24 Eylül 2012 Pazartesi

Emir Kipleri

Seyret: En nefret ettiğim yerli kulüpler sıralamasında 1461 Trabzon ve Trabzonspor'un hemen ardından gelir Kasımpaşaspor. Sadece sevimsiz stat ismi değil, hükümet desteği ile son dört yılda üç kere süper lige çıkması (İlk ikisinde tez zamanda alt ligi boylamıştı) da canımı çok sıkmıştır. Ama bu sene parayı buldular. Billboardlarda boy boy reklam yaptılar (Neye istinaden reklam verildiğini ise hiç anlamadım. Kasımpaşa Store diye bir mağaza da olmadığından maç bileti dışında takım için  para harcayacak yer de yok). Tabi paralanınca çubuklu formalar yerine dar kesim şık trikolar geldi. Pahalı transferler de cabası. Hatta o kadar havalandılar ki bir ara eski dönemde yaptıkları gibi ucuz kombine bileti satışı yapmayacaklarını beyan ettiler. Ama dayanamadılar. Kasımpaşa kombineleri 150 tl'den satışa sunulmaya başladı. İstanbul'un futbol izlemeye en elverişli stadında son kez Alex'i seyretmek veya Aykut Kocaman istifa demek istiyorsanız (Fener maçı 30 Eylül'de ama Aykut bu maçtan da önce gidebilir) kaçırmayın. Akabinde Trabzon'u yuhalayıp, Hamit Altıntop'u alkışlarsınız.

Not: Ben kombinemi aldım. Hem çok sevdiğim Fabian Ernst de bu takımda. Dağınık Anadolu takımında (Coğrafi olarak olmasa da) ortalığı toparlayan bir Alman. Daha ne olsun!

Avrupa'nın en büyük ayakkabıcısı!
Keşfet: Beyoğlu. Fakkettiniz mi bilmiyorum Demirören AVM'nin hemen çapraz karşısında eskiden İstiklal'in en iyi esnaf lokantalarından Hacı Salih'e ev sahipliği yapan daracık Anadolu Pasajı Flo mağazası tarafından yutuldu. İstiklal'in arka tarafında işler daha da korkunç. Aşağıdaki fotoğrafa bakın. Burası Mango'nun arka cephesi. Hasnun Galip Sokak. Bundan beş yıl önce burası ocakbaşı, bar ve sahaflardan oluşan coşkulu bir sokaktı. Fakat Mango mağazası (Eski Vakko'nun olduğu bina) sırf iç hacmini artırabilmek için sokağa bakan koca bir kara delik açtı. Yanına yapılan inşaatın haşmetine bakılınca Mango'ya bir kardeş bir kara delik daha gelecek. Hasnun Galip sokak öldü. Belediye'nin bu zeka seviyesi ile yapabileceği tek çözüm ise trafo yöntemi. Yani duvarlara pencere, kapı, çiçek resmi çizip orada bir apartman varmış havası yaratmak (Ülke'den not: Mimar Adil Bey yıllardır trafo yazınızı bekliyoruz) Bu örnekler çoğaltılabilir. Misal AFM sinemasının arka cephesi. Yani Kurabiye Sokak. Bir kara delik daha.

Ölü sokak
İzle: No Reservations. Nat Geo yeni yayın dönemine birkaç sıfır kilometre yemek programıyla başladı. Bunlardan en vaatkar isimlisi Dünya Pazarları (Market Values). Pazarlara olan sevgim bilinir. Dünyanın dört bir yanındaki pazarları gösteren Market Values'un fragmanını gördüğüm anda kan beynime sıçradı. Fakat ilk bölümden itibaren büyük hayal kırıklığı yaşadım. Programın formatında, gezilen mekanlarda ve görüntülerde zerre bir problem olmasa da sunucu Ishai Goran'ın itici kişiliği tüm güzellikleri yerle bir ediyor. Babaannesinin yaşı ile dalga geçme espirisine ilk bölümlerde katlansak da bunun bir gelenek haline gelmesi insanın canını sıkıyor (Misal, Kudüs'te karşısına çıkan İsa kılığına girmiş adama babaannemi tanıyor olmalısın demeler önüne çıkan her eski dükkanda babaannemden bile yaşlı espirisini yapıştırmalar). Home TV ise bol ızgara biftekli çok çok kötü Amerikan yemek programlarının arasına şaşırtıcı bir şekilde kaliteli bir gezi-yemek programı sıkıştırmış. Anthony Bourdain'in No Reservations'ı benim dışımda herkes tarafından biliniyor galiba. Çünkü Home TV'de şu sıralar 100. bölümü yayınlanıyor. Haftanın tüm günleri saat 23'te gösteriliyor olması bizim gibi çalışan kesim için muhteşem. Bourdain'in çok sevdiğim tarafı lafını hiç sakınmaması. Berbat bir yemekle karşılaşınca "Kusmuk bile bundan iyidir" diyerek (Her yemeğe damak çatlatıyor diyerek mekan sahibini kıramayan Mehmet Yaşin'in aksine) kendi kültürüne dair övgüler bekleyen yöre halkını rencide edebiliyor. Her şehrin en lüks yerinden en izbe yerine ayrıntılı bir lezzet turu yapıyor. Sakatat ve acı hastası. Ayrıca küfürbaz ve saygısız. En sevdiği yerler ise en fakir olanları (Müslümanlar ve Çingenelerden büyük haz alıyor). Zaten "Nüfus haraketinin neredeyse hiç olmadığı statik yerler lezzet bakımından sefil derecede yavandırlar" lafından da anlaşılacağı gibi göçebelikten, karmaşadan sapıklık derecesinde zevk alıyor. İşte aşağıda Türkiye bölümünün ilk on dakikası. Devamına aynı linkten bakabilirsiniz. Türkiye'nin tursitik bir şekilde pazarlamaya kalkan kadın pek gıcık olsa da izlemeye değer.

3 yorum :

  1. Nigel Slater'ın BBC1'da Simple Cooking isimli bir programı var izlemediyseniz fena bir program değil bir göz atın.

    YanıtlaSil
  2. nigel ın programı teknik olarak çok başarılı ama içerik olarak biraz zorlama geliyor çoğu zaman. hafif de bir donukluk var. ama sonuçta BBC ise at sepete.

    YanıtlaSil
  3. bu posttan sonra ayrılığıma çok pişman oldum. dünya pazarları programına dayanamıyorum. bazen sesini kısıp garip bir meyve sebze çıkar mı diye bakıyorum. bourdain ise tam bir fenomen. 100. bölüm paris special ı mutlaka izleyin. en iyi isimli yüzyılın şefi ve bourdain in kankası programa konuk. bir de benim başka bir programda uzun süre önce çok beğendiğim bir restorana övgüler düzmesi iyice keyfimi yerine getirdi. neyse çok alakasız oldu çok önceki posta yorum yazmak. ama emir kiplerinde bourdain le ilgili süprizim olacak.

    YanıtlaSil