17 Ekim 2012 Çarşamba

Gurbet Kuşu Sunar: Lizbon'a Neden Bayıldım 1

Akademik dünyanın nasibetlerinden olan konferans vesilesiyle ben de Lizbon‘u gezme görme, altından girip üstünden çıkma firsatına sahip oldum. Ben de diyorum, çünkü Ülke de denk getirip ayni vesileyle Lizbon’u gezmişti (Buradan bakınız).  Lizbon deyince hemen akla Akdeniz kültürü gelse de Portekizliler Akdenizli değil, onu bir önce belirteyim yanlışlık olmasın. Ama denizci mi denizci. Hem de en alasından. İber Yarımadası'nda, sırtlarını İspanya’ya, önünü Atlas Okyanusu'na vermişler. Lizbon’a alışma sorunu hiç yaşamadan, gelir gelmez 40 yıllık Lizbonlu gibi dolaşmaya başlayıvermiş buldum kendimi. Şansım da yaver gitti, hep güzel şeylere denk geldim. Kafada gidiyor tabi bir çok şey, izi kalmıyor. Hem sizin için hem de kendim için kırıntıları şuraya yazayım. Belki bir zaman bir yerde birilerine faydası dokunur.

Belirttiğim üzere bir akademik konferansta sunuş yapmak için Lizbon’a geldim. Gurbetçi Şaban filminden aklıma kazınan "Almanya’yı inek gibi sağacaksın" sözü üzerine, masraflarını okulumun karşıladığı şehrin göbeğindeki mütevazi otel odama yerleştim.

Otel odasından manzara, Praca de Figueira
Bir sonraki gün sunuşum olduğu için, iki volta atıp, çok geç kalmayıp geri döndüm. Ama tesadüf eseri güzel bir manzarayla karşılaştım. Daha sonra ögrendiğim kadarıyla buranın resmi adı Miradouro de Santa Catarina imiş (Ya da halk arasında söylediği üzere Adamastor’mus). Boğaz manzarasına karşı bir kafe ve geniş bir balkon var. Etraf boş bira şişesi ve her türlü irili ufaklı izmarit dolu. Tabi bir de bunca şeyi içenler. Şöyle bir bakınıverdim etrafıma. Her tipten genç adamı gördüm. Yerlisi, yabancısı, iti, uğursuzu bol. Punk punklığını, metalci metalciliğini ve hatta hippi de olsa hippiliğini biliyor, adabına göre davranıyor. Son zamanlarda moda olan su hipster denen tiplerden görmedim ya, ne desem, neşem bozulmadı, gereksiz sinirlenip küfür müfür etmedim hiç. Bu manzara çevresinde yürürken çesitli bakışlara maruz kalabilir ve bazı sorulara muhattap olabilirsiniz. Her ne arar isen kendinde ara demişler, ama gel gör ki aradığınız şey, bakışların ve soruların sahiplerinde olabilir. Daha nasıl anlatayım işte. Anlayanlar anlamayanlara anlatsın.

Adamastor da denilen Miradouro de Santa Catarina, arkada Boğaz manzarası
Bundan başka şehrin bir kaç yerinde daha manzaralara denk geldim. Hangileri diye sormayın, işiniz gücünüz ne, dolaşın etrafı. Neyse içim razı olmadı, ipucu vereyim. 28 numaralı meşhur tramvaya binerseniz, ne var ne yok hepsini göreceksiniz. Zaten Lizbon’da ilk yapilmasi gereken herhalde 28 numaralı tramvaya binip söyle bir şehrin görülecek yerlerinin kabasını çıkarmak, sonra da o rotaları enine boyuna yürümek.

28 no'lu tramvay şehri gezmenin en güzel yolu
Neyse otele dönüp, ertesi günkü sunuşa hazırlandım. Konferansın ilk günü hemen işi şipşak halledip, sonrasında kendimi gezmeye tozmaya, yemeye ve içmeye adadım. İnsanlarla tanışmak, muhabbet etmek hiç mi hiç zor olmadı. Genelde yüzleri gariban olduğu için konuşmaya çekinecek, tırsacak bir durumla karşılaşmadım. Ama muhabbeti futbol üzerinden kurmayı da istemedim. Sekiztaş’lı olmadığım halde Q7 ve çetesinden söz açmanın ya da Meirelles de iyi topçu ama kafasını niye öyle horoz gibi yapmış demenin şimdi ne gereği var. Kıçıkırık İspanyolca işe yarıyor, ne desem anlıyorlar. Ben de kelimelerin sonunu eyyyouu, meyyouu filan gibi çevirdiğimde sanki Portekizceymiş hissine kapıldım. Anlaştım mı insanla, anlaştım.

"Burada yaşanır valla" lafını Lizbon için de kullandım. Genel havası, iklimi, insanları bakımından olumlu duygulara kapıldım. Sokak sokak dolaştım, beyaz badili, elinde spor Mexico 86 çantası, vücut yapmış, biryantinli yaşlı adamı, terlik eşofman bakkala gideni, sokak ortasına kurulmuş elliiki masasını, beyazını, siyahını, esmerini, kara mamba Angolalı'sından tut Asyalı'sını, özellikle Hintli'sini, dönerci pakisini, köşebaşı çakalı Brezilyalı'sını bilumum insani gördüm.

Alfama'da bir sokak
Alfama ve Fado
Franco, Mussolini, Metaxas, Kenan Evren misali aynı bokun kahverengisi Salazar sayesinde, Portekiz'de bir zamanların Akdeniz modası faşist askeri diktatörlük dönemini yaşamış. Fado, mado, fiesto muydu neydi, onunla ülkeyi 40 yılı aşkın yönetmiş. Üçün birinden olan Fado da neyin nesidir diye düşünerek, bu müziğin ortaya çıktığı eski Endülüs mahallesi Alfama’ya gittim. 

Fado'nun tanınmasina o zamanın dergileri büyük katkıda bulunmuş.
Alfama semti genel olarak kalenin altından deniz kıyısına kadar olan kısmı kapsıyor. Her türlü rehber kitaplarda okuyabileceğiniz üzere, meşhur 1755 depreminden zarar görmediğinden, hala eski yapısını korumuş halde. Şimdi ben burada eski yapılar, dar sokaklar, Arap mahallesi, fado vs. filan diye sayınca, hemen sizin fotoğraf makinelerinizin ıştahlı klik klak seslerini duyar gibi oldum. Deniz kıyısına yakın taraflar canlı fado dinlenebilecek restoranlarla dolu. Ama dikkatli gözler o restoranların köklemeci olduğunu hemen anlayacaktır. Yemek fiyatlarını gördükçe, fadonun sesi uzaktan hoş gelir düşüncesi bana hakim oldu. Nihayetinde, bizim Aksaray tarzı turist eğlencesi değil de, daha oraya ait fado dinlemek isteyenler icin "A Baicua" isimli küçük mekanı tavsiye ediyor ve fotoyu şuraya ekliyorum. Sokağın tabelası da var. Arayan bulur. Ama öyle çok şirin, çok otantik, çok salaş filan diye romantik romantik gaza getirmeyin kendinizi, en uygun diye bahsettiğim yerin fiyatı minimum 25 euro. Ben kapı başından izledim. Öyle de oluyormuş.

A Baicua isimli Fado mekanı, Alfama
Buranın sahipleri aynı zamanda mekanın aşçıları ve fado şarkıcıları. Kafasında tülbenti ve bulaşık önlüğüyle teyzeme benzeyen birisini içli içli fado söylerken görünce şasırmadım desem yalan olur. Ben ilk geldiğimde derisi kemiğine yapışmış alkolik bir adam kendine has bir şekilde masaların etrafında yürüyerek sanki kendi kendine konuşurcasına şarkı söylüyordu. "Adamın kafası iyi, zaten allah vurmus, zavallı meczup" mu diye düşünsem yoksa "Hah işte gerçek fado dediğin budur" diye alkışlasam mı bilemedim. Yan hakemlerin pasif ofsayt durumlarında uyguladığı, kendime de hayat felsefesi olarak belirlediğim stratejiyi uyguladım: bekle ve gör. Sonrasında adam biraz hoş olmayan bir şekilde sahneyi terketti. Suratından çakallık akan orta yaşlı, hüzünlü sesiyle bayanları kendisine hayran bıraktığının gayet farkında olan bir adam kibirli kibirli yürüyüp, o garibana ukalaca bakış atarak sahneyi aldı. Bakkaldan aldığım birayı, bankın kenarında bulduğum plastik bardağa doldurup adamla paylaştım, teşekkür babında. Yüzü gülünce, ağzındaki diş sayısının bir elin parmaklarından az olduğunu farkettim.

Fado Müzesi, Alfama
Daha önce bir kaç karşılaştırmalı etnomüzikoloji kitabında rebetiko, fado ve flamenkonun birlikte degerlendirildiği yazılar görmüştüm. Üstünkörü şöyle bir göz atıp, hepsinin eninde sonunda bokun püsürün içinde ortaya çıkıp, sonradan daha çok yabancıların gazıyla elit değerler biçilmis müzikler olduğu aklımda kalmış. Ama fado dediğin nedir, neye benzer, hırlı mıdır hırsız mı, pek bir fikrim yoktu. Bu vesileyle Alfama'da bulunan Fado Müzesi'ni bizzat yerinde ziyaret ettim.

Jose Malhoa'ya ait Fado Müzesi'nde bulunan tablo
Küçük bir müze olmakla beraber içerisinde ses ve video kayıtları, enstrümanlar, afişler, gazete ve dergiler, maketler ve çesit çesit tablolar yer alıyor. Fado’nun tarihi hakkında ne öğrendiysem oradan öğrendim. Yasaklanan şarkılar, müziğe esas hissiyatını veren yoksulluk, melankoli havası, yeraltı dünyasına yakınlık, kesici aletler, dövmeler, kendine has argo, genelevler, hapishaneler, türlü türlü uyuşturucular, keyif verici maddeler, askeri diktatörlük vs. al birini vur ötekine hepsi aynen flamenko ve rebetikoda da mevcut.
  
Sokaktan
12 telli olmasına rağmen aslında 6 çift telli olan gitar Portekiz’e ve fadoya has. Gördüğüm kadarıyla, portekiz gitarına klasik gitar ve adına fadista denilen şarkıcı eşlik ediyor. Aslına bakarsanız arabeskvari bir havası var gibi geldi bana. Orhan Gencebay’a burun kıvırıp, masaya bıraktığın 70-80 euroya değil de damardan Portekiz arabeskine hüzünlenmek ne kadar samimi ben bilemedim. Herkes kendi kararını kendisi versin.

Fado - Rebetiko benzerlikleri:

Yasaklanan şarkılar
Kesici aletler
Sormamız gereken soru şu: Neden bütün Fadista'ları tutuklamıyorlar?

7 yorum :

  1. ulan hiç aklımda yokken lizbona gidesim geldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hele bir git okancim, pisman olmayacaksin. teminat benim.rehber kitapmis, internet arastirmasiymis, ona buna da gerek yok, bodoslama dal, her türlü güzel bir seyler denk gelecek, hosuna gidecek.

      Sil
  2. erasmus'la 5 ay yaşanır mı peki ? türkiye gibi karışık yerler istemiyorum ama insanı eğlenceli gibi geldi ?

    YanıtlaSil
  3. nasıl bir soru bu anlamadım. türkiye gibi karışık yerler istemiyorum diyorsan isviçreye git.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba 3 aylığına staj için başvurmak ciddi bir kuruma cazip gibi geldi bana lizbonda.Hem yabancı dil gelişir hem cvm için güzel bir ek olur.Hem avrupa tecrübesi olur diye düşündüm.
    Ancak bazı sitelerde araştırdığımda güvenlik sorununun çok fazla olduğunu duydum.Mesela hırsızları çok yüzsüzmüş uluorta hiç çekinmeden çantasına saldırdığı kişi bunu farkettiğinde ise,kaçmak yerine kavgaya tutuştuğu ve benzeri hikayeler duydum.
    şimdi bir bayan olarak tek kaldığım zamanlar olacak (ev kiralamayı düşünüyorum) ve olursa, ailem ziyarete gelince bilhassa onların da başına bu tarz tatsız olayların gelmesinden endişeleniyorum.Bu konu da tavsiyeleriniz var mı?
    Hani daha başvuru sonucu belli değil.Ama olursa ailem için de endişeleniyorum. onlar için 1 haftalık olsa bile güzen anılarla dönmesini istiyorum Türkiyeye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pınar Sultan hanım, orada yasamadıgım, sadece gezip gördüğüm için size cok fazla yardımcı olamam. internette yazanları okuyun ama herşeyi de cok dikkate almayın, esas lizbonda yaşamış kişilere danışın derim.
      eklemek istediğim bir iki nokta ise güvenlik sorunu dediğiniz sey hakkında. tahminimce istanbulda yasıyorsunuz, inanın istanbula gelecek yabancı biri internette Lizbon hakkında yazılan negatif yorumlardan cok daha fazlasını bulacaktır. bu demek değil ki istanbulda yaşanmaz, ki bana kalırsa Lizbon istanbuldan daha rahat yaşanır bir yer. bir diğer nokta da yazımda da bahsettiğim yerlerin bir kısmı bir cok insana göre tehlikeli ya da sakınılası yerler olarak algılanabilir. ama ben en çok oralarda dolaşmaktan keyif aldım. leyla gibi dolaşın demiyorum ama daha az önyargılı olursanız başınıza daha az bişeyler gelir, bu da benden bir tavsiye.
      Lizbon yaşanılası bir yer, oradan korkmadan önce keyif almaya bakın derim. iyi yolculuklar.

      Sil
  5. Merhaba ayni vesileyle Lizbon'a gitme sansim oldu. Fado icin A Baicua ya iki Çin arkadasla gittik. Ve cok eglendik, guzel ydmekler yedik. Evet cok ucuz degildi. Ama civardaki digerlerine gore hem daha uygundu hem de daha samimiydi. Cok tesekkurler :)

    YanıtlaSil