2 Ağustos 2012 Perşembe

Kafkasya Günlüğü 1: Batum

Biz Türkler genelde az seyahat ederiz. Yurt dışına ilk çıkışımız ise, eğer Almanya'da akrabamız yoksa, çoğunlukla Fransa yahut İtalya ile başlar. Yunanistan'ı saymazsak diğer sınır komşularımıza ziyaret amacıyla giden çok çok azdır. Son yıllarda bu durum biraz değişmeye başladı. Zamanında seyahatlerime katmak için çırpındığım ama o berbat koltuğundan kaldıramadığım bloğumuzun tembel yazarı Okan bile Çukurcuma-Ayvalık istikameti dışında yurt içi ve yurt dışı gezileri yapmaya başladı. 



Avrupa'dan sıkılmış bir seyahat düşkünü olarak (kişisel görüşüm bu. Avrupa'da 5-6 ülke dışında görmediğim yer kalmadı ve artık her kentin üç aşağı beş yukarı aynı özellikler taşıdığını düşünmeye başladım) ana akım rotaların dışına çıkmaya özen göstermeye karar verdim. Bu kararı uyguladığım ilk yolculuğum Gürcistan oldu. Ankara-Hopa (Batum) uçağı teknik arızalar (!) yüzünden kalkmayınca (aslında uçakta sadece iki yolcu vardı) mecburen İstanbul aktarmalı gittik.


İşin garip yanı Hopa ve Batum aynı havaalanını paylaşıyor. Yaklaşık 150 dolar fazla ödememek için Batum yerine Hopa'yı işaretlediğimizde olanlar saçmalığın daniskası: Gürcistan'a giriyor ve tekrar çıkıyorsunuz. Bir otobüs sizi Hopa'ya geri getiriyor. Hopa'dan sınıra kadar adam başı 10 tl'ye taksi tuttuk. Şu ana kadar gördüğüm en çirkin ülke sınırını yayan geçtik. Gürcistan'a girişler vizesiz ve problemsiz. Bir tek sınırda fotoğrafınızı çekmeleri sinir bozucu. Gürcistan tarafında ise İstanbul şivesiyle Türkçe konuştuğunu iddia eden sempatik taksici bizi Batum'a götürdü. Toplamda 20 Lari (Gürcü para birimi) ödedik. Gürcistan'da Türk parası geçse de Lari kullanmanızı öneririm.


Her yeni kente girişte anında notunu veren (çoğunlukla sıfır verir) kadim dostum Alp bile Batum'da kaldığımız iki gün boyunca kararsız kaldı. Batum gerçekten çok garip bir kent. Öncelikle nefis bir sahili var. Gayet iyi düzenlenmiş bir sahil yolu, bisiklet ve yaya için düşünülmüş uygulamalarla son derece güzel. Kentin merkezinde çarlık Rusya'sından ve Sovyetler'den mimari örnekler yanyana. Ancak asıl sorun yeni yapılmakta olan son derece zevksiz plazalar ve binalar. Kentin hemen her yeri inşaat. Sahilden uzaklaştıkça hemen her sokakta bir iş makinesine rastlamak mümkün. Altyapı korkunç. En ufak bir yağmurda her taraf göle dönüyor. Kent merkezinden iki sokak uzaklaşınca sanki yüzyıldır usta eli değmemiş binalar var. Bir çok ev harabe halinde.

Yemekler ayrı bir yazının konusu

Kentte servis sektöründe çalışanlar çat pat ya da bazen iyiye yakın derecede Türkçe biliyor. Zaten cami çevresinde bir de Türk mahallesi var. Karadenizliler'in işlettiği restoranlar ve kafelere başta hiç prim vermediysek de Türkiye Kupası final maçını izlemek için tükürdüğümüzü yaladık ve vasat bir Türk kahvesi ve enfes Gürcü maden suyu Borjomi (bu başka bir yazının konusudur) eşliğinde bir Alex resitali izledik. Burada tavsiyem Kafkasya'da Türk kahvesinden uzak durun.

1 yorum :

  1. Batum'a gitmeden önce yemeklerini kesinlikle yemememiz gerektiği konusunda uyarılmıştık. Sahil tarafında şimdi adını unuttuğum büyükçe bir restaurant gözümüze temiz görünmüştü. armut suyunu ve meşhur pidelerini orada tattık. Fiyatlar ortalamaydı. ama türk turistlere çok fazla iyimser baktıklarını söyleyemem doğrusu.

    YanıtlaSil