29 Mart 2013 Cuma

İstanbul Film Festivali 2013

Festival sezonu yaklaşıyor. Biletix'in koltuk seçimini engelleyen kalleşliğine, lale kart ve sponsor biletlerin en şahane koltukları istimlak etmelerine rağmen yüzümüz gülüyor. Emek, Sinepop yerine geçtiğimiz yıllarda City's ve şimdi de Feriye salonunun gelmesi ile belki de festival tarihinde ilk defa Beyoğlu sinemalarının oranı yarıdan daha az.

İstanbul film festivali afişi 2013

Artık Beyoğlu hegamonyası çözülmüş durumda. Gelecek senelerde (Kuvvetle muhtemel) kapanacak olan Atlas ve Beyoğlu sinemaları sayesinde belki de festival Beyoğlu'ndan tamamen uzaklaşacak. Atlas-Emek- Pop-Beyoğlu hattında mekik dokuyarak sabahtan akşama kadar güneş yüzü görmeden festival filmi izlemek ise sadece anılarda kalacak. Bu seneki en dikkat çekici gelişmelerden birini boyu uzatılmış (Fakat okuma zorluğu doğurduğundan hiç de iyi olmamış) kitapçıktan festival programı yaparken farkettim. Ustalara saygı yani klasik filmler bölümü neredeyse hiç kalmamış. Geçtiğimiz senelerde festival sayesinde L'Avventura, Apocalypse Now, Blade Runner veya 1900 gibi filmleri dev ekranda izleyebilmiştik. Şehrimizde klasik film gösteren bir salonun olmaması sebebi ile bu tip ustalara saygı kuşağını iple çekiyorduk. Hoş, günümüzde klasik filmlere ulaşabilirlik on yıl öncesine göre çok kolay olsa da dev perdede Marlon Brando'yu izleme şansına sahip biri olarak ku bölümün kesinlikle bertaraf edilmemesi gerektiği düşünenlerdenim. Festival kataloğunu açıp kendim için birkaç kaçırılmaması gereken film listesi yapmıştım, sizinle de paylaşayım.

The Place Beyond The Pines: Eva Mendes-Ryan Gosling aşkının başladığı film. Yönetmen Derek Cianfrance'yi ilk defa Blue Valentine filminde tanımıştık. Tekrar Gosling ile bir araya gelerek bu sefer efsanevi bir motor yarışçısının hayatını anlatıyor. Bu sene iyi iş çıkaran Bradley Cooper ve Ray Liatto ise filmin diğer bonusları.

furyo david bowie film afişi

Furyo: İşte bu sene eksikliğini hissettiğimiz klasikler kontejanından Furyo. Ocak ayında hayatını kaybeden büyük usta Nagisa Oshima anısına gösterime koyulmuş. Çoğu kişiye göre İngiliz binbaşını oynayan David Bowie en iyi performasını sergiliyor. Ryuichi Sakamoto'nun "soundtrack"i ise filmden bile iyi. Filmin gösterim saati ile Almadovar filminin saatinin çakışması ise tam bir trajedi.

hunger david bowie film

Hunger: Yine yakın dönemde kaybettiğimiz Tony Scott ve yine bir Bowie filmi. Tartışmasız Scottt'un en iyi filmi. Bir vampir klasiği.

i am so excited almadovar

I'm So Excited: İşte trajediye neden olan Almadovar filmi. Yönetmenin "Hafif, çok hafif bir film" yorumu ise ilgimizi bir kat daha artırıyor. Hafifliğin dizboyu olduğu Banderaslı erken dönem filmleri aklımızı geldikçe beklentimiz tavan yapıyor. Hele hele oyuncu kadrosunda da Banderas ve Penelope Cruz aynı anda teşrif ediyorsa.

In The Fog: Nazi işgalindeki batı Rusya'da ihanetle suçlanan bir demiryolu işçisinin hikayesi. Cannes'dan Fibresci ödülü ile döndü.

the rocket laos

The Rocket: Güneydoğu Asya'nın en az bilinen ülkesi olan Laos'ta çekilen ilk uluslararası film. Sırf bu yüzden bile izlenmeye değer.

gangs of wesseypur

Gangs Of Wesseypur: Hint usulü Godfather. Bu iki filmlik eşsiz gangster destanı yetmiş yıllık bir süreyi kapsıyor ve Hindistan'da bir madenci kasabası olan Wesseypur'un hakimiyetini ele geçirme hırsı peşindeki rakip ailelerin üç nesil süren hikayesini anlatıyor. İki film toplam 320 dakika.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder