek için izin istediğimizde, "Nerede yayınlayacaksınız? Aman iyi yazın ha. Benim de internet sitem var." deyince anladıkki Pamuk Usta bu konularda tecrübeli. Zaten son zamanlarda İstanbul'da salaş lezzet mekanları pek bir moda oldu. O yüzden burası White Mill'den daha "havalı" sevgili Okan! Blogcular (Bizden bahsetmiyorum) ve Milör sağolsun. Betondan soğuğu yiyip, dürümleri lüplettikten sonra istikamet Ataköy.


Okan: Saat 10 olmadan çok merak ettiğimiz Ataköy Atletizm Salonu'na varmıştık bile. Şampiyonaya yetişecek, yetişmeyecek dedikoduları arasında (Türkiye'deki her şampiyonada olduğu gibi) salon güç bela tamamlanmaya çalışılmıştı. Vardığımızda ise gördüğümüz manzara karşısında şok olduk. Çirkin polis barikatlarıyla toprak yol yapılmış. Bu yol sağlı sollu inşaat atıkları ve klima gürültüleri arasından salonun girişine kadar ilerliyordu. Binanın dışının zevksizliği bir yana (Bilhassa cam ve ucuz kaplamalı yüzeyi) içerisinin basıklığı ve çirkinliği midemizde kramplara sebebiyet verdi. Şampanya rengi duvar boyaları, daracık koridorlar Dünya Atletizm Şampiyonası'ndan ziyade Gençlik Ve Spor Bakanlığı'nın düzenlediği "Ortaokullar Yarışıyor" organizasyonuna daha çok benziyordu. Kişi başına düşen polis miktarının yoğunluğu ve üzerinizi didik didik aramaları ise derbi maçı hissiyatı yaratıyordu.

Evet İmerhan. Hıncal Uluç çoktan ortalığı velveleye vermiştir ama bir de senden dinleyelim.  



İmerhan: Sen girişten bahsettin, ben de bahsedip daha da sinir bozmayayım. Ortalıkta "İnsan üstü gayretle şampiyonaya yetiştirildi. Başbakanımız sağolsun!!!" lafı dolanıp duruyor. Neden aylar boşa gitti de, proje son 80 güne sıkıştırıldı? Neden Sinan Erdem'de yapalım tartışmasıyla vakit kaybedildi? Salon komplike bir mimari harikası olur da, proje ve çizim aşaması uzun sürer. Salon, Gençlik Ve Spor Bakanlığı'nın tozlu raflarından çıkmış standart projelerdeki gibi. Gerçi "havalı" bir kaplaması var. Salonun iç düzenlemesi ise en basiti. Çünkü bunu bütün dünyada yapan firmalar var ve yöntem belli. Salonu yapınca adamlar gelip kuruyor, o kadar. O da bahane olamaz. Bu kadar negatif olmamım nedeni bir çok organizasyonu sırf yapmış olmak için yapmamız (Maalesef hükümetler politika adına rasyonel davranamıyorlar). Öyle olunca da elimizde şimdiden demode olmuş ve geliştirilmesi, sıfır yapmaktan daha masraflı olacak bir sürü tesis oluyor. Bu salon, yıkımı pek seven Amerika'da olsa şampiyonadan sonra hemen yıkarlardı. Neyse yine de inşallah bu tesis çocuklara ve gençlere kullandırılır da çürüyüp gitmez (Bizde "eskir" diye kullandırmamak pek makbuldür. Kızılay kış çadırlarını, daha yeni, eskimesin diye Van'a göndermemiş depolarda çürümeye bırakmıştı).


Okan: İçeri girip, dik merdivenleri zorla tırmanıp müsabakalara kilitlendiğimizde ise herşeyi unuttuk. Başta koşu müsabakaları olmak üzere, canlı atletizm izlemenin keyfinin bambaşka olduğunu öğrenmiş olduk. Sportif müsabakalardaki uğursuzluğumu daha önce anlatmıştım. Ama bu sefer bir dünya rekoruna ve salon şampiyonalarında Türkler'in aldığı ilk iki madalyanın ikisine de şahit olmamız (Hem de inanılmaz bir mücadele sonucu) şeytanın bacağını kırdığımın göstergesiydi.

Uzun mesafe koşularda yapılan taktikleri, atılan dirsekleri ve sıkıştırmaların haddi hesabı yoktu. Öğrendiğimiz bir diğer şeyse uzun atlamacı bayanların ne kadar güzel olabileceğiydi. Peki favorin hangisiydi? Söz tekrar sende İmerhan. 

Hitler'in yeğeni (!) Alman yüksek atlamacı Spank. Arkada Suriyeli Ghazal

Ataköy'de bir melek
İmerhan: Girişteki olumsuzluklar Klishina'yı görünce bir anda silindi. Atletizme küçüklükten beri ilgim olduğundan zaten uzun ve yüksek atlamacılara karşı bir zaafım var. Ama onları canlı görmek bambaşkaydı. (Biraz seksist oluyor ama) Sağlık ve enerji fışkıran sporcuları canlı görmek insanı kendine getiriyor. Suriyeli yüksek atlamacı Majed Aldin Ghazal şampiyonanın en "gaz" ve eğlenceli isimlerindendi. Sabah seansında tribünler yarı yarıya doluydu diyebiliriz. Yabancı seyircilerin, sporcu yakınlarının ve beden hocalarının çokluğu da dikkat çekiciydi. Sabah kahvemizi salonda içme umudumuz ise sabah seansında sıcak hiçbir içeceğin "satılamaması" sebebiyle yemekten sonraya kaldı. Sabah seansını göz açıp kapayıncaya kadar bir solukta bitirdik. Saat oldu 1. Karnımız açıktı.

Mesut, kes o bıyığı!
Okan: Nohut dürümün etkisi hemen geçmese de ileride acıkacağız (!) korkusuyla öğlen arasında tekrar Bakırköy yolunu tuttuk. Taktiksel bir hata yapıp yine ekmek arası atıştırmayı tercih ettik. Fakat en azından İstanbul'un en iyi fast food dönercisi Bom Bom Büfe'ye yönelerek hatamızı biraz olsun yumuşattık. Bloğumuzun ilk zamanlarında Bom Bom Büfe hakkında kısa bir yazı yazmıştım ama burayı bize tanıtan İmerhan'ın ağzından bir kez daha dinleyebiliriz.

İmerhan bize meşhur bomburgerin arasında salam yerine tavuğun olduğu, ekmeğinin uno ekmeğine benzemediği, şef garson Mesut'un bıyık bırakmadığı güzel Bom Bom günlerinden bahsedebilir misin?


İmerhan: Bom Bom hala açık ara İstanbul'un en iyisi. Morgül maceramızı hatırlarsın Okan. O kadar övgü niyeymiş anlayamamıştık. Dünyanın en vasat ekmek arası dönerlerindendi. Senin gittiğin ve yazdığın diğer ekmek arası dönerciler de (Ne kadar zorlasan da), çok da itiraf etmesen de Bom Bom'a yaklaşamamışlardı. Ki senin de dediğin gibi eskiden bomburgerin içinde bir de haşlanmış tavuk vardı. İlk yediğimdeki lezzet hala aklımdadır. Hatta sandviç arası tavuk ızgara da ıslaklığı ve yumuşaklığıyla harikaydı. Ama tavuğun çok da tutulmamasından ve maliyet kaygılarıyla şimdi bomburgerde salam var ve tavuk ızgara yok. Bom Bom'un diğer alameti farikası ekmeği de anlaşmazlıklara kurban gitmiş. Maalesef şimdi unovari ekmek kullanıyorlar. Ama hala açık ara en iyiler. Bir cümle de şef garson Mesut'a. Eğer bir gün bir restoran açarsam Mesut'un önüne açık çeki (!) koyarım gel çalış diye. Bir de hatırlatma; Bom Bom'un fiyatları normalden biraz pahalıdır, aklınızda bulunsun.


Okan: Öğleden sonra gündem yine çok yoğun. Alman atletizminin düşüşü (Ah nerde o Doğu Almanya günleri!) İlhan Tanui Özbilen'in şahane 1500 mücadelesi ve akabinde gelen gümüş madalya. Ardından birbirinden güzel yüksek atlamacılar (Hele hele o İsveçli), Bubka'nın profilden Atatürk'e benzerliği ve en önemlisi kürsüye tek başına gelen 35 kez dünya rekoru kıran Bubka'nın aksine, 10 koruma, 5 müsteşar, 4 danışman ve 20 yalakayla beraber kürsüye çıkan spor bakanımız Suat Kılıç'ın sevimsizliği.

İmerhan.

Ah Ebba ah!
Türkiye'nin de yarıştığı 4x400 erkekler bayrak yarışı
İlhan çok iyi yarıştı
İmerhan: Akşam seansı çok hareketliydi. Madalya aldığımız iki 1500 yarışı da inanılmaz çekişmeli ve heyecanlıydı. Bir ara Okan heyecandan "Lan!" deyip şöyle bir kolumu bile sıktı. Bu yarışlarda seyircinin katkısını da küçümsememek lazım. Bu arada Büyük Britanya olimpiyat tanıtımlarına burada da devam ediyordu. GBRlı atletleri destekleyen adadan ya da başka ülkelerden çok sayıda seyirci grubu vardı. Yüksek atlamacı İsveçli büyüledi. Suat Kılıç "sevimliliği (!)" ile şampiyonaya renk kattı. Ama şampiyonanın en güzel anlarından biri Sergey Bubka'nın madalya vermek için sahneye çıktığı andı. Ben dahil herkes fotoğraf çekmek ve imza almak için kürsüye çullandı. Günün sonunda, girişteki olumsuzluklara, can sıkan polis bolluğuna ve salonun kötü fiziksel yapısına rağmen "içerik" olarak oldukça tatmin edici ve başarılı bir şampiyona oldu. Canlı atletizm seyretmenin de televizyondan kat be kat daha eğlenceli olduğunu tecrübe etmiş olduk. Aşağıda uzun günden bir kaç fotoğraf.

Sergey Bubka


Okan: Aynı anda beş müsabakayı takip etmenin yoruculuğunun ardından yarışlar ve ödül türenleri akşam 9 gibi sonlandı. İçimiz ekmek arası bilmem nelerle o kadar kurumuştu ki salondan çıkar çıkmaz birbirimize sorduğumuz ilk soru "Ne içelim?" oldu. Ataköy gibi bir yerde bu soruya cevap veremeyeceğimizi bildiğimizden dönüş (Beyoğlu) yolunu tuttuk. İstiklal'e vardığımızda sağlı sollu dükkanlar bizi dürüm, ıslak hamburger, köfte ekmek gibi yanlış kararlar almaya zorlasa da önünden geçtiğimiz Lades Lokantası'ndan gelen şahane kokular bizi günün en isabetli kararını vermeye zorladı. Şehriyeli tavuk çorbası!


Her ne kadar makbul olmasa da ben tavuk çorbasının un ile terbilyelenmişini daha çok seviyorum. Ama soğuk havanın ve içindeki tavuğun bolluğuyla Lades'in tavuk çorbasını bayıla bayıla höpürtdettim. İmerhan ise sabahtan beri yediği kuru öğünlere bir çentik daha atmak için hemen akabinde tavuklu pilavını söyledi.

Evet İmerhan, eve gidip sucuklu tost (ketçaplı) yediğin söyleniyor. Bu kadar kuru yemeği hazmetmek için neler yapıyorsun? Mikrofon tekrar senin.



İmerhan: Öncelikle çorba fikri benden çıktı. Hastalanmaya başlamanın (Ki şu anda ciğerlerim sökülüyor) verdiği içgüdüyle çorbaya yönlendik. Çok da iyi etmişiz. Lades zaten menemeniyle favori mekanlarımızdan. Malzeme bolluğu konusunda da İstanbul'da rakipsiz. Ayrıca pastırma ve sucuklar Namlı'dan. Kuru yemek konusuna gelince o konuda kimse seninle aşık atamaz. Blogda yazdığın yerler dışında nerelerde, nasıl kuru şeyler yediğini ben bilirim. Burada açıklamayayım okurken bile yanında üç şişe kola içmek gerekir kuruluğu bastırmak için.

4david bowie - starman

8 yorum :

  1. herhalde blogtaki en dolu yazı bu olmus, pek güzel eglenmissiniz. elinize saglık. ancak Elena Isinbeyeva'dan bahsetmemeniz kalbimi cok kırdı, bilesiniz.

    YanıtlaSil
  2. malesef isinbayevayı göremedik. spor müsabakalarındaki uğursuzluğum bitti derken külliyen sona erdi sanma. isinbayeva aplacığım pazar günü zıplıyormuş

    YanıtlaSil
  3. bi dakka şimdi!

    biz bu yazıda spora mı odaklanıyoruz yoksa yemeklere mi? onu bi açıkla hele sen :)

    YanıtlaSil
  4. İki yazarlı yazılarınızı zevkle okuyorum. Bundan önceki de spor+yemek yazısı olan tirit-şarapova-imç pilavı yazısıydı. Bilemiyorum, onun da hikmeti iki yazarlı olmasında mıydı yoksa spor ve yemeğin bir arada olmasında mı? Devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
  5. devamını ülke ukrayna avrupa şampiyonasında almanya maçı ve yöresel yemeklerle yapacak.erkek sözü verdi.

    YanıtlaSil
  6. ukraynaın bir tane meşhur yemeği bile aklıma gelmediğinden yöresel yemek dedim

    YanıtlaSil
  7. fkh ye: daha çok kızlara odaklanıyor sanki

    YanıtlaSil
  8. nohut durum için niziplilerin istanbuldaki kolonisi güngören-bagcilar ilçe sınırını tavsiye ederim. maalesef birçok kez gitmeme rağmen hep kebapçılar aklımı çeldi nohut dürüm tabelalarına gözüm takılsa da bir sonraki sefere bıraktım. deneyin bakalım beğenecek misiniz? Bu mikro antep'e gitmisken baklava ve kahke stogu da yaparsınız Adres bagdat ocakbaşı civarı http://www.bagdatocakbasi.com.tr/
    bu da bonus: http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=758942&AuthorID=107

    YanıtlaSil