22 Haziran 2012 Cuma

Antep Lezzet Turu 4

Daha önce de bahsettiğim gibi gezinin en büyük hayal kırıklığı Metanet Lokantası'nda beyran çorbası içememem oldu. Halbuki burası benim gibi çorba iptilaları için kaçırılmaması gereken bir yerdi. Kısa bir araştırma sonucu İstanbul'da (Tabiki Aksaray civarı) Ehli Kebap adlı bir restoranın beyran çorbası yaptığını duydum. Antep lezzetine yaklaşmasını beklemesek de denenebilir. Antep'teki beyrana da Tuba Şatana'nın şahane fotolarından bakabilirsiniz (Fotoları kıskanmam bir yana, çorbanın yanına gelen tombul biberler ayrı bir kıskançlık konusu). Buyurun buradan yakınız. Bunun dışında yine sadece Antep'te bulunabilecek yemeklerden gırtlak kebabını es geçmek zorunda kaldık. Yemek, kuzu gırtlağının dilim dilim doğranıp pişirilmesiyle yapılıyor. Cartlak kebabını ise Adana'da yoğun bir ciğer tadımı yaptığımdan bilerek denemedim. Anlayacağınız Antep'e tekrar gitmek için şimdiden bahane çok.


İlk gün Elmacı Pazarı'nda dolansak da asıl alışverişi ikinci gün yaptık. Klasik bir şekilde Antep fıstığı, pul biber ve salça aldık. Karnımızı öğlene kadar tıkabasa doyurduğumuzdan Ali'nin annesinin sürpriz akşam yemeğini duyunca ilk başta gözümüz korktu. Daha içli köfte ve baklavaları götüreli bir buçuk saat olmamıştı ve bizi yeni bir şölen bekliyordu.


Her fırının kendi ustalığı farklı olmalı ki Ali'nin annesi patatesli tavuğu ve lahmacunu ayrı fırınlara vermiş. İlk başta tavuklu patatesleri almak için dün akşam soğan kebabını yaptırdığımız Gözde 2'ye uğradık. Önü yine akşamüstü kalabalığı. Yemek daha yeni çıkmış. Gazete kağıdına sarıp doğru Lider Fırın'a. Buranın uzmanlık alanı ise lahmacun. Lahmacunlar daha yeni yeni çıkıyor. Fırından en yeni çıkanı ikiye bölüp başlıyoruz çıtır çıtır yemeye. İddia ediyorum hayatımda yediğim en güzel lahmacun bu. İmam Çağdaş falan hikaye. Hamuru o kadar ince ki. Hele hele ana eli değen lahmacun içi bir başka olmuş. Lahmacun beklemeyi sevmez diyerekten yumuşamadan bir tane daha götürüyoruz. Daha sonra, ne iyi etmişiz de sıcakken yemişiz diyeceğiz. Hatta çok sonra bileydim daha da çok yerdim! diyeceğim. Lezzetini tarif edemiyorum. Ama şunu söyleyeyim n'apıp edin Antep'te fırında lahmacun yaptırın. Bu şehirde lahmacun yaptırmak o kadar olağan bir durum ki Ali'nin söylediğine göre süpermarketlerde bile lahmacun içi satılıyormuş.



Kübban da ne ola?
Ustaların lahmacun hamurunu açışlarını, kıymayı yerleştirişlerini dikkatle izliyorum. İzledikçe acıkıyor. Acıktıkça yiyorum. Daha eve varmadan karnım yarı tok. Yarı tok diyorum çünkü Antep'te karnınız hiç doymuyor. İlla bir fırının kokusu burnunuza, baklavacı dükkanı gözünüze tecavüz ediyor. Eve varıyoruz.





Yine fırında yaptırdığımız pidelerle patatesli tavuğa dadanıyorum. Yumuşacık. Harcında Antep salçası var bi kere. Pide ise ayrı güzel. Tekrar lahmacuna dönüyorum. Bu sefer hafif yumuşamış. Ama yine müthiş. Doymak bilmiyorum. İstanbul'da iki lahmacunla tıkanan ben, burada yediklerimi sayamıyorum. Yerken alttan yağ damlamıyor. Mideni asla rahatsız etmiyor. İstanbul'da lahmacun yerken hissettiğin suçluluk duygusunu burada zerre hissetmiyorsun. İbo boşuna reklam yapıyor. Urfa'ya ayak basmadan iddia ediyorum. Lahmacunun başkenti burası. Hodri meydan! Şehirde sadece lahmacun yapan birçok lokanta var. Ve ben bunların hiçbirine gitmeden bunu diyebiliyorum. Gerisini siz düşünün gayri.


Şehrin fırın kültürüne aşık olduk. İstanbul'a geldiğimde yaptığım ilk iş bizim mahallenin sosyetik fırınına evden yemek getirsem pişirir misin? demek oldu. Aynı ülkede yaşayıp, yaşam standartları arasında bu kadar kalite farkı olması insanın içini acıtıyor. Acıyorum kendime. Bir lahmacun insana neler yapıyor! Yemeğin ardından biraz dinleniyoruz. Sıra geldi dün gece de tadına baktığımız Antepliler'in asla Maraş demediği Maraş dondurması yemeye. Antep dondurması Maraş'ın tıpatıp aynısı. Bir saat  uzaklıkta Maraş'a gidemedim ama buranın dondurması Malatya'daki Abdullah Usta ile birlikte yediklerim arasında tartışmasız en iyisi. Tepeleme üç külaha sadece 5 tl vermemiz ise ayrı bir konu. İkinci gün başka bir dondurmacıda bu sefer tabakta yiyorum. Standart yine üst düzey. Dondurma taş gibi. Sahlep ve keçi sütü kokusu buram buram geliyor. Antep'e gelince baklava ve katmer es geçilmez ama dondurmayı da kesinlikle unutmayın.


İki günlük Antep gezimiz ancak dört bölümle sonlanıyor. Ama ben yapılacaklar listemin yarısına bile çizik atamıyorum. İstanbul'a dönüşümün üzerinden 15 gün geçmesine rağmen Antep aklımdan hiç çıkmıyor. Bazı anlar gözümün önüne Koçak'taki fıstıklı şöbiyet geliyor, bazen de ince lahmacun. Hayatımda yediğim en iyi dondurma, katmer, baklava, lahmacun, kebap bu şehirden çıktı. Ne diyeyim. Allahın bereketi üzerinden eksik olmasın.

2 yorum :

  1. Selam, yazıların güzel ve başarılı, ben severek okudum. Ama çok yerde bu "iptila" sözünü yanlış kullanıyorsun. çorba iptilaları olmaz, çorba müptelası olur. iptila = Heves, düşkünlük demek iken müptela=hevesli, bağımlı demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hassasiyetiniz için teşekkürler. ben bugüne kadar iptila ile müptelayı eş anlamlı kelimeler sanırdım. telaffuzu daha etkili olduğundan da hep müptelayı yeğlerdim

      Sil