15 Kasım 2012 Perşembe

Saraybosna Lezzet Turu 2

Sportif bir hafta sonu yaşadık. Cumartesi Kasımpaşa, pazar günü ise Fener maçındaydık. Kasımpaşa maçının en güzel anı, Antalya seyircisinin  "Sex, sex, sex on the beach!" diye bağırmasıydı. Uzun süredir bir tezahürata bu kadar gülmemiştim. RTE Stadı İstanbul'da maç seyretmek için en ideal yer. Tribünlerin sahaya yakınlığı Premier Lig ortalamasının bile üstünde. Yan hakemle futbolcuların konuşmasını duyabilir, 2 tl'ye kola, 3 tl'ye yarım ekmek sosisli yiyebilirsiniz. Üstelik Anadolu takımları ile yapılan maçlarda bilet sadece beş lira. Maçın ardından tribünlerden bir dakika içerisinde dışarı çıkabiliyor, 5 dakikada kendinizi Asmalı'da bira içerken ya da Kasımpaşa Hamamı'nda kese attırırken bulabiliyorsunuz. Bundan iyisi Şam'da kayısı! Pazar günü. Bu sefer blog yazarımız Ülke ile beraber Saraçoğlu'ndayız. RTE Stadı'ndan sonra Kadıköy'de maç izlemek pek bir keyifsiz. Tribünler sahaya uzak. Giriş çıkışlar kabus gibi. Su içip gelmek bile minimum 15 dakika. Benim sportif müsabaka uğursuzluğumla, Ülke'nin canlı maç kaybetmeme serisi (Almanya-Yunanistan maçına gidip seri yaptım demesi kolay!) karşı karşıya geliyor. Fener 2-1 kazanıyor. Ülke'nin serisi devam ediyor. Ama benimle beraber bir iki Kasımpaşa maçına gelirse rekorunun delik deşik olacağı aşikar.

Markale Market
Saraybosna meselesinden bir hayli uzaklaştık. Birinci bölümde yaptığımız börek sefası sonrası en şehrin sabit pazarı Markale Market'e uğruyoruz. Burası 94 ve 95'te iki kez Sırp saldırısına uğramış ve toplam 105 kişi ölmüş. Ölülerin isimleri pazar duvarında yazılı. Hatta atılan bombanın açtığı delikler cam bölme ile korunuyor. Pazar, Zagreb'in methiyeler düzdüğümüz Dolac Marketi kadar renkli ve büyük değil fakat "Beyoğlu'nda niye böyle bir şey olmaz!" dedirtecek kadar da doyurucu. Gezi parkı yerine sebze pazarı! kampanyası başlatsam ne hükümetten (Zerre karlılığı olmamasından dolayı) ne de aslan sosyal demokratlardan (Cumhuriyet falan filan) destek görmem mümkün değil.



Pazarın hemen aşağısında ise Gradska Trznica bulunuyor. Burası peynir ve et pazarı. Biftek denilen kuru etlerden 200 gram kestirdik. Tadı çemensiz pastırmadan halliceydi. Sandviç için ideal. Biraz kuru ama güzel bir is kokusuna sahip. Börekçide yediğim peynirli börekten sonra peynir reyonuna pek prim vermedim. Kaldığım hostelde güzel bir mutfak olmadığından görüntüsünü çok beğendiğim taze makarnalardan da almadım.




Sokaklar ise bayram arifesi olduğundan cıvıl cıvıl. Etraf İstanbul'daki gibi seyyar satıcı kaynıyor. Sebze, meyve veya ekmekler yerlerde sıra sıra dizili. Bu arada tıpkı Zagreb'de olduğu gibi Saraybosna'da da birbirinden güzel pekara (Hamur işlerinin satıldığı fırınlar) dükkanları var. Sabah kahvaltılarında börek yemediğiniz zamanlarda (Ki buralarda da çok güzel börekler olabiliyor) şahane hamur işleri veya envaiçeşit pizza yiyebilirsiniz.


Başçarşı'nın sonunda bulunan Sebil Meydanı'ndan karşıya geçip 10 dakika yokuş yürüdüğünüzde şehrin en iyi fırını Pekara Kovaci Kod Mahira'ya ulaşabilirsiniz. Burada  isli etli veya mantarlı şahane pizzalar yiyebilirsiniz. Şekil olarak beş para etmese de yediğimiz en güzel yerel pizzalardan biriydi.


Bosna'nın en meşhur birası Sarajevska. Şato-vari devasa fabrikası ise nehrin hemen öte yanında. Fabrikanın içinde ise şahane bir restoran bar var. Burada filtreden geçirilmemiş taze Sarajevska biralarından bulabiliyorsunuz (Fiyatlar makul. 33'lüğü yaklaşık 3 tl).


Favorim esmer olanı. İçimi çok rahat ve ekşiliği neredeyse hiç hissedilmiyor. Yanına dört peynirli makarna söylüyoruz. Porsiyonlar bir hayli bonkör olsa da Bosna ve peynir ikilisi ile yıldızımız hiç barışmıyor. Fabrikadan çıkar çıkmaz karşınıza devasa ve bir o kadar da çirkin bir kilise çıkıyor. Bu şehirde camiler ne kadar küçük ve güzelse kiliseler bir o kadar sevimsiz.



Müslümanların zulüm ettiği bir ülkeden, zulüm gördüğü bir ülkeye gelince hilkat garibesi camiler yerine kiliseler görmek pek normal. Kiliseyi geçip birkaç adım attıktan sonra gördüğüme ise inanamadım. Önümden capcanlı bir "troleybüs" geçiyor. Uzun zamandır troleybüsü değil görmek düşünmemiştim bile (Daha sonra öğrendim ki birçok Doğu Avrupa şehrinde hala aktif olarak çalışıyormuş). Benim için sokakta kaplan görmek kadar şaşırtıcı bir olay oldu bu.

2 yorum :