17 Ocak 2013 Perşembe

2 Film Birden

Against All Odds: Jeff Bridges, kıymeti bilinmeyen oyuncular listesinde hep en başlarda yer alır. Fakat bana göre bu listede yer almasında en büyük suçlu kendisi. Çünkü üst düzey bir Hollywood oyuncusuna kıyasla berbat bir filmografjiye sahip. 70'lerde sadece King Kong ile hatırlanır. 80'ler ise kockoca bir israf. Diğer büyük oyuncular gibi belli bir yönetmenle çalışma alışkanlığı olmadığından sahipsizdir. Bu durumun istisnası olarak, Coenler'le yaptığı iki filmin ise kariyerinin en iyi iki performansı olması şaşırtıcı değildir.


Against All Odds koskoca bir israf olarak nitelediğimiz 80'lerin tam ortasından geliyor. Bir yeniden yapım. Orijinal versiyonunda Robert Mitchum ve Kirk Douglas sürekli sigaralarını tüttürüyor. Bu eski filmde (Out of Past) o kadar çok sigara içiliyor ki bazı sahneler dumandan gözükmüyor. Yeni versiyon ise, Jeff Bridges'in bağrı açık gömleğiyle tropikal diyarlarda kokteylini yudumlayıp (Sigara içmek çoktan demode olmuştur), güzel kızlarla sevişme sahneleri için bile izlenir. Jake Wise adındaki bir gangster (James Woods burada en iyi döneminde) kayıp kız arkadaşını bulmak için eski bir futbolcu olan Terry'i kiralar (Jeff Bridges). Terry, kızın izine Meksika'nın (Daha turizm tarafından talan edilmemiş) Yucatan bölgesinde rastlar. Film, Yucatan sahillerinde yoğun cinsellik (Üstelik Rachel Ward'ın en seksi döneminde. Bu arada ikilinin kimyası kusursuz), Maya harabelerinde silahlı çatışma ve Los Angeles'ta şahane bir araba kovalamacası ile devam eder. Synthesizer ağırlıklı üst düzey müzikleri ise filmin bonusu. "Soundtrack"te de yer alan Phil Collins'in aynı adlı şarkısıyla bu bölümü sonlandıralım. Buyurun buradan yakın.



Beast Of Southern Wild: Bu filmi Film Ekimi'nde kaçırmıştık. Kaçırmıştık derken lale kartın ve sponsorların peşkeşi yüzünden daha satışlar başlamadan bileti tükenmişti (Çok agresif bir başlangıç oldu). Filmin Beyoğlu'nda sadece Fitaş'ta gösterimde olması biraz canımızı sıktı. Beyoğlu'nun şu sıralar en iyi salonu olan Atlas'ta (Şu sıralar diyorum çünkü her an kapanabilir) birbirinden boktan filmler gösterilmekte. Halep Pasajı'ndaki Beyoğlu salonu ise sanat sinemasının son kalesi. Fakat düşük eğimi yüzünden önünüze koca kafalı ve vaya rastalı (İnanın bana, o kadar çok rastalı sanat sevicisi var ki) bir herif oturduğunda tüm keyfiniz bir anda kaçabiliyor. Fitaşı sevmemek için ise binlerce neden var. Şu aralar bu nedenlere biri daha eklendi. Bilet gişesindeki personeller yapım şirketlerinden prim mi alıyorlar bilmiyorum ama her filme bilet alışımda, "O film çok kötü kimse beğenmiyor, bence şuna gidin!" (Oskar adayı Argo ve Silver Linings Playbook filmlerinde aynen bu şekilde yorum geldi) veya "Bu filmin beş dakikasında ses gelmiyor benden söylemesi" (Ki inat edip filme bilet aldım ve ses gelmeyen bir dakikaya bile rastlamadım) gibi yorumlarla karşılaştım. Aklıma iki fikir geliyor. Ya yapım şirketleri çalışanlara kendi filmlerine yönlendirsin diye prim veriyor. Ya da kimsenin gitmeyeceğini düşündükleri (Düşük popülariteli) filmlerin salonlarını bu tip yönlendirmelerle boş tutup, oradaki personeli yatışa geçirmek gibi bir amaçları var. Biraz fazla fesat düşünüyor olabilirim ama bu kadar çok örnekle karşılaşmak açıkçası beni şüpheye düşürdü. Çünkü Fitaş Sineması'nın dışında hiç bir gişe görevlisi en ufak olumsuz film yorumu yapmamıştı. Beyoğlu'ndaki sinemaların bir bir kapanması sonucu böyle seviyesiz bir kuruma maruz kalmak canımı oldukça sıkıyor. Sırf AVM'de film izlememek için bu soytarılığa katlanıyorum fakat Emek Sineması'nın yıkıntıları üzerine yapılacak AVM'de bile film izlemeyi bu rezilliğe yeğlerim. Yakında Atlas ve Beyoğlu sineması da kapandığı vakit Fitaş salonları iyice kuduracak daha da tepemize binecek. Elimizdeki birbirininden güzel salonları kaybederek sanırım bunu fazlasıyla hakettik.


Filmden önce yerli yapım Romantik Komedi 2'nin fragmanına denk geldim. İçinde zerre cinsellik olmayan batı görünümlü ilişki filminden hayır geleceğini sanmıyorum. Bir yandan modern görünüp bu kadar muhafazakar bir film çıkarmanın ne alemi var. Sevişmeye utanıyorsanız ilişki filmi çekmeyin allahaşkına!      

Beast of Southern Wild, New Orleans kıyılarında sular altında kalmış bir bölgede yaşayan fakir bir topluluğun hikayesini anlatıyor. Filmin kahramanı küçük kız Hushpuppy'nin doğa ile mücadelesi Werner Herzog filmlerini anımsatıyor. Hatta Aguirre filminde olduğu gibi şahane bir su üstü yolculuk sahnesini de barındırıyor. Filmle neredeyse aynı zamanda Joseph Conrad'ın Karanlığın Yüreği'ni (Aguirre, su üstü yolculuk filmlerinin şahıysa bu da su üstü yolculuk kitaplarının şahıdır. Zaten serbest uyarlaması da bir başka su ve yol başyapıtı Apocalypse Now) okuduğum için suda yolculuk temasına fena halde takmış vaziyetteydim. Galiba bu filmi diğer insanlardan fazla daha sevmemin en büyük nedeni de bu. Spoiler vermek istemiyorum ama, boynuzlu dev domuz ve şahane bir kerhane sahnesi için bile gidilebilecek yılın en güzel Amerikan filmi. Kaçmaz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder