25 Ağustos 2012 Cumartesi

Midilli Lezzet Turu 3

Uzo Kefi
Bir önceki yazımızda yanlız tatilin hiç "cool" olmadığından bahsetmiştim. Tsai Ming Liag filmerinden daha az diyaloglu ilk iki günün ardından uzo festivalinin afişini görüp sevindim. Akşamları en azından olimpiyatları izlemenin dışında başka birşey yapacaktım. Zaten ilk turda patır patır dökülen Yunan atletleri sayesinde şehrin odağı tekrar yarınki Panathinaikos maçına kaydı.


Yunanlıların fotomaçını alıp sporun nabzını tutmaya çalışsam da pek birşey anlamadım. Dikkatimi çeken en önemli konu ise en adi spor gazetelerinde bile basket-futbol oranının yarıya yakın oluşuydu. Adada dikkatimi çeken diğer bir konu ise 3. günümde olmama rağmen tek bir sebze pazarıyla karşılaşmamamdı.


Benim gibi pazar fanatiği için eli yüzü düzgün bir manavla karşılaşmamak bile büyük hayal kırıklığı oldu. 1,5 saat ötede Ayvalık'ta devasa pazar var diyeceksiniz fakat Yunan hükümetinin kararıyla buradan sebze meyve getirmek yasaklanmış. Ayvalık pazarını haklı olarak adanın çiftçileri için tehlikeli bulmuşlar. Esnaf siestaya bulaşmadan sabahtan küçük bir tur yapayım diyorum.


Ermou Caddesi'nin sonunda O Ermis Tavernası'nın hemen yanıbaşında konuşlanmış Uzo Kefi imalathanesi ilk durağım. Kasada duran yaşlı amca Türk olduğumu öğrenince "Erdogan good!" diyor. Ben de Erdogan Papandreau takasını teklif ediyorum. Uzoyu göstererek "Erdogan, No uzo!" diyorum. Gülmesini bekliyorum. Ama gülmüyor. Bu donuk muhabbetten sonra uzomu alıp yoluma koyuluyorum.


Karınlar acıktı. Merakla beklediğim domuz dönerini (Giros) yeme vakti. Hemen söyleyelim bol porsiyon döner ve kutu kola 3 euro. İçindeki patatesler Türkiye'deki gibi donmuş mamül değil. Hatta Türkiye'nin dışında hiçbir yer donmuş patatesten kızartma yapmıyor galiba. Taze patates yemek bile bizi mutlu ederdi. Ama cacıki ve hardal sosu ile ıslatılmış bol etli domuz döneri önümde görünce keyfim katlandı.


Geçen yıl pilava ketçap koyduğum için büyük eleştiriler almıştım. İçinde zerre nem olmayan "fast food"a asla tahammülüm yok. Türkiye'de dönere mayonez koymak hakarettir (Hele hele sarımsaklı yoğurt koyarsanız). "Etin tadını alamiim!" şeklinde savunmaları vardır bu kuru fast foodcuların. Etin tadını alamıyorsan başta ekmeğin arasına koymayacaksın. Mekandaki tavuk döneri de merak etsem de midemde yer kalmıyor.



Frappe içmenin en güzel tarafı yanında gelen koca bardak su (Bazen buz dolu su sürahisi) ve atıştırmalık hamur işleri. Bugün hamur kontejanından peynirli milföy böreği denk geliyor. Ama biz iki küçük poğaçayla kesilecek adam değiliz. Ülke'ye göre dünyanın en güzel yeri olan mekanın yanına (Yani dünyanın en güzel yerinin yanı) konuşlanıyoruz. Mekanın adı O Tzimis O Xoudzos.





Mekanın yerini Metin, Midilli yazısında tarif etmişti. Sahil şeridini U olarak düşünürsek harfin diğer ucunda bulunuyor. Dün öğlen vakti uzo içtiğimden midemi bozmuştum. Canım bu sefer daha hafif bir içki çekiyor. Mezelerin yanına beyaz şarap söylüyorum. Yunanlılar'ın musakkayı nasıl yaptığını oldum olası merak etmişimdir. Fakat yan masaya (Gözler her zaman yan masada) musakka isteyen kefal Türkler'in önüne beşamel soslu patlıcan gelince gülmemi zor tuttum. 


Her üç esnaf lokantası macerasının ikisinde en beşamelinden yemek siparişi verme alışkanlığıyla nam salan malulen emekli blog yazarımız Adil'in bile bunu beğeneceğini sanmıyorum. Hoş, kendisinin içli köftenin üzerine beşamel sosu hazırlayarak midemizi altüst etmişliği vardır. 


Tuzağa düşmeden bu sefer soğuk meze ile başlıyorum yemeye. Patlıcan salatası, yoğurt, ceviz ve maydanoz ile renklendirilmiş. Devamında gelen bombay fasulye ise günün süper starı. Egeliler yimee salça koymaaz! diyip bize lapa gibi pırasa yedirenlere (Ne kadar az salça koyarsan o kadar Egeli'sin sidik yarışı ülkemizde hızla yayılmakta) tokat gibi cevap geliyor karşı yakadan. Fasulyenin içinde bolca salça mevcut. Türkiye'dekilerin bir gömlek üstünde. Porsiyon ise bizim dublemizden bile büyük. Verin krizinizi alalım büyük porsiyonlarınızı. Böyle krize can kurban. Masada beyaz şarabın olması köy ekmeğini fasulyenin salçasına banmama engel değil. Beyaz şarapla ehlileşmeyecek kadar açım. 


Devamında ızgara jumbo karides geliyor. Türkiye'de bu fiyata yemek ne mümkün. Lezzet olarak üst düzey olmasa da en azından karınlar doyuyor. Sona eşantiyondan gelen karpuz Adana'nın yanına yaklaşamıyor ama beleş sirke baldan tatlıdır diyerekten çekirdekleriyle beraber götürüyoruz.


Üstüne "Greek coffee"den çakıp 19 euro hesap ödüyoruz. İki bardak şarap ve üstteki yemeğe gayet uygun bir fiyat. Üstelik denizin dibinde. Mitillini'nin en şahane manzarasında. Dünyanın en güzel yerinin yanı ünvanını fazlasıyla hakediyor. Gecenin devamında ise şansa denk geldiğim uzo festivaliyle şenleniyorum. Yunan halk oyunları eşliğinde çalan şahane müzikler ve denediğimiz türlü türlü uzolarla gecemi noktalıyorum.

3 yorum :

  1. Her şey iyi güzel de şu plastik sandalyelerden nereye gitsek kurtulamıyoruz. Midilli'de hiç beyaz şarap içmedim bir de, uzonun başkentinde ne gereği var Okan? :)

    YanıtlaSil
  2. Tekrar oralara gidecek olursan mutlaka üzeri kasar eritmeli Sarmaki (bildigin bizim yaprak sarmasi) dene derim.Her Yunan mekanina gidisimde lüpletirim eger varsa.

    YanıtlaSil
  3. Pilava ketçap koyanın yapacağı lezzet turu böyle oluyor işte.
    Yunanistana gidip 3 euroya kutu kola + döner yiyor. arkasından ucuz lezzetsiz karides ile salatalık karpuz. bi de bunları utanmadan blog'a yazıyor. ben olsam utanır kimseye söylemezdim. mehmet yasin'e falan mi özeniyorsunuz nedir, sonradan gurmeler sizi


    YanıtlaSil