3 Nisan 2012 Salı

Festivalden

The Raid (Baskın): Sinemada tür ayırmam. Şirket içi gerilim filmlerinden, kostüm filmlerine her türü ilgiyle izlerim. Ama ömür boyu tek bir türü izleyeceksin deseler bilim-kurgunun kılpayı önünde aksiyon filmlerini seçerdim herhalde. Uzak doğudan uzun zamandır iyi bir aksiyon seyretmeyeli çok olmuştu. Çin'in "wuxia" aksiyonları ucuz tarihi kahramanlık sosuna bulanırken, Hong Kong'un çift el tabancalı aksiyonları uzun zamandır yeni birşey söylemiyordu. İşte böyle bir zamanda karşımıza çıktı Endonezya'nın "Baskın" filmi.


Film, silahlı Hong Kong aksiyonlarıyla Çin wuxia filmlerinin bir harmanı adeta. Tabi bir Uzakdoğu geleneği olan grafik şiddet sahneleri de cabası. Baştan sona bir an bile dinmeyen temposu ile Infernal Affairs'ten beri Uzakdoğu'dan gelen en iyi aksiyon filmi. Umarız Hong Kong aksiyon üstadı John Woo wuxia filmleri çekmeyi beceremediğini anlar da, şöyle kaliteli bir aksiyonla en kısa zamanda cevabını verir.

Not: Sinema tarihinin en uzun ve rahatsız edici bir türlü ölmeyen adam sahnesi bu filmde. Hatta sahne bitince salonda büyük bir alkış koptu.

Pink Floyd The Wall: Sinemada klasik izlemek her zaman keyiflidir. Ama bazen çok sevdiğiniz filmin ne kadar da eskidiğini de anlamanıza yol açar. Hele hele izlediğiniz film gereğinden fazla gürültülüyse, dolby çağı öncesi zaptedilemeyen tiz sesler (Bu filmde tiz ses kontejanında Roger Waters'ın çirkin (!) sesi vardı) canınızı fena halde sıkabilir. İşte The Wall teknik olarak aynı can sıkıcılığı barındırıyor.


Alan Parker da tıpkı Ridley Scott gibi 80'lerde coşup 90'larda sıçan İngiliz yönetmenlerden. Çoğu kişi baştacı etse de The Wall filmi Parker'ın 80'lerdeki en bayağı işi. Keşke Waters'ın beylik politik şarkı sözlerini birebir (Evet gerçekten birebir. Waters, "Hey teacher leave them kids alone!" derken gerçekten de öğretmen çocukları rahat bırakıyor) filme dökökeceğine, deneysel bir "Dark Side Of The Moon" filmi çekseymiş. Bir Pink Floyd albümü filme çekilecekse bence son seçim The Wall veya Waters'ın yavan politik söyleminin doruğunu yansıtan Final Cut olmalı. Tabi sadece Alan Parker'ı suçlamamak gerek. Filmin yavanlığında, Roger Waters'ın "İnsanlar aç!" söylemli bayağı senaryosu ve gelecekte "Live Aid" gibi organizasyonlarla kendini gösteren Bob Geldof'un abartılı oyunculuğu da cabası. De Niro kadar yetenekli olmasına rağmen aklımıza "Super Mario Bros" filmiyle kazınan Bob Hoskins ise filmin süprizi. Hoskins dışındaki tek katlanılabilir şey ise zamanın ötesindeki şahane animasyonlar.

Not: Biletix'deki "Sistem size boş olan en iyi koltuğu verecek!" palavralarına inanmayın. The Wall biletini benden bir hafta sonra alan sanat sevici dostum Adilen ortadan filmi izlerken; bileti ilk gün ilk dakikalarda alan ben ise önden ikinci sırada izledim. 10'da 1 bütçeye sahip Mybilette koltuk seçilebiliyorken, Biletix'te sistem palavraları yürütülmesi düpedüz soytarılık.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder