8 Eylül 2012 Cumartesi

Kafkasya Günlüğü 3: Tiflis

Batum'da iki gün kalıp üçüncü gün sıkılmaya başlayınca Balıkesir Otogarı'nın 1980'lerdeki halini dahi aratan bir terminalde Tiflis otobüsü aramaya koyulduk. Batum-Tiflis arası (350 küsür kilometre) trenle 9 saat sürüyor ve fiyatı hiç de ucuz değil (47 Lari). Aynı şekilde minibüsler (Sanırım 20 Lariydi ve yol 7 saat sürüyordu) de son derece rahatsız ancak taksi pazarlıkları konusunda başarısız olunca (Tiflis-Erivan yolculuğu için yaptığım efsanevi pazarlık bir başka yazının konusudur) mecburen kabus gibi bir yolculuğa evet demek zorunda kaldık.


Aslında yollar fena değil ama son derece virajlı. Aracın yarım yüzyıllık olması ve koltuklarının her virajda yer değiştirmesi nedeniyle içimiz dışımıza çıktı. Tiflis'e varınca kendimizi önceden ayarladığım hostele attık ve güzel bir uyku çektik. Akşamüstü ise kenti gezmeye meşhur Gürcü şairinin adını taşıyan Rustavelli Caddesi'nden başladık. Rusya karşıtı propaganda dışında mühim bir şey içermeyen Gürcistan Ulusal Müzesi'nde biraz oyalanıp uzun yürüyüşümüze devam ettik. Rustavelli Caddesi yeni kentin (Modern demeye çok dilim varmadı) merkezi. Bugün hemen her şehirde bulabileceğiniz tek tip kafelerle donatılmış ve kilise görüp hemen haç çıkaran üç beş teyze ve amca dışında genelde gençlerin "takıldığı" bir cadde.


Doğal olarak bu Kafkas şehrinin "modern yüzü" bizi pek açmadı. Bir tek Gürcistan Parlementosu'nun önündeki Avrupa Birliği bayrağına (Saakaşvili canlı yayında stresten kravatını yerken arkada aynı bayrak dalgalanıyordu) epey güldük. Bütün resmi binalarda AB bayrağını görünce ise artık şaşırmamaya başladık.  


Yeni kentte Rustavelli'nin girişindeki (Eski Tiflis'in bittiği yer) ara sokaklarda oturduğumuz eski tip meyhaneler ve caddenin sonunda canlı müzik (Genelde jazz) yapan barlarda (Gürcistan'a göre oldukça pahalı yerler) vakit geçirilebilir. Kentte az sayıda da olsa İngilizce bilen gençlere rastlamak mümkünse de Rusça hala oldukça yaygın ve hemen hemen her restoranda Rusça menü bulunuyor.


Elbette ki asıl ilgimizi çeken, yeni kentteki Rus ve Sovyet etkisinden ziyade Gürcü/Türk/İran/Ermeni izlerinin daha yoğun olduğu eski kent. Bir elinde şarap (Misafirler için) ve bir elinde kılıç (Düşmanlar için) tutan Gürcistan'ın annesi Tamar heykelinin hemen her sokaktan görülebildiği eski kentte son derece olağan dışı bulduğumuz saat kuleleri, çeşitli konaklar ve sayısız heykel keyfimizi yerine getirdi. Biraz turistik de olsa bazı binaların üst katlarında nehir ve kent manzarası eşliğinde ucuz ve güzel (İşte sihirli kelimeler) Gürcü şaraplarından içmenin keyfi bir başka. 


Batum'daki aynı sıkıntının Tiflis'te de karşımıza çıkması sinir bozucu. Bütün kent şantiye gibi. Her sabah taş kıran makinaların, vinçlerin, kum taşıyan kamyonların ve matkap sesleriyle uyanmak özellikle tatildeyseniz sizi çileden çıkarabilir. Belki de sıklıkla olduğu gibi yine yanlış zamanda, yanlış yerdeydik, kim bilir...


Eski kent'in İran camilerine benzeyen, Turkuaz Cami'sinin çevresinde yer alan bir müslüman mahallesi de var. Çoğunlukla Azeriler ve İranlılar ikamet ediyor. Burada ilgimizi çeken asıl şey ise kükürt banyosu. Önümüze gelen ilk hamama giriyoruz. Hamamda Alp ve beni birer yumrukta yere serebilecek bir ablaya Rusça fiyat soruyorum. Türk olduğumu ele veren kaşlarıma bakarak Azerice cevap verince anlıyoruz ki yanlış yerdeyiz. Ülkemizin aksine eski Sovyet ülkelerinde banyo olarak lanse edilen iş yerlerinin bazıları (Aynı bizdeki masaj salonlarının bir kısmı gibi) aslında birer genelev.


Oysa hemen yan tarafta, aynı suyu kullanan ve çok daha temiz bir yerde sadece banyo hizmeti veriliyor. Fiyatta anlaşıp (Bir oda için saati 40 Lari) kükürtlü havuza bırakıyoruz kendimizi. Elbette yanımızda gazozlarımızı (Bu konuya bir sonraki yazıda değinilecektir) getirmeyi unutmadık. Alp masaj da yaptırmak istiyor ama sonuç fiyasko. Azeri tellak sanki ilk kez masaj yapacakmış gibi (Yağ konusunda ısrarcı olduk ama "maslo (Rusça yağ) yoktir" diyerek azar da işittik).


Zaten Türkiye dışında (Yunanistan, Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Finlandiya ve Macaristan) gittiğim Türk hamamlarından genelde tatmin olmadan ayrıldım. Ancak kükürtlü su (Kokusuna dayanamayacaksanız hiç girmeyin, zira 500 tane bozuk yumurta içinde yüzüyor gibisiniz) hatırına hamamın amatörlüklerine katlandık ve Tiflis'e adını veren bu sıcak su kaynağını da (Tpili=sıcak, Tbilisi=sıcak yer) denemiş olduk.

4 yorum :

  1. kükürtlü banyoyu çok merak ettim. bu arada berlin'den bildiren yazarımız metin ölmüş olabilir mi?

    YanıtlaSil
  2. yok lan ne ölmesi, firtina öncesi sessizlik bu. bi lizbon konferans yazisi da benden gelsin mi? hadi gelsin o zaman.

    YanıtlaSil
  3. ben de o Gurcistana gitmeyi dusunuyordum fakat polisin turistlere arama yapip bir miktar otu uzerinizde bunun ne isi var deyip, sizden fahis paralar taleb ettikleri haberini duyunca vazgectim

    YanıtlaSil