17 Haziran 2012 Pazar

Antep Lezzet Turu 3

Antep lezzet turuna devam ediyoruz. Daha ilk günün şokunu atlatmadan ikinci gün gelip çatıyor. Tok karnına kalkmama rağmen (Rezalet bir duygudur) sabah kahvaltısında baklavanın kuzeni fıstıklı katmeri görünce tokluğumu unuttum. 


Dostum Ali'nin tavsiyesi üzerine geziye ilk önce Zeugma Mozaik Müzesi'yle başladım. Daha önce İstanbul'da gezdiğim Büyük Saray Mozaik Müzesi'yle bile etkilenen ben, burada oradan oraya koşuşturdum. En büyük şaşkınlığım müze binasının modernliği ve ferahlığı oldu. Kültür Bakanlığı'ndan Türk-İslam sentezi ya da en iyi ihtimalle dışı camla kaplı bir bina beklerdim. Tartışmasız Türkiye'nin en iyi müzelerinden. Çingene kızı adlı eser ise kuşkusuz mozaik aleminin Mona Lisa'sı. Giriş 8 tl.



Eğer arkeolojiye ufacık bir merakınız varsa müzenin tamamını gezmek 1,5 saatı bulabiliyor. Bu kadar sürede insan tabiki birazcık acıkıyor. Stratejimize uygun olarak müzenin çok yakınında Antep'in en önemli kebapçılarından Halil bulunuyor. Halil daha girişindeki et vitrininde bulunan çengele asılı küşlemelerle insanın beklentisini arttırıyor. Burası İmam Çağdaş'ın aksine çok daha salaş. Şehrin görece daha fakir bir mahallesinde (Karşıyaka) bulunması sebebiyle bir hayli mütevazi. Biz şansa 12 civarı geldiğimiz için çok kalabalık yoktu ama yarım saat içinde oturacak yer kalmadı. Söylenilene göre burada et 3 gibi tükeniyormuş. Hatta arkadaşımın anlattığına göre rezervasyon yaptırmak isteyen Ferit Şahenk'in adamlarına "Oturan yer!" cevabı vererek gönüllerde taht kurmuş.


Masamıza bakır sürahide buz gibi su geliyor. Ardından demir kapta gelen salata ise isot sayesinde acılı. Küçücük doğrandığından kaşıkla yenilmesi daha uygun. Sulu ve çok lezzetli. Yine demir
kapta gelen açık ayran ise yoğun ve buz gibi. Yemek olarak ise ortaya karışık istiyoruz. Karışık menüde küşleme, simit kebabı ve kuşbaşı var. Buranın spesiyali kuzu küşlemeden başlıyoruz. Bahar ayında Antep'e geldiğimiz için daha da şanslıyız. Kuzu eti lokum gibi. Masada bıçağın olmamasına şaşmamalı. Çatalla bile bölünüyor bu körpe et. Küşlemede sos ve baharat yok. Bu yüzden eti derinden hissediyorsunuz. Kuşbaşı ise küşlemenin aksine baharat ve sosla tatlandırılmış. Et terbiye edildiğinden küşlemeden bile yumuşak. Günün diğer yıldızı ise simit kebabı. Adana'yla kuzen. İçinde bulunan ince bulgur (Bazı yerlerde fıstık da ilave ediliyor) ise en büyük farkı. Çalışanlar güleryüzlü ve yardımsever. Bize ikram olarak kürdana batırılmış küşlemeler yolluyorlar. Yemeklerin porsiyonu 13 tl. Lahmacun 1,5 tl. Çıkarken lokantanın, ortaokul öğrencilerine hayrına lahmacun dağıtıtığını görünce buraya olan sevgim katlanıyor. 


Malesef Antep'in dört bir yanını yüksek apartmanlar işgal etmiş. Halka da bu toplu konutları modernleşme diye yutturmuşlar. Şehrin dışındaki (Varlıklı kesime ait) eski bahçeli (Bostan) evler bir bir yıkılıp yerine apartmanlar dikiliyor. Kebapçının bulunduğu Karşıyaka ise tek katlı evleriyle şehrin ruhunu yansıtan ender yerlerden. Yakında kentsel dönüşüm buraya da uğrayacakmış. Bu dönüşümlerin Antep'in sivil yemek kültürüne büyük darbe vuracağını düşünüyorum. Artık bahçelerde katmer pişrilmeyecek. Zaten tandırı geçtim kuzinesi olan kaç ev kaldı ki. Apartman altında fırın açmak yasak olacağından taş fırınlar yavaş yavaş azalacak. Zaten yoğun bir şekilde sanayileşen kentte yaşam telaşına düşmüş insanlar fırına yemek vermek yerine, hızlı bir şekilde doymaya çalışacaklar. Belki İmam Çağdaşlar daha çok sivrilecek ama ev yemekleri hızla gerileyecek.


İstikamet hayvanat bahçesi. Neredeyse gittiğim tüm şehirlerde bir hayvanat bahçesi maceram oluyor. Yoğun gezi temposunda kafa dağıtmak için birebir. Antep Hayvanat Bahçesi Türkiye'nin en büyüğü. Fakat hayvanlara geniş yaşam alanı sağlayan İzmir Doğal Yaşam Parkı kadar modern değil. Yırtıcı hayvanlara yeni yeni geniş alanlar temin edilmiş. Ama kafeslere tıkıştırılan maymunların hali içler acısı. Tabi hiçbir maymun zamanında Gülhane Parkı'nda (Dünyanın en leş hayvanat bahçesiydi) bulunan tek gözü kör, ıslak ekmekle beslenen aslan kadar müşkül durumda değil.


Hayvanat bahçesi gerçekten çok büyük. Tamamını gezmeniz için en az 3 saat gerekiyor. Acıkmak için çok uzun bir süre. Hayvanat bahçesinde muhabbet ettiğim birinin tavsiyesi ile Kırkayak Antepevi'ne içli köfte yemeye gidiyoruz. Daha önce de bahsetmiştim içli köfteyi cevizli ve haşlanmış tercih ederim. Kızarmış versiyonu çok daha ağır oluyor. Ama bu şehre gelince içli köfteyi denememek olmaz.


Köfte önümüze vasat bir sunumla geliyor. Domates, marul, dilimlenmiş salatalık turşusu tadı lezzetli olsa da personelin ilgisizliği can sıkıcı. Hele hele hesabı ödeyip kalktıktan sonra arkamızdan 500 metre koşup "içli köftelerin parasını verdiniz mi?" diyen garsonların varlığı yüzünden bile buraya adımımızı atmayız. Antep'te hatta İstanbul'da bile daha iyi içli köftecilerin olacağını düşünüyorum. Tavsiye etmem.


Kendime kızıyorum. Akşam yemeği kontejanımı niye içli köfte ile harcadım diye. Mideyle düşününce böyle oluyor. Kısıtlı zamanda Antep'te lezzet turu yapmak gerçekten de tam bir hüner işi. İyi stratejiler yapmayı gerektiriyor. Asla yanlış seçim yapmamalı. Her öğün önceden belirlenmeli. Acıkmak için her yere yürüyerek gitmeli. Benim gibi sabah kahvaltısında katmere abanırsanız Antep'in kahvaltılarda içilen meşhur Beyran (Metanet Lokantası'ndan. Videosu için buraya tıklayınız) çorbasını içemezsiniz. Hayvanat bahçesi sonrası Koçak'ta baklava yeme planımız sekteye uğruyor. Acıkmak için Koçak'a yürüyerek gidiyoruz.

Şöbiyetler turşuluk
Vitrine varır varmaz bülbül yuvasında şöbiyete, sarmadan kare baklavaya görsel tacize uğruyoruz. Acaba ne yesek? Koçak'ın spesiyali özel şöbiyetiymiş. Yaprak şöbiyetten az, normalinden çok Antep fıstığı bulunan bu ürününün rakipsiz olduğu söyleniyor. Hemen bir porsiyon istedik. Masamıza gelince şok olduk. Şöbiyetten fıstık taşıyordu. İçindeki kaymağı tam kıvamında. Fakat en güzel yanı mis kokulu tereyağıydı. Tartışmasız hayatımda yediğim en iyi şöbiyet (Hatta hamur işi).


Sıra geldi özel kare baklavasına. İmam Çağdaş'ta yediğimiz özel kareden bir adım ileride. Vedat Milör'ün buyurduğu üzere, baklavayı elimle alıp, tersini çevirip ısırıyoruz. Böylece bol şerbetli kısmı direkt damağımızla temas ediyor. Bu vesileyle baklavanın tadını daha fazla alıyormuşuz. Hamuruna gelince. Kıtır dış kısmını ısırınca çıkan cısss sesini hiç bir şeye değişmem. Fiyatlar çok ucuz değil. Şöbiyetin kilosu 38 tl. Özel baklavanın ise 40 tl. Ben ise oracıkta yediğim dört şöbiyete ve bir kare baklavaya 10 tl verdim. Müjdeler olsun ki İstanbul'a kargo var. İnternet sitesinden sipariş verebiliyorsunuz. Fakat katkı maddesiz bir baklavanın iki gün içinde tadını yitirdiği söyleniyor. Yani en iyisi Antep'e gelip yerinde yemek.

Önde deneyemediğim bülbül yuvası
Not: Bloğumuzla ilgili kısa bir röportaj yapıldı. Buyurunuz.

3 yorum :