16 Eylül 2012 Pazar

Zagreb İçecek Rehberi: Bira

Foto, metalci dostum Erdal tarafından çekilmiştir
Geçen hafta metalci dostum Erdal ile birlikte RHCP konserindeydik. Üstü çıplak, elinde sörf tahtası veya kaykaylı şımarık bir seyirci topluluğu beklerken, rock konserlerinin değişmez aksesuarı "wayfarer" gözlüklü (Film festivalinde kemik çerçeveli gözlüğe dönüşür) gençlerle karşılaşmak hiç de can sıkıcı değildi. Canımızı sıkan ise Türkiye'nin en düzeysiz markalarından Biletix'in anlatmakla bitmeyecek çakallıkları, küçücük mekana 40 bin kişiyi sığdırmaya kalkışan organizatörler, rock konserinde içkiyi yasaklamaya kalkan hükümet ve kaypak üniversite rektörlüğüydü. Konser esnasında bir ara bira içen delikanlıları görsem de bunların alkolsüz türden olduğunu öğrenince tüylerim bir anda diken diken oldu.  


Biz alkolsüz bira ile uğraşırken yurtdışında neler oluyor biraz ona bakalım. Zagreb gezisinin üzerinden beş ay geçtiğinden Zagreb ve bira yazısı yazmaya hiç niyetim yoktu. Fakat geçen hafta eski fotoları kurcalarken, bu mesele ile ilgili en azından yarım yazılık bir fikre sahip olduğuma karar verdim ve oturdum klavyenin başına. Bu konuyu aslında tamamen unutmuştum. 


Dubrovnik Lezzet Turu yazımızda ülkenin en popüler bira markalarından Lasko ve Ozujsko'dan bahsettiğimiz için bunları es geçeceğiz. İlk biramız (Bu arada Hırvatlar pivo diyor) ismini efsanevi Hırvat kralından alan Tomislav. Üretim yeri Zagreb. Yüksek alkol oranına rağmen (7,3) inanılmaz rahat içimi sayesinde en beğendiğimiz esmer biralardan biri oldu. Klasik lager biralarda çok bulunan acı tat bunda olmadığından yemeklerle çok iyi gidiyor. Pizza ile tavsiye edilebilir.


Akşamüstü ise şehirde "micro brewery" faaliyeti gösteren Medvedgrad'a (Sırp-Hırvat dilinde Ayışehri) uğruyoruz. İstanbul'un butik biracısı Taps'ın hayal kırıklığını atlatmak için iyi bir fırsat. Adlarını çoktan unuttum ama burada türlü türlü bira deneyebilirsiniz. Bavyera stili bira bahçesiyle açık havada bira içmek büyük keyif. Fiyatları oldukça makul. 



Medvedgrad'ın en sevdiğim yanı ise içerideki bir odayı kapatıp devasa bira fıçısı (Aslında şekli buzdolabı gibi) kiralayabiliyorsunuz. Üstelik fıçılarda iki tip bira seçeneği var. O gün Madrid-Barça maçı olduğundan odaların tümünü gürültücü erkekler kiralamıştı. 


Son biramız Velebitsko ise micro brewery ile ana akım biraları arasında bir yerde duruyor (Türkiye'de bunun muadili yok). "Pale lager" ve "dark lager" olarak iki türü olan bu bira, Avrupa çapında birçok bira fanının baştacı ettiği bir marka. Ben dark lagerini denedim ve çok beğendim. Malesef marketlerde hiç bulunmuyor. Zagreb şehrinde bile sadece 4-5 bar bu biralardan satmakta.


Küçük bir ilave: Midilli yazımda o kadar uzoya odaklanmıştım ki bu (Aşağıdaki) ithal biralardan bahsetme fırsatım olmamıştı. Ada gezisi boyunca arada keyiflenmek için marketten birkaç bira alıp buzdolabımı doldurmuştum. Küçücük Midilli'de bile marketlerde bulunan bira çeşitliliğini görünce hayrete düşmüştüm. Onlarca çeşit bira arasından hiç denemediklerimi seçip başladım tadım yapmaya. İlk biramız La Trappe. Belçika'da (Hollanda imiş) Cistercian tarikatına bağlı "trappist" rahiplerin denetiminde üretilen bu yüksek alkollü bira türünü her zaman merak ediyordum. La Trappe bu türün en ayağa düşmüş markası da olsa saygıyı hakediyordu. Devasa şişesinin ancak yarısını bitirebilsem de yoğun köpüğü ve meyvalı tadı için bile denenebilir. Ama sadece keşiş denetiminde üretilen bira imgesi düşünüldüğünde insana koca bir hayal kırıklığı yaşatıyor. Sıra geldi Belçika'nın başka bir medarı iftiharına. Duvel. Şişesi Efes'e çok benziyor. Tadı ise bambaşka. Alkol oranı yüksek ama içimi hiç zor değil. Çoğu kişiye göre Belçika'nın en iyi biralarından biri fakat ben yarısını bile bitiremedim. Kalanı lavaboya döktüm. Akabinde gelen Newcastle Brown ale ise, Türkiye'de 2 tl'ye satılan Berlin veya Germanya marka biraların Alman bira geleneğini istismar etmeleri gibi İngiliz ale biralarını istismar ediyor gibime geldi. Üretim yerine bakmadım ama Midilli bile olabilir. Dörtte üçü lavaboyu boyluyor. Sıfır puan. Alman hayranlığımız bilinir ama sonuncu bira (Weihenstephaner) tarafsız bir gözle değerlendirince bile diğer üçünü donunda sallıyor. Üstelik resmi olarak dünyanın en eski birası. Tabi ki Münih menşeili. Lavabonun kısmetine bir damla bile düşmüyor. Weissbier severlere, için şiddetle tavsiye olunur.

12 yorum :

  1. Newcastle Brown Ale'e haksızlık ettiğini düşünüyorum, elbette bir Alex (Indian Pale Ale)) değil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. IPA ile Newcastle'ı kıyaslamak niye? birisi marka, diğeri(IPA) ise tür.. 1000 tane farklı IPA var, iyisi de var kötüsü de..

      Sil
    2. brown ale vs. pale ale olacak, doğrusunuz. (NC dısında brown ale içmedim gerci ama). Yaşadıgım yerde sadece Amerikan orjinli 4-5 cesit IPA satılıyor, hepsi de güzel bence.

      Sil
  2. bira konusunda yazılarını zevkle okumak haricinde özel bir ilgim olmadığından rhcp konseri ile ilgili bir iki kelam etmek isterim.

    organizasyonla ilgili her türlü aksaklığı geçtim affedilemeyecek iki şey vardı. birincisi konser sadece dinlenmez izlenir de. giderken soranlara hiç birimiz konser dinlemeye gidiyorum demedik sanırım ama binlerce insan konseri sadece dinledi. ikincisi ve en önemlisi insanların çıkışı sırasındaki umursamazlık. biletsiz giriş ya da kategoriler arası kaynamayı önlemek amacı ile giriş sırasında metre başına birkaç güvenlik vardı. girmeyi beklerken duyduğum ve gördüğüm kadarı ile pozitiften görevli arkadaş aman kategori 1'ler öbür tarafa geçmesin, aman şuradan geçilebilir buraya adam koyun diye endişelerini güvenliğe defalarca iletti ama çıkışta bizimle işleri bittiğinden olacak çıkışı organize eden bir tane görevli görmedim. kapıları açan, yön gösteren bir allahın kulu yoktu. insanlar bariyerleri kendileri kaldırarak ilerlediler. o sıkışıklıkta düşen ve kalkamayan biri olsaydı arkadan gelenler de devam edeceğinden olacakları düşünmek bile istemiyorum. korkak ve pimpirikli bir insan olmamama rağmen tehlike potansiyelini görüp hayatımda ilk defa bir konser çıkışında korku hissettim. binlerce insanı bir alana tıkıyorsan bu sadece basit bir konser olarak değerlendirilemez, grubu getirmekle işler bitmez, insanların canlarından da sorumlusun.

    sonuç olarak organizasyonun elde telsiz havalı havalı dolaşmakla olmayacağını arkadaşlar gördü mü bilmiyorum ama bundan sonra izlemeyi arzu ettiğim büyük çaplı bir konser olursa yurtdışında izleyeceğim. isteyen konser için yurtdışına gitmeyi şımarıklık değerlendirebilir ama ben insan gibi muamele görmeyi ve konseri İZLEMEYİ tercih ederim.

    YanıtlaSil
  3. ülke'ye: aslında duvel'e bile haksızlık etmiş olabilirim. midilli'deki ruh halim bambaşkaydı. öğlen sıcağında 20 lik uzoları götürünce akşam elimde kalan biraları "madem para verdim israf olmasın" mantığıyla diktim kafaya sonuç olarak midem daha da kötü oldu.
    ebru'ya: beni en çok rahatsız eden durum ise konser boyuca cep tel kameralarından görüntü alma çabalarıydı. çoğu kişi konseri dinlemeye değil "konsere gittim" demek için gelmişti sanki. görüntümü engelleyen birkaç kişiyi uyardım. sonra kendimi huysuz dede gibi hissedip yakınmayı bıraktım.

    YanıtlaSil
  4. okan bahsettiğin davranışlara ben de büyük ölçüde şahit oldum. sağımda solumda müziğin tadını çıkarmadan tüm konser boyunca video çeken, konser! sırasında gözü telefonunda dakikalarca "konserdeyim" i duyurmak ve fotolarını paylaşmak için facebook'a ya da twitter'a giriş yapmaya çalışan (büyük çaplı, kalabalık etkinliklerde alıştığımız üzere gsm konusunda sorun vardı) birçok insan vardı. zaten organizasyon kadar insanların birbirine gösterdiği saygıda yerlerdeydi ne yazıkki. sonradan gelip sıranın önüne geçenler, video çekmek için kısıtlı görüşü kapatanlar, saatlerce önceden girip zorluklar çekerek edindiğiniz yerde önünüzdeki 5 cm yere dirsek vura vura gelip bir de öfleyerek size dönüp geri çekilmenizi isteyenler.

    her nesil kendinden bir sonrakini daha saygısız ve sorumsuz bulur biliyorum ama bu konser bana biz daha genç ve ergenken bize yapılan saygı eleştirileri biraz abartılı mıydı, biz de böyle miydik diye düşündürdü. tabi ayrıca aynı eleştirileri yaptığım için ne kadar yaşlandığımı da. :)

    kısacası rhcp'ın kendisi ile ilgili herşey harikayken diğer herşeyin sınıfta kaldığı bir geceydi.

    YanıtlaSil
  5. Duvel'e karşı zaten genelde ortalama bir tavrı olmaz insanların; ya çok severler ya da nefret ederler. Ben de hiç haz etmem.

    YanıtlaSil
  6. Yine keyifle okudum yazıyı.
    Ama bir düzeltme yapayım. La Trappe'yi Hollanda'daki Brouwerij de Koningshoeven üretiyor. Zaten Belçika dışındaki tek trappist brewery burası.

    YanıtlaSil
  7. :) doğrudur belki de ondan beğenmedim :)

    YanıtlaSil
  8. Weihenstephan'a Münih birasi demek Freising'e haksizlik olur.Almanya'da bira nerede üretiliyorsa oranin birasidir.Bu herhangi bir köy bile olsa orasi ile anilir.Köyün bagli oldugu sehir önemsizdir.(bu arada Freising köy degil sehirdir)

    YanıtlaSil