21 Ağustos 2012 Salı

Midilli Lezzet Turu 2

Yalnız tatile çıkmak hiç de cool bir haraket değilmiş.  Mitillini şehri yüz adımda bittiğinden iki gün geçmeden insan tükeniyor. Televizyonda Yunanca olimpiyat izlemek veya kafede frappe içmek de 3 tur sonra baymaya başlıyor. 2. gün başka bir şehre gitmeli. En azından yolda vakit geçecektir.

Yunanın faşizmle imtihanı
Kahvaltı sonrası bando gürültüsüyle balkona çıkıyorum. Bir de ne göreyim, Yunan ordusu taarruza geçmiş. Marşlar eşliğinde yürüyor. Halk balkonlarda alkışlıyor. Yürüyüşün sonunda milli marş okunuyor. Genci yaşlısı herkes hazırolda. Denizin karşı tarafında olur olmaz zamanda istiklal marşını hoparlörden yayınlayan eski Ayvalık belediye başkanı aklıma geldi. Akdeniz'in faşizmle imtihanı henüz bitmemiş . Francolar, Mussoliniler, veya albaylar cuntası. Hepsinin bir tur daha hakları var belli..


Şehrin merkezinde bulunan otogardan Plomari otobüsüne biniyorum. Burası  yakın bir şehir olsa da dağlık yollar yüzünden 1 saat 15 dakikada varabiliyoruz. Otobüsteki sosyal demokrat Türkler daracık yılankavi yolları görünce "ülkenin niye krize girdiği belli. tek geliri turizm olan adada yol bile yok" diye yakınıyor. Allahtan Midilliler bizimkilerin gazına denizi doldurup devasa sahil yolları yapmamışlar. Otobüsten onlarca halk plajını imrenerek izliyorum. Karşı taraftaki çirkin Sarımsaklı aklıma geliyor. Şahane plaj ama şehri heyula gibi saran yazlıklar. Ülke'nin "Ayvalık'a gelirken tükürdüm" lafı aklıma geliyor.


Plomari'ye varıyorum. Burası uzonun Speyside'ı. Şehirde bir çok küçük uzo fabrikası var. Rakının aksine Yunanlılar küçük imalathaneleri yok etmemişler. 100 yıllık onlarca uzo fabrikası adanın her yanına yayılmış. Küçük damıtma aletinde uzolar hazırlarken hala şişelere elle doldurulup, etiketi elle yapıştırıyor. Bu imalathanelerin bazıları tüm Yunanistan'a hatta dünyanın dört bir yanına uzo gönderecek kadar nam salmış. Kriz var ama küçük esnaf yüz yıldır ayakta. Bizler üretim şekilleri tamamen aynı olan üç beş rakıyı tercih etmek zorunda kalırken, Midillililer her ailenin farklı üretim tekniğiyle hazırlalanan onlarca farklı aromalı uzo içebiliyorlar.

Solda Giannatsi sağda Pitsiladi

Bizler meyhanede rakının dublesine minimum 10 tl verirken onlar 20 liğe 5 euro (bizimkinin neredeyse üçte biri) verip keyif çatıyorlar. Yunanlılar krizden geberiyiii! diye keyifle haber yapanlara duyurulur. Verin krizinizi alın mutsuzluğumuzu! Meydandaki peynirciden 1 euroya sütlacımı alıp yokuş yukarı kasabanın kimine göre en iyi uzosunun üretildiği yere gidiyorum. Uzo Giannatsi (videosunu buradan izleyebilirsiniz) basit bir fabrikaya sahip. Düşük alkollü versiyonundan (Yüzde 45 ve 42 var) bir yetmişlik alıyorum. Yine yol üzerindeki marketten  Pitsiladi marka uzodan 20'lik bir şişe aldım. Bu da, çoğu eleştirmeninin favori uzolarından biriydi.


Plomarinin sokakları arasında geziniyoruz. Kasaplardaki sucuklara pastırmalara imrenerek bakarak  meydanda dedelerle birlikte frappemizi yudumluyoruz. Karnımız tekrar acıkıyor. Deniz kıyısındaki turistik lokantaları teğet geçerek bir aile tavernası olan Hermes'e ( her ne kadar ismi bir hayli turistik olsa da) uğruyoruz.


Giannatsi istiyorum. Bu sefer 45 dereceliğinden. Daha mezeler gelmeden yudumlamaya başlıyorum. Sanki içine deniz kokusu basmışlar. Çoğunlukla rakıyı araktan kötü uzodan iyi bir içki olarak sıralardım. Fakat bu zıkkım rakı-uzo çekişmesinde kafamda soru işaretlerine yol açtı. Duyduğuma göre artık Midilli uzolarındaki anasonların hemen  hepsi Anadolu'dan ithal ediliyormuş ama butik üretim teknikleriyle rakıya büyük meydan okuyorlar. İçine deniz kokusu basmışlar dememden bir dakika sonra tuzda sardalya önüme geliyor. Bunun tadı birebir deniz. Deniz kıyısına uzanıp, deniz kokulu uzodan yudumlayıp bir çatal deniz özlü tuzda sardalya yemek. İşte tüm gezinin doruk noktası bu olsa gerek.

Giannatsi

Dün gece hayal kırıklığıyla başlayan deniz ürünleri serimiz silkelenip kendine geliyor. Tuzda sardalyayı o kadar beğeniyorum ki Mitillini'ye döner dönmez bakkaldan bir kutu hamsi bir kutu da sardalya kapıyorum. Sonradan öğreniyorum ki Kalloni köfrezi Yunan adalarının Çanakkalesi gibiymiş. Sardalyanın beşiğiymiş bu coğrafya. Ege'nin hatta tüm Akdeniz'in en lezzetli sardaylası bu coğrafyadan çıkıyormuş.


Tuzda sardalya
Üniversitedeki  ev arkadaşımız (İmerhan, Ülke ve benim) Mustafa yıllar önce muzlu kurabiye hazırlarken iç malzemeye muza ilave olarak muz likörü de eklemişti. Bizlerce çok alay konusu yapılan bu pekiştirmeli üretim tekniği tüm yaşam felsefesine nüfus etmişti. Kahve likörlü kahve içerken bej takım elbise, bej gömlek, bej kravat ve bej ayakkabıyla (daha o dönemde bej güneş gözlüğü yoktu) işe gittiğini görenler olmuştu. Hatta  pekiştirmeli yaşam felsefesi yavaş yavaş evin tüm fertlerine bulaşmıştı.


Ülke'nin kafasına buz atıp şişirdikten sonra aynı buzla şişi indirmeye çalışmamla bu felsefe doruk noktasına ulaşıp yavaş yavaş gerileme dönemine girmiştir. (Bu konuya nasıl girdim nasıl çıkacağım). Gerileme döneminin ardından bu felsefe geçen ay tekrar hortladı.

Cacıki

Ülke, Almanya formasını üzerine geçirip, Alman milli marşında ayağa kalkıp, elinde birayla stadyumda Alman milli takımının maçlarını izledi. Üstteki paragrafta bahsettiğim üç katmanlı deniz macerasında da anlaşılacağı üzere biz yaşadığımız sürece bu akım kolay kolay mezara girmeyecektir.

Feta
Uzo şahane, sardalya zaten denizin ta kendisi; sonrasında gelen feta peyniri bol porsiyon ama Ezine'nin gerisinde. Caciki türkyedeki beyazların iki kat büyüklüğünde. Lezzet tastamam. Dükkanın hemen karşısında kurutulmaya beklemiş ahtapotlar dikkatimi çekiyor. Acaba bir şans daha mı versem? desem de nefsime hakim oluyorum. Tatlı statüsünde ballı yoğurt ve helva gibi bizim ülkemizde savaş halinde bile tatlı olarak dağıtılmayan ürünler olduğundan bulaşmıyorum bile.


Meydanda Cunda'nın Taş Kahvesine benzer bir kahveye oturuyorum. Fakat bir farkla burada onlarca çeşit içki, bira ve hatta malt viski bile bulunuyor. Midilli'nin küçük bir kasabasında bile böyle bir imkanın olduğunu görünce canım sıkılıyor. Bir fincan Yunan kahvesi söylüyorum.

Türkçe menüde Turkish coffee yazmaları ise ne kadar hoşgörülü bir millet olduklarının göstergesi. Sağdan soldan gelen mobilet motor sesleri ise Ayvalıktakinden bile fazla. Yan tarafta turistik eşya satan marketlere bakıyorum. Yer gök Samaras forması. Yunanlılar bayılıyor bu herife. Benim ise en sevmediğim futbolcuların başında. Diego Lugano sorunsalı diyorum kendi kendime.



Plomari rakının başkenti demiştik. İskoç damıtım evleri gibi çoğu imalathane denize çok yakında bulunuyor(belki de yere göğe sığdıramadığımız güzel deniz kokusunun nedeni de bu). Uzo imalathaneleri ziyaretime şehir meydanındaki Barbayanni fabrikasıyla devam ediyorum. Barbayanni, Plomari'nin en popüler uzo markası.

Barbayanni imalathanesi

Aromasında anasonun dışında en az on farklı ot daha kullanılıyor. İçeriğini kimseye söylemiyorlar. İki tane yirmilik alıyorum. Bir tanesi klasik(Yeşil etiketli olanını. Mavisinin alkol oranı biraz daha yüksek) diğeri ise markanın özel üretimi olan Afrodit (bir turistik isim daha). İmalathanenin arkasında küçük bir uzo müzesi var. Gezmeye değer.

Barbayanni

2 yorum :

  1. yarın akşam biz de midilli'deyiz, kim bilir belki karşılaşırız sokaklarda:) o yüzden bu gezi notlarını heyecanla takipteyim, acaba devamı ne zaman gelecek?

    YanıtlaSil
  2. malesef çoktandır istanbuldayız. genellikle bir yazıdan sonra 2 gün boşluk bırakıyoruz. araya başka şeyler girmezse(ki girebiliyor) 3. bölüm cuma günü vizyonda...

    YanıtlaSil