14 Ağustos 2012 Salı

Kafkasya Günlüğü 2: Batum

Batum'daki şaşkınlığımız ve kentin şantiye havasından kaynaklanan sıkıntımız yerini dolu ve tatmin olmuş midelere bıraktı. İkinci gün Vedat Milör'ün bayıldığı Magrul Lazuri adlı restorana gittik. Kent merkezine yaklaşık 10 km uzaklıkta ve tren garının karşısında yer alan restorana taksiciyle gereksiz uzun bir pazarlık yaparak (nedense bazen inatlaşarak üç kuruşun hesabını yaparım) 8 lari ödeyerek ulaştık. 


Çevrede gezilecek hiçbir yer yok. Zaten bizim de aç karnına dolaşacak halimiz yok. O yüzden hemen bahçede bir masaya oturduk ve Rusça/Türkçe konuşabilen garsonlara siparişlerimizi sıraladık. Vedat Milör gibi ambiyans/lezzet/fiyat puanları verecek değilim. Birkaç gürültücü Rus dışında restoranın boş olması da dikkatimi çekti ama yemekler tam istediğim gibi (beklentim tavana vurduğu için fena değil bile diyebiliriz).


İkimiz de kibirli birer viski düşkünüyüz ama şaraptan zerre anlamıyoruz. Bu nedenle garsona kafana göre seç işte kırmızı olsun diyerek kötü bir giriş yaptım. Öyle ya, şaraptan anlamayan yemekten de anlamaz diyerek en berbat şeyleri kakalarlarsa diye paranoyak bir ruh haline girdim. Neyse ki şarap da, önden söylediğimiz mezeler de hem numarasız, hem lezzetli hem de aç gözlerimizi doyuracak kadar bol.

Meşhur Gürcü şarap markalarından Teluri Vadisi

Aslında amacım Gürcüler'in meşhur peynirlerinden sulguriyi denemekti ama sanırım siparişim yanlış anlaşıldı ve başka bir peynir geldi. Endişelenecek bir şey var mı? Kesinlikle yok. Çünkü memleketim Balıkesir'in sert ve yağlı sepet peynirlerini aratmayacak cinsten bir peynir servis edildi.


İkinci meze, adını not bile edemediğiniz (çok anlaşılmaz bir ismi vardı) lor ve tereyağ çorbasına benzer sıcak karışım, ise bizden pek iyi not almadı. Hatta şaşlık önce gelseydi elimi bile sürmezdim.


Şaşlık (aslında tam karşılığı kebap, bizdeki şaşlıkla alakası yok) ise tüm eski Sovyet coğrafyasında yediklerim arasında altın madalyayı alıyor. Eti bahçede gözünün önünde pişirmeleri ise başka bir artı. Arada gidip aşçının gözünün içine bakmak keyif verici. Üstelik mangalda pişen et güveçte servis ediliyor. Servis son derece basit. Ne yeşillik var ne bir domates. Soğan ve et. Sevmeyen olabilir ama zaten hedefimiz et yemek. Et güzelse ota ne hacet! Tkemali denilen erik sosu ise kızarmış etle pek bir güzel gidiyor.

Acarya usulü haçapuri
Gürcistan'a gelip de meşhur Gürcü böreği haçapuri (dil bilimci kız arkadaşım bu sözcüğün kökeninin çiğ börek olduğu konusunda ısrarcı, zira farklı versiyonları da var. Litvanya'da cibureki olarak bilinir) yememek olmaz. Haçapuri Mengrelya ve Acarya usülü olmak üzere iki çeşit. "Madem Acarya (Acaristan)'dayız yerel bir şeyler yiyelim" diyerek küçük burjuva sevimsizliği ile veriyoruz siparişi. Böreğin üzerine kırılan yumurtanın az pişmiş olması yolculuk arkadaşım Alp'i sinirlendirse de ben bir ton et yediğimi unutarak dışı sert için pamuk gibi böreği yutuyorum. 


Son olarak tatlı. Burada duralım işte. Gecenin en büyük hayal kırıklığı. İçi bal ve cevizle doldurulmuş fırınlanmış elma tatlısı. Yaratıcı gibi dursa da o kadar güzel yemeğe yakışmayan bir sonla geceyi noktalıyoruz. Karnımız tok, sırtımız pek, bir sonraki durak Tiflis.

Not 1: Gürcü mantısı Hinkaliyi ve Megrelya usülü haçapuriyi Batum'da ve Tiflis'te farklı yerlerde denedim. İleride anlatacağım.

Not 2: O akşam iki kişi toplamda 70 tl ödedik.

3 yorum :

  1. elma tatlısı kantinanın arka taraflarında sunulan yemeklere benziyor. fütüristik

    YanıtlaSil
  2. bu kadar şey 70 tl mi tuttu?. inanılmaz gerçekten. et, börek, peynir, mezeler, şarap, tatlı. bize türkiye'de iyi geçiriyorlar yıllardır.

    YanıtlaSil