2 Aralık 2012 Pazar

Umut Sunar: Kamboçya İnsanları 1

Adana Havaalanı'nı görmüş olanlar, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'in havaalanını görseler yapısal bakımdan benzerlik kuracaklardır. Son derece ciddi bir biçimde yapılan pasaport kontrolü müstesna. 15 milyonluk orta "küçüklükte" ülke Kamboçya'nın 2 milyonluk orta büyüklükteki başkenti. Taksici beni şehrin merkezi diye herhangi bir Anadolu kentinin arka semti görünüşlü bir yere getirdiğinde, "Burası mı merkez?" diyerek onu incitmek istemedim. Hoş beni anlamayacaktı. Plaza olduğunu düşündüğüm bir yüksekçe bina ve sonrasında göreceğim nehrin diğer kıyısında beliren inşaat halindeki site benzeri yapı dışında, alçak, eski tip ve döküntü binalar, evler. Yer yer geçişi engelleyecek büyüklükte çöp birikintileri. Çöplerin hangi aralıkla toplandığına dair bir ipucu yok. "Kamboçya'nın İnsanları Partisi" tabelalarına sıklıkla rastlanıyor. Krallık olmasına rağmen, örneğin komşu krallık Tayland'daki gibi sokakları kral resimleri süslemiyor. Krala ait bir işaret göze çarpmıyor. Royal Palas gibi belirli yerlerde dalgalanan kraliyet bayrağı dışında. 



Nerede konaklayacağıma ya da ne yapacağıma dair hiç bir fikrim yoktu. Son iki haftadır olan meşguliyetim yüzünden ön araştırma yapamamıştım. Uzakta beliren Çek çifte memleketlimi görmüşcesine yaklaştım. Halimden anladılar ve beni kaldıkları "guesthouse"a yönlendirdiler. Odama yerleştikten sonra en yakın restorana uzanacaktım. Karnımı duyurup, odama dönmek niyetindeydim. Çok yorgundum ve ertesi günkü tura dinç başlamak istiyordum. Kamboçya'da turist tarifesi 1 dolar üzerine kurulu. Aslında yerellere daha ucuz olan her şey yabancılara bir dolar, yani pahalı! Mesafe farketmeksizin ulaşım, yemek, su vs. 1 dolar. Guesthouse'un hemen köşesinde vızır vızır halde bir restorana tek yabancı halimle oturdum. Cicilerini giyip, "Bu akşam restoranda yiyeceğiz" edasıyla bizdeki tırpörtör benzeri bir araç tuk tuklarla restorana gelen ailelerin görüntüsü, masaların altındaki çöpler ve "orta lüks" restoranın genel manzarası düşünülünce ironikti. Seslendikleri garson kız, sanırım restoranda tek ingilizce bilen kişiydi. "Çorba?" diye sordu. Evet dedim, "Et" aynı zamanda. Masa üstünde bir ocak. Üstündeki tencerede kaynayan çorba. Çorba içerisinde yağı ve derisi arındırılmamış et parçaları, nahoş bir koku. Tencere kaynadıkça içerisine atılmayı bekleyen sebzeler ve erişte. Neyi nasıl yiyeceğimi bilmiyordum. Sebzeleri ve erişteyi çiğ yiyişim yan masadaki ailede gülüşmelere yol açtı. Aldırmadım. Etin tadına ve zaten sıcak olan havayı daha da katlanılmaz kılan ocağın ateşine daha fazla tahammül edemedim. Ben neredeyim? 1 dolar tarifesinden henüz haberdar değildim. 5 dolarlık hesabı ödedim ve yemeği yarım bırakarak uzaklaştım. Sonrasında guesthouse'ta karşılaştığım Çek çiftten sıçan yediğimi öğrendim. 5 dolarlık hesaba hiç kızmadım. Sıçan yemiş olduğuma da. Ertesi gün daha "lüks" bir restoranın arka kısmında ızgara üstündeki kocaman sıçanı görünce, haşlamasından daha kötü olamaz diye düşündüm.



İlk izlenimlerimin ve deneyimlerimin olumsuz olması ertesi güne iştahla başlamamı engellemedi. Bir şeylerden keyif alacağım öngörüsünde yanılmayacaktım. Küçük bir internet araştırması sonrası uğrayacağım duraklar netleşmişti. Royal Palace, Wat Phnom tapınağı, eski pazar, nehir boyu (Sadece yabancılara hizmet veren kafeler) ve tabiki doğru düzgün bir şeyler yemek için şehrin tek alışveriş "kompleksi" Sorya. İçindeki mağazaların rutubet koktuğu, girişinde çırılçıplak çocukların dolaştığı alışveriş merkezi Sorya. İnternet listelerinde yer alan soykırım müzesini kişisel "Phnom Penh'de görülecekler" listesine dahil etmiyorum. Ülke'nin çileli geçmişi, yeterli beslenemediği için bedenleri ortalama Asyalılar'dan da küçük, kara kuru insanların yüzlerinden zaten okunuyor. Önce Pol Pot sonra Vietnam işgali vs. Bir yığın can sıkıcı detay. Daha fazla hüzne gerek duymadım. Her uğradığım durakta türlü insan manzaraları. Üçüncü dünya ya da herneyse. İnadına gülümseyen mağrur ve gururlu insanlar. Sanki Budistler'in genel olgunluğundan ziyade çocuksu bir halleri var. Çok sevimliler. Yeni çağın Güney Asya geleneği, yabancı erkeklere "sör", yabancı kadınlara ise, Fransız etkisi kalıntısı, "madam" dışında hitap şekli yok. Başka Fransızca kalıntılarına rastlamak da mümkün. Bazı sokak isimleri "Rue" ile başlıyor. Sadece alternatif bir turist popülasyonu, sokaklarda, nehir kenarında neredeyse her yerde cirit atan sıçanlar, kertenkeleler, köşebaşı esrar satıcıları, sokak tezgahlarında korkunç kokusuyla köpek eti... Gündüzüme dair küçük notlar. Günün bombası ise Wat Phnom tapınağının kuytu bir basamağında, Songkran (Budist yeni yılı) sebebiyle toplanmış ahaliyi seyrederek mastürbasyon yapan adamdı. Göz göze geldiğimizde istifini bozar gibi oldu. Sorya alışveriş merkezinde 12 dolara 1 lt viski, 8 dolara Bacardi, 6 dolara da 2 karton Winston sigara aldıktan ve karnımı doyurduktan sonra, şehrin gecesini beklemek üzere odamda istirahata çekildim (Ayakkabılar çok ucuzdu ancak ayağıma göre bulamadım!). Ülkenin en nadide tapınağı Angkor'un bulunduğu bir diğer şehir Siem Reap'e gitmek için yeterli vaktim yoktu. Sonraki sefere kaldı. Bangkoktan 8 dolara kalkan bir otobüsle örneğin. Orada konaklamanın dahi 1 dolar olduğu düşünülürse hiç dert değil. Belki de eşim Charline ile. 

Not: Fotoğraflar çalıntıdır.

İlave not: Bu yazı Okan tarafından insafsızca ikiye bölünmüş olup ikinci bölümde kafadan sadede gireceksiniz. Şaşırmayın!

2 yorum :

  1. Cok ic acici bir yazi olmus. Devamini merakla bekliyorum :)

    YanıtlaSil
  2. 2. yazı daha iç açıcı oalcak gibime geliyor :)

    YanıtlaSil