20 Nisan 2012 Cuma

Emir Kipleri

Tıkla: Spottedbylocals.com. Avrupa'da yeni bir şehre gidecekseniz ve gezi rehberlerindeki turistik önerilerinde sıkıldıysanız işte size şahane bir site. Şehri yerlileri tarafından önerilen (çoğunlukla) ucuz, az turistik ve kaliteli  mekanlarının önerildiği bu sitede sürekli güncelleniyor ve gelişiyor. Sitenin güvenilirliğini anlayabilmeniz açısından şehirlerden İstanbul'u seçip. Lonely Planet'in önerileri ile kıyaslamanızı tavsiye ederim.


İç: Mado keçi sütü. Büyük Bimciler'den biri olarak Bimler'de satılan Kay marka çakma keçi sütü beni tam bir hayal krıklığına uğratmıştı. Neyse ki Mado'da çalışan dostlarım sayesinde sadece Pazartesi ve Perşembe günleri gelen gerçek keçi sütünü deneyebildim. Yoğun yağ içermesi yüzünden kaymak düşmanlarına pek tavsiye etmesem de, Mado'nun dondurma yapımında kullandığı bizzat kendi çiftliklerinden gelen keçi sütü gayet başarılı. fakat fiyatı hiç de ucuz değil. Yarım litresi 4,5 tl. Heyhat! Buna pahalı diyen ben geçen gün semtimizin elit peynircisinin camında yazan "keçi yoğurdu gelmiştir" yazısını görüp, "Yoğurt kaça?" sorusunu sorduğumda, "Kilosu 15 tele!" cevabını alınca biraz olsun ikna oldum. Defalarca İstanbul'un en iyi peynircisi seçilen bu garip dükkana hiç mi hiç ısınamadım. Ah! Şöyle efendi, makul fiyatlı, güleryüzlü bir peynirci gelse semtimize. Çok mu şey istiyoruz?


İzle(me): Arda'nın Mutfağı. Şu sıralar fena halde iyi yemek programı sorunsalı ile karşı karşıyayız. Home TV'nin kalitesiz Amerikan programlarındaki devasa büyüklükteki soslu biftek tariflerine zaten önceden de prim vermiyorduk. Seyirci önünde yapılan yemek programlarından fazla birşey beklememek gerek. National Geographic ise bu yıl birbirinden çirkin yemek programları barındırıyor. Geçen sene sadece Rocco'dan Tatlı Hayat adlı programa maruz kalıyorduk.

Betona oturup spagetti ve şarap keyfi yapan adam. Parmak arası terliklere dikkat. Vespa'dan hiç bahsetmiyorum bile.
Zenginliği her halinden okunsa da sürekli salaş olma kaygısıyla, peynir tenekesi üzerinde şarap keyfi yapmalar, taş fırında yaptığı pizzayı gazeteye sarıp yemeler gibi özenti haraketleri bizi kışkırtıyordu. Bu sene ise Hollandalı aşçı Rudolph Van Veen'in sunduğu Lezzet Yolcuğu'nda, dünya mutfağını keşfe çıkıyoruz. Rudolph'un en rahatsız edici tarafıysa 40 yaş üstü her Alman-Hollandalı'nın yaptığı gibi kafasına bir avuç jöleyi sürüp saçını yukarı doğru dikmesi. Biri bunlara 30'undan sonra jöle sürmenin ne kadar itici olduğunu söylesin! 

Kuzeyliler'in bitmeyen jöle sevdası
Konumuza dönersek. Arda'nın Mutfağı programına National Geographic'te aradığımızı bulamadığımız için bulaştık. Sadece bir bölümünü izlemiş olsak bile Türkiye'nin Jamie Oliver'ı olma teşebbüsleri her halinden belli olyordu. İmerhan'ın yalancısıyım ama "Hamur bir kenarda dursun. Bu arkadaşımız hassas bir çocuğa benzer, uyurken rahatsız etmeyelim" gibilerinden tabirleri ile kanınızı dondurabilir. 

Mısır unundan calzone

Çok konuşup az şey anlattığı programındaki tek güzel şey, pizzanın hamuruna mısır unu koyup (2 ölçü beyaz un, 1/2 ölçü mısır unu, 1,5 kaşık zeytinyağı, 2 tutam deniz tuzu) çok daha kıtır ve ince açılabilmesini sağlamasıydı. İşte bu meşhur tarifini öğrenmek için maalesef Facebook'tan Arda'nın Mutfağı grubuna üye olduk (Hoş, tarifi aldıktan sonra hemen üyelikten çıktık) ve birebir bu hafta yaptığımız mantarlı ve füme ördekli pizzaya uyguladık. Sonuç mükemmel oldu. Unutmadan daha önce taze sosis yazısında İmerhan'ın bahsettiği Beyoğlu Şütte, kendi imalatı füme ördek satıyor. Fiyatı füme tavuktan biraz daha pahalı olsa da sandviçlere ve bilhassa pizzaya pek bir yakışıyor. Deneyiniz.


Keşfet: Sadri Alışık Sokak. İşte ismini hakedecek absürtlükte bir sokak. Gay saunası, cüce köpek, polis karakolu, 35 mm film ve makinası bulunduran dükkanlar, pavyon ve ünlü travestileriyle Fellini filminden fırlamış gibi gözüken binbir türlü karmaşa.


Beyoğlu'nu, güzide semtimiz Çukurcuma'ya bağlayan bu  fena halde kestirme sokak, belki aşırı dik yokuşu, belki de homofobik insanların daha güvenli paralel sokakları tercih etmeleri yüzünden hakettiği ilgiyi hiçbir zaman bulamamış. Bu yüzden de hiçbir zaman kentsel dönüşümün saldırısına maruz kalmamış.


İyi ki de kalmamış. Çünkü bu sayede Sadri Alışık Sokak, İstanbul'un uzak ara 80'leri en çok anımsatan sokağı durumunda. Gırgır Dergisi'nden fırlamış gibi duran eski tip karikatürlerle süslü duvarları, zamanın tamamen durduğu, SSK'dan emekli blog yazarımız Özgün ve benim eskiden yüzlerce kez yolunu aşındırdığımız Ş. Duman İşhanı ve Beyoğlu'nun bu tarafını yıllar önce terketmiş (Tarlabaşı tarafında bolca olsa da) pavyonlar.


Bu caddeyi yıllar önce Ş. Duman İşhanı'nda dükkanı bulunan gönül adamı Ali Abi'den 8 mm makina ve filmler aldığımızda keşfetmiştik. Pasajda Ali Abi'nin dışında binbir türlü antikacı, devasa 8 mm ve 16 mm film arşivinin bulunduğu dükkanlar (Bunların arasında en dikkat çekici olanı Emmanuelle'nin 16mm tüm filmlerinin bulunduğu girişteki küçük yer) bulunuyor.


Sokağın maskotu ise bulunduğu yerden 50 metre uzağa bile gitmeyi sevmeyen cüce köpek "Alex". 90'larda (Tıpatıp benzediği) babasının kolladığı sokağa yabancı köpek yaklaştırmıyor.

Alex
İmerhan'dan Ek: Şu yemek programlarıyla ilgili iki çift laf etmezsem patlarım. Neden kamerası sallanmayan, boyuna "zoom in-zoom out" yapmayan, tv izleyicisiyle ya da kameramanıyla boş boş aksanlı bir şekilde konuşmayan yemek programı yapılamaz? Bizde kamera ne kadar sabit kalır, zoom çalıştırılmazsa sanki iş yapılmıyormuş gibi düşünülüyor herhalde (Bakınız NBA ve Bundesliga. Kamera uzaktan tek açıyla oyuna konsantre olmuş. İzlemek çok rahat. Onlar tekrarlarda "açı" şovunu yapıyor). Arda çok çok başarısız bir Jamie Oliver özentisi (Programın sallanan kamerası da cabası). NTV'de yine özenti ve "aıım"lı konuşan Refika belki sesi kapalı izlenebilir. Özgür Şef'in magazinel ve bol kameraman atışmalı programı ise enerji emici (Mehmet Gürs'ün NTV'deki programı da Jamie çakmasıydı ama çok başarısız değildi). Konuklu yemek programlarından bahsetmiyorum bile. Bir yandan soğan doğrar, bir yandan tavayla uğraşırken adamın boş beleş albümünün tanıtımını mı dinleyeceksin! Mutfağının fakirliğine rağmen İngilizler basit basit iki sabit kamera ve boş konuşmadan yaptığını güzelce anlatan bir adamla bu işi gayet iyi kotarıyorlar. Sanırsın dünyanın en iyi mutfağı! BBC'de köpeğiyle Ada'yı dolaşan yaşlıca adamın (İsmini hatırlayamadım) dümdüz, müziksiz, boşuna hiç konuşulmayan şahane bir programı vardı. Meşhur yerel dükkanlardaki insanları fotoğraf çeker gibi dükkanın önünde sıraya dizer, gülümsetir ve öylece filme alırdı. Bu iş basit sadece ciddiye alıp mesai harcamak lazım.

6 yorum :

  1. Nerede yemek yenir , nerede kalınır, nerede eğlenilir http://www.neregidelim.com adresinden takip edebilirsiniz. Sizin gibi gezmeyi sevenler için iyi bir rehber olacağından eminim

    YanıtlaSil
  2. o programın adı Rick Stein'di.
    Kendisinin feci hayranıyım. Dediklerinize cok katılıyorum, maalesef Turkiye'de izleyecek yemek programı yok, kotunun iyisi Arda'nın mutfagı ben de kendisinden fena seyler ogrenmedim. Bence Kantin'in sahibi Şemsa Denizsel program yapmalı. Ondan cok umutluyum bu konuda

    YanıtlaSil
  3. @gamze: sağol. ben de google da "cook with dog" gibi garip aramalar yapıyordum bulayım diye. köpeği de ölmüştü maalesef. şemsa, kantin in ilk açıldığı zamanlara denk geliyordur herhalde, tvde çok görünüyordu bir ara. kantin iyi hoş da, "biz modern esnaf lokantasıyız" havaları pek samimi gelmiyor bana. son yıllarda, özellikle istanbul da, esnaf lokantası"varilik" ve salaşlık pek moda. oraya oynuyor gibi gelmesi beni geriyor. ama masaya gelenler iyi sonuçta.

    YanıtlaSil
  4. Yemek programları hakkındaki tespitlerinize aynen katılıyorum. Öyle hale geldi ki bu iş, kulağın aksandan!, boş konuşmalardan irite olmadan ya da sallanan kameradan miden bulanmadan izleyemiyorsun. Benim maksimum dayanma eşiğim 5 dakika. İmer özellikle programların daha basit tutulması konusunda haklısın. "Less is more"

    YanıtlaSil
  5. Merhaba,yazınızda kullandığınız bir fotoğrafı ödev konum olan bir belgeselde kullanmak istiyorum. Sizinde izniniz olursa

    YanıtlaSil