2 Mayıs 2012 Çarşamba

Gurbet Kuşu Sunar: Berlin’de Rebetiko-Helvetia

Helvetia isimli İsviçre barı, Berlin'in Kreuzberg semtinde olup pazar geceleri "rebetiko"ya ev sahipliği yapmaktadır. Ben de uzunca zamandan beri oradaki müziğe eşlik etmekteyim. Burada müdavimleriyle ve diğer gelen gidenleriyle her cins, her renk, her mostra insanla ilgili az buçuk gözlemlerimi aktaracağım. Böylece en azından nasıl bir yer tarif ettiğimi az çok gözünüzde canlandırabilirsiniz.


Sadece pazar geceleri olan rebetikoya rağbet ağırlıkta Yunan, arada Türk ve Alman ve yeni yeni daha çok Avrupalı gençlerde. Müzik zaten gece 11’den sabaha kadar devam ettiğinden, gelen gidenlerin muhtemelen pazartesi sabahları çalışmadığını hesap edersek, ne tür insanlardan bahsettiğim hakkında bir ipucu yakalamış oluruz. Mesela, arada bir ikram ettiği "tsikoudia" ile 50'lerinde pek zampara bekar bir Giritli... Bu adam genç kızlarla dans etmeye bayılır, onları sürekli dansa kaldırır. Kara kuru ve sigara içmekten cılızlaşmış, canlı cenaze bir başkası... Bir sıkımlık canı ya var ya yoktur, öyle bir tip. Her zaman yerini alır, köşede oturur, güleryüzle selam alır veririz. Rebetiko ortamlarının ilginç bulduğum bir özelliği de, silah, bıçak, uyuşturucu gibi daha çok erkek dünyasına ait şeyler bu ortamları şekillendirse de, travesti olmak hiç de garip karşılanmaz, hatta itibar da edilir. Leopar desenli saten taytı, yine leopar desenli deri çizmelerini giyip gelen, makyajıyla takılarıyla tam takır bir Yunan travesti de  gecelerin renkli simalarındandır. Bir başkası "genç mastor çete"... Şimdi şimdi bunların omuzdaşlarından bir tanesi kendisine bağlama edindi. Borsalino şapkası ile birlikte elinde bağlama, hafiften tıngırdatmaya hiç olmazsa akor basmaya başladı. Yükünü alanların yavaştan gidip, mekanın neredeyse boşaldığı gece 4-5 sularında tek tük insan kalır. Bu bahsettigim 5-6 kişilik Yunan mastor çetenin elemanları muhakkak kalanlar arasında olur. O saatten sonra artık giden gitmiş, garsonlar dahil kalanlar sadece iki avuç insanı zor bulur. Garsonlar da sigaralarını hazırlar, yanıbaşımızdaki koltuklara otururlar, dinlenmeye çekilirler.


 Bir de her zaman arka tarafta yerini alan, ağır ağır takılan çingeneler var. Yunan çingenesi olduklarını biliyorum ama aralarında Bulgar var mı onu bilmiyorum. Anlaşacak kadar Türkçe de konuşurlar. Bunlardan Yordanis isimli iri yarı biri arada sırada darbuka çalar. Diğerlerinden, kafayı çekip bulut olduktan sonra müzikten ayrı şarkı söylemeye başlayanları da gördüm. Çok sürmez, kaş göz, el kol hareketleri ve sözlerle uyarılırlar. Bunlardan başka 60'ların, 70'lerin sol neslinden Almanlar ve Türkler. Eski nesilden olanlardan biri arada sırada aşka gelir, Nazım’dan şiirler okur, Çakıcı, Telgrafın Telleri, Konyalım gibi Türkçesi de olan bazı rebetiko şarkılarına da kesin eşlik eder.


Garsonlardan Afrikalı Jeni özellikle, bir çiftetelli olan 'Misirlou' şarkısına bayılır ve ne zaman çalınsa kalkar oynar. Dansıyla izleyenleri mest eder, yoğurt gönülleri ayrana çevirir. Arada bir kodaman Yunan çiftler, arkadaş grupları gelir. Onlar da duman ağırlaşınca çok geçe kalmadan terk edeler. Bir kaç kez de zil zurna sarhoş Alman ve bir İrlandalı'nın müzisyenlerin önüne oturup kendi başlarına şarkılar söylemeye başladığına şahit oldum. Onları ikna etmek pek de kolay olmuyordu. Pek bir olay çıkmadı ama onları altıokkalık edebilecek bir grup insan her an bulunabilirdi. Piyangocusundan sokakta gazete satanına bu tip insanlar da arada gelir uğrar, selamlarını verir, duruma göre oturur ya da kısa kalıp ayrılır. Son zamanlarda ise, herhalde ekonomik krizden kaçarak gelen genç Yunanlılar, ortamların olduğu her yerde sesleri işitilen İspanyollar, bir çok sayıda Fransız ve Amerikalı, bunların yanında da tabi ki Almanlar pazar gecesi bu bara gelenler arasında sayılabilir. Eğer gelenler arasında genç Türk grubu varsa da bunlar neredeyse her zaman ya şarkılara eşlik etmişler ya da kalkıp oynamışlardır. Uzun lafın kısası, ben de gide gele bu saydıklarım ve adını anmadığım daha bir çok insanla samimiyet kurdum, dostluklar edindim. Yediğim içtiğim benim olsun, az çok gördüklerim kabaca bundan ibarettir. 

2 yorum :