26 Haziran 2012 Salı

Zagreb Lezzet Turu 2

En Başta Not: Adana ve Antep'i bir an önce yayınlama sabırsızlığı ve araya EURO 2012 günlüklerinin girmesi yüzünden Zagreb'e üvey evlat muamelesi yapıp oldukça ihmal ettik. Zagreb gezisinin kalan bölümleri Antakya gezisinden önce yayınlanacak. Tabi turnuva da henüz bitmedi. Ülke'den bir şampiyonluk yazısı araya girebilir. İyi okumalar.


Zagreb lezzet turumuz devam ediyor. Yeme içme maceramıza geç kahvaltı ile devam ediyoruz. Daha önce bahsettiğimiz Drazen Petrovic Müzesi'nin hemen ilerisinde bulunan Karijola isimli şahane pizzacıyı "spotted by locals" adlı (Bu siteyi daha önce emir kipleri bölümümüzde tanıtmıştık) site sayesinde keşfettik. Sitenin dediğine göre şehrin en iyi pizzacısıydı burası. Daha önce Dubrovnik gezimizde de tecrübe ettiğimiz gibi Hırvatlar, İtalya'ya yakın olduklarından mıdır bilinmez gayet iyi pizza yapıyorlar. Peynirin de ucuzluğundan olsa gerek fiyatları Türkiye'dekilerin yarı, hatta bazı yerlerde üçte bir fiyatına.



İnsanlar ikiye ayrılır. Pizzanın köşesini yiyenler (Ben,) ve yemeyenler (İmerhan). Fakat Karijola pizzalarının en önemli özelliği şahane kıtır köşeleri. Eminim en züppe köşe düşmanı bile buradaki pizzaları görünce tek bir hamuru bile israf etmeyecektir. Ortalama pizza fiyatı Zagrep ortalamasından yarım misli daha pahalı olsa da (Ortalama 40 kuna. Yani 12-13 tl) taşfırında pişen bu lezzetli pizzaları tatmadan şehirden dönmeyin.


Yemekten sonra yolumuzu şehrin en büyük yeşil alanı Maksimir Park'a çeviriyoruz. Benim gibi stat meraklıları parkın hemen yanında bulunan Dinamo Zagreb'in evi Stadion Maksimir'i de görebilir. Parkın en önemli özelliği içinde küçük ve ama şahane bir hayvanat bahçesi bulunması. Bu kaplanı olmayan hayvanat bahçesinde bir iki saat kafanızı dağıtabilirsiniz.


Mükellef bir akşam yemeği için seçenek çok bol. Daha önce bahsettiğimiz şehir pazarının hemen dibinde Hırvat et yemekleri yapan birçok güzel restoran bulunmakta. Ayrıca futbol meraklıları için efsanevi Hırvat topçu Boban'ın kendi ismindeki İtalyan mutfağı ağırlıklı lokantası da diğer bir seçenek.


Biz ise Ülke'nin Ankara'nıın balıkları İstanbul'dan daha taze tezini referans alıp karasal iklimin göbeğinde balık restoranını tercih ettik. Şehrin yerlilerinin bayılarak tavsiye ettiği, Yugoslavya zamanından beri değişmeyen sade dekoruna da tavlanıp Tip Top adlı küçük restoranda karar kıldık.


Tabi mekana akşam yemeği için geldiğimizden favori balıkları barbun ve levrek çoktan tükenmişti. Biz ise büyük bir maceraya girip kılıç balığında karar kıldık.  Fakat dana etinden bile daha sert bir balıkla karşılaşınca moralimiz bozuldu. Yanına garnitür olarak gelen haşlanmış patates ise tam bir fiyaskoydu. En azından lezzetli Hırvat şarapları sayesinde televizyonda oynayan Yaprak Dökümü dizisi eşliğinde bir nebze olsun damağımız şenlendi. Barbununu yiyenlerin öve öve bitiremediği bu mekana bir şans daha vermek gerekirdi ama kısıtlı olan zamanımız buna elvermedi.


Keçe gibi balık
Yemekten sonra ise Komünist Zagreb'in izini sürmek için Novi Zagreb semtinde bulunan Avrupa'nın en büyük hacimli apartmanı ünvanlı Mamutica'yı (İsmi bile haşmetli) ziyaret ettik. 1974'te yapılan bina 220 metre uzunluğunda olup yaklaşık beşbin vatandaşa ev sahipliği yapmakta.



Berlin yazımızda Doğu Almanya'da üretilen sonra ostalgie akımı sonucu tekrar popüler olan Zeha adlı ayakkabı markasından bahsetmiştik. Startas da Yugoslavya parçalandıktan çok sonra trend olan bir marka. 1976'da masa tenisi ayakkabısı olarak üretilen bu model sadece üç çeşit renk üreterek tüm Yugoslavya'da 5 milyon adet satmayı başarmış. Şimdi ise şehir merkezindeki dükkanlarında onlarca çeşit farklı renk ve modelini bulabilirsiniz. Her zamanki gibi konuyu haddinden fazla dağıtıp bambaşka limanlara demir attık. Bira ile başlayıp bira ile bitirmeyi planladığımız "Zagreb Bira Rehberi"nde görüşmek üzere hoşçakalın.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder