2 Eylül 2012 Pazar

Barbare Şarapları


Şaraptan çok anlamam. Hatta hiç anlamam. Blogdaki içki yazılarımızdan da anlaşıldığı gibi odak noktamız genellikle viski ve biradan oluşuyor. Geçen hafta Radikal Gazetesi'nde bağ bozumu turları ile ilgili bir yazı okuduğumda hemen kalemi kağıdı kapıp notumu aldım. Eylül ayında birçok firma küçük şarap turları düzenliyordu. Sadece şarap tadımı yapılıp görüş belirtilen sıkıcı turlardan olsa asla katılmayı düşünmezdim. Fakat bağ gezileri, şarap üretim tekniklerini ayrıntılı anlatan fabrika turu ve en önemlisi şarapla beraber sunulan şahane yemekler sayesinde gazetedeki turlardan birine katılmaya karar verdim. Denizli'den Elazığ'a birçok yere tur düzenlense de İstanbul'a yakın olması ve fiyatının uygunluğu sayesinde Barbare Wines'ın günübirlik gezisinde karar kıldım.


Dedim ya şaraptan çok anlamam. Hatta üniversitedeyken Ülke'nin pahalı Fransız şarabı yerine bizlere adi köpeköldüren şarabı içirmesi şakasını (Balıkesir'de çok popüler bir şakadır bu. Ben de emekli blog yazarımız Özgün'e aynı şakayı yapmıştım) sonuna kadar yutup, "Tadından da belli canım!" gibi sahte övgüler düzmüştük.


Barbare Şarapları Tekirdağ'ın Barbaros Köyü'nün hemen yakınında bulunan butik bir işletme. Yılda ortalama 100.000 şişe şarap üretiyorlar. Bağlar Marmara Denizi kıyılarında küçük bir tepeye kurulu. Ayrıca tüm bağ organik yöntemlerle işleniyor. Suni gübreleme ve ilaçlama kesinlikle yok. Ayrıca üzümün kalitesini arttırması açısından düşük verim esasıyla hasat elde ediliyor. Yani ortalama bir şarap bağında dekar başına ortalama verim 1 ton iken. Burada 350-400 kg'a kadar düşebiliyor. Barbare Şarapları beş kırmızı (Cab. Sauvignon, Merlot, Grenache, Mourverde) ve bir beyaz (Sauvignon Blanc) çeşitten oluşmakta. İlk durağımız şarap üretiminin yapıldığı yerin altında bulunan imalathane. Burada tüm üretim teknikleri detaylı bir şekilde anlatılıyor. Daha sonra şişeleme ve fıçılarda dinlendirme bölümünde peynir eşliğinde kısa bir tadım yapıyoruz. İlk baştaki denemelerde fıçılarda hiç dinlenmemiş şaraplar var. Daha yoğun meyve aroması bulunan bu şarapları denemek en az dinlenmişleri denemek kadar zevkli.




Kısa bir molanın ardından üzüm bağlarına geçiyoruz. "Düşük verim esasıyla üretim"in ne demek olduğunu işte burada anlıyorum. Her bir asma kökünde 7-8 kadar üzüm salkımı bulunuyor. Şarap için kullanılmayan normal bir asma bağı ise bunun yaklaşık on katı salkımdan oluşmakta. Erken olgunlaşan, gereğinden küçük, yaralı, hasta, gereğinden sık olup çürüme yapma ihtimali yüksek tüm salkımlar bağ bozumundan evvel ayıklanıyor.


Bağlar arasındaki favorimiz ise grenache üzümleri. Yemek için en ideali bu olsa gerek. Tadı çok şekerli ve sulu. Akabinde yediğimiz merlot ise daha az şekerli ve küçük taneli. Burada canımız istediği kadar üzüm yiyoruz. Küçükken bakla tarlasına dadanıp, sırf beleş diye çiğ bakla yediğim günlerim aklıma geliyor. Bir saatlik bağ gezisinde karınlar acıkıyor. Şirket yetkilisi Tülin Hanım bizlere çok güzel bir yemek organize etmiş.


Güzel bir salata ve Sauvignon Blanc isimli beyaz şarapla ile açılış yapılıyor. Devamında bağdaki körpe asma yapraklarıyla yapılan incecik yaprak sarması. Tam sevdiğim gibi hafif diri. Yanına Cabarnet Sauvignon&Merlot 2009. Tek kelime ile kusursuz. Tülin Hanım'ın organizasyonu şimdiden mükemmel. Gelmeden önceki tüm soru işaretleri bir bir kayboluyor. Şarap tadımlarındaki o gergin ortamı çalışanların sıcak kanlılığı bir çırpıda yıkıyor.


Devam ediyoruz. Sıra geldi günün diğer yıldızına. Mangal ateşinde pişen kasap yapımı Tekirdağ köfte. Doyamıyoruz. Yanında sırayla Elegance 2009, Prestige 2009 ve herkese sunulmayan Barbare şaraplarının en üst ürünlerinden Premier 2007'yi deniyoruz.


Herkesin favorisi başka olsa da ben fiyatının yüksek olmasından etkilenip en çok Premier'i beğendim. Vişne, tütün ve meyan kökü notalarına sahipmiş. Tadınca pek anlayamıyorsunuz. Fakat biri söyleyince "Hah tamam işte bu!" deyiveriyorsunuz. Ağzı ve burnu eğitmek bu olsa gerek. Tat ve koku herkese tanıdık gelse de mesele onun ne olduğunu söyleyebilmekte. İnsan bazen bademli kekteki bademi bile söylendikten sonra ayırt edebiliyor. Köfteye dönelim. Tekirdağ köftesinin en sevmediğim yanı tıpkı Sultanahmet köftecisinde olduğu gibi lastik-vari kıvamıdır. Buradaki köfte ise kesinlikle çok yumuşak ve sulu.Trakya coğrafyasında yediğim en iyi köfte desem yalan olmaz. Yemeğin sonunda sunulan Kemalpaşa tatlısına çok benzer Trakya usulü peynir tatlısı da benim gibi hafif tatlı severler için harika.



Yemeğin ardından incir ağacından incir yiyoruz. Burada doğa şahane. Mayıs ayındaki görüntüsünü merak ediyorum. Gün sona ererken bağdan yemelik üzüm toplayıp, daha önceden sipariş verdiğimiz şarapları (Üstelik katalog fiyatının çok çok altına) alıp dönüş yolunu tutuyoruz. Gezimiz yol dahil 90 TL. Dileyenler arabaları ile buraya gelip 45 tl'ye de katılabilirler. Bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.


Barbare Şarapları çiçeği burnunda bir firma olmasına rağmen kendine has kuralları olan, organik üretim tekniğinden ve ürün kalitesinden taviz vermeden kendini kanıtlamaya çalışan küçük bir şirket. Dileriz uzun vadede büyük başarı yakalarlar.

2 yorum :

  1. senden öğrendiğimi sana satayım. "ağız ve burun" eğitim setlerinden edinmek lazım. tabi biz muhtemelen viski için olanı alırız o başka.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugün radikalde denk geldim.elegance yılın en iyi yerli kırmızı sarabı ödülünü almış

      Sil