27 Ekim 2012 Cumartesi

Gurbet Kuşu Sunar: Lizbon'a Neden Bayıldım 2 (Ücretsiz Ekiniz En Sonda)

Feira da Ladra
Yazının birinci bölümünde (Buradan ulaşabilirsiniz) Alfama'da kalmıştık. Alfama civarında olan Feira da Ladra’yi gezmek, Cumartesi günleri gündüz yapılacak en hayırlı iş. Feira da Ladra hırsız çarşısı demek, yani bildiğiniz bit pazarı. Çok büyük bir alana yayılmış bu bit pazarı hakikaten birbirinden alakasız binlerce şeyin çok ucuza bulunabileceği bir yer. Almanya’dakilerin aksine tasarım ürünleri bit pazarına girmemiş, fiyatlar kol saatine dönmemiş. Her şey sudan ucuz.

Bit pazarı
Bit pazarında herşeyi bulmak mümkün. Farklı hobilere ve zevklere de hitap ediyor.
Barrio Alto ve Chiada
Daha önce bahsettiğim Adamastor denilen manzara, Barrio Alto yani eski mahalle tarafında yer alıyor. Oraya gitmek için Calcada Combro Caddesi'ni takip edip sol tarafınızda kalan başında bir mini tramvay bulunan sokağı geçtikten sonra sola dönmeniz lazım. Ya da tabelalara bakıp Museu da Farmacia’yı bulun, orası sizi bahsettiğim manzaraya çıkaracaktır. Manzaraya gelmeden, bu başında ufak bir tramvay bulunan sokak diye bahsettiğim yer ise akşamları gidilecek takılınacak en güzel yerlerden biriydi benim için. Hem içki ucuz, hem de insanlar sokakta eğleniyor. Yine burada dolanırken merdivenlerde caz konserine denk geldim. Esasına bakarsanız on dakika zor durdum, ama fotoyu şuraya ekleyeyim ki şekilli görünsün. 


Sokakta caz
Gündüz vakti bu civarda pek bir şey yok zannetmiştim ama akşam vakti oradan geçerken alter genç kalabalığını görünce sokağa dalıverdim. İyi ki de dalıvermişim, en çok buradan haz aldım. Üçten az olmamakla birlikte bazen beşi altıyı da bulan isimleri olan Portekizliler'le burada tanıştım. Türkiye’de ne kadar Ahmet Yılmaz varsa, Portekiz’de de o kadar Jose Oliveira var sanırım. Adım başı bir Jose’ye rastladım. Ama eğlencenin esas adresi Chiado bölgesi. Buradaki bar yoğunluğu İstiklal’in arka sokaklarından bile daha fazla olabilir (Ülke'den not: yavaş). Sokaklar tıklım tıklım, içki ucuz, çeşit bol. Caipirinhadır, mojitodur, İstanbul’da sadece barda şişesini görenler, burada helalinden şişeyi dikebildikleri kadar dikebilirler. "Peki boş şişeyi ne yapacağız hacı" diye hınzırca sormayın. O kısmı beni ilgilendirmez. Saatler gece yarısı üçü dördü bulunca da ortamlar Cais do Sodre tren istasyonuna yakın bir köprünün altındaki geniş sokakta devam ediyor. Tesadüfen rast geldiğim için ismini cismini bilmiyorum. Merkezden aşağı doğru inen kalabalığı takip edin, kesin oraya çıkarsınız.


Ortamlar
Mouraria
Mouraria semti biraz Tarlabaşı'nı andırıyor. Merkeze çok yakın ama bir o kadar da uzak. Kusuruma bakmayın, bu tanımlamayı kullanmadan edemedim. Mouraria’yı "Lan bir de değisik yerlerden gideyim" diye düşünürken buldum. Karnım acıktı bir Angola lokantası gördüm. "Daha nerede bulacam Angola'sını!" diyerek girdim içeri. Söyle bir bakındım etrafa, bir tek ben ay gibi bembeyaz parlıyorum. Birazcık da yemeden içmeden bahsedeyim. Çünkü buradan karnım şiş ayrıldım. Lizbon’da yemek genelde menü hesabı oluyor. Menü de ana yemek, salata, içecek, tatlı ve kahveden oluşuyor. Ortalama fiyat 10-12 Euro civarı sanırım. Hafif turistik yerdeyseniz 15-20, akşam fado dinleyeyim diyorsanız da cebi hafifletip 50-60 kağıdı içiniz sızlamadan bırakmanız lazım. Ayıp olmazsa, bu Angola lokantasında yediğimi içtiğimi anlatayım. Kayık tabakta pirzola, patates kızartması, pilav, kuru değil kara fasulye, meze olarak gelen peynir, tereyağı  zeytin, yarim litre şarap, tatlı ve espresso. Topu topu 6 Euro. "Bu kadar ucuz olamaz, kesin bir bit yeniği var işin içinde, bir şeyden kökleyecekler!" diye düşünürken, hesabın gerçekten 6 Euro olduğunu öğrendiğimde neşeme zam geldi. Pısırık pısırık oturup yemeğini yiyen Metin, bir anda coşup yaptığı esprilerle ortamın neşesi oluverdi. Neyse lokantadakilerle helalleşip ayrıldım. Öyle gaza gelmişim ki artık arka sokak, her tarafı çamaşır asılı dar sokak filan derken çıkmaz sokağın birine girmişim. Mahallenin genç çakal tayfası beni karşıladı. Şöyle bir karşılıklı birbirimizi süzdük. Çok açık seçik olan bir şey var ki buraya gelen gezmeye tozmaya değil, ihtiyacını görmeye geliyor. "Ne istiyorsun diye sordular?" Canınızın sağlığı demedim de Fas taraflarından var mı bir çöl rüzgarı, şöyle kurutan cinsinden diye cevap verdim. Başüstüne deyip, beni diğer köşedeki bir üst yaş kategorisindeki çakal abilerine yolladılar. Alan razı, veren razı anlaştık.


Angolalı'nın yeri
Lizbonlu Korkut Özal benim balıkları pişiriyor
Mouraria’da ağzımın tadını bir kez almışım, daha bırakır mıyım? Ertesi günü, gene gez toz, acıkınca vur Mouraria’ya. Bu sefer de gözüme dışarıda mangalda balık pişirilen bir lokanta çarptı. Buraya da‚gün balık günüdür Metin diyerek içeri daldım. Resimde gördüğünüz balıklar, salatası, pilavı, tatlısı, yarım litre şarabı, kahvesi burada da 7.5 euro ödedim çıktım. Bir de üstüne mahalleliyle ahbap oldum, yemeğimi yerken türlü türlü insan geldi, Türküm diye bana gülümsedi gitti. Ben de utangaçlıkla gülümseyerek cevap verdim. Oysa aklımdan zaman kötü diye başlayan veciz söz geçiyordu. Buradan da bir kez daha dünya barışına, dostluğa ve kardeşlige katkıda bulunmanın verdiği haklı gururla ayrıldım ve yoluma devam ettim.

Yazı bitti, ama hadi şu video da yazının ücretsiz ilavesi olsun. Portekiz'e gidip de "Bok" içmeden dönmek olmaz. Linki burada.

10 yorum :

  1. Lizbon sokaklarının oldum olası İstanbul'u andırdığını düşünürüm..

    YanıtlaSil
  2. haklısın, şehrin kendisi de (manzara, yapılaşma, köprü) oldukça benziyor

    YanıtlaSil
  3. O kadar gezdim, mesela Sultanbeyli'ye benzer bir yer göremedim sahsen.

    YanıtlaSil
  4. Porto'da Sağmalcılar metro durağının aynısı var.

    YanıtlaSil
  5. o balıkların ikisini birden yediysen helal olsun. göt göbek iyice dağılmıştır senin.

    YanıtlaSil
  6. pasteis de belem yenmemiş! o da bir dahaki geziye artık herhalde :) istanbul benzerliği konusunda kesinlikle katılıyorum. ama lizbon istanbul'a 5-10 basar sanki her durumda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. pasteis de belem yenmez mi? ne yaptin? taze taze mideye indirdik, söylemesi ayip.yedigimiz her seyden bahsedip, yaziyi okuyanlarin sonra salyalari klavyeye akitmasina da gönlüm razi olmaz dogrusu. her sey tadinda kararinda güzel demisler.

      Sil
  7. Birlikte gittiğimizde Pasteis de Belem'e gidip "nata" yemiştik, 1 saat kadar sıra bekledikten sonra tabi :)

    YanıtlaSil
  8. neyse içime su serptiniz bu açıklamalarla :) 4 yıl oldu yiyeli ama tadı damağımda.

    YanıtlaSil