2 Nisan 2013 Salı

Adolf

Semtimiz Çukurcuma'da Bo Sahne adında yenir bir tiyatro salonu açıldı. Ağa Caddesi üzerinde bulunan Yeşilçam Manavı'nın hemen yanıbaşında. Eskiden otopark olan alana yapılan çirkin neo-klasik binanın ilk katının süpermarket olmasını beklerken tiyatro ile karşılaşmak yapının çirkinliğini biraz olsun affetmemize sebep oldu. Hele hele ilk gösterimin daha afişiyle bizleri tavlayan Hitler'in son 12 saatini anlatan Adolf oyunu ile olması.


Salon daha bir haftalık olduğundan inşaat hala devam etmekte. Hatta gösteriyi kalıcı koltuklarda izlemek yerine saldalyelerle idare etmek zorunda kaldık. Dert değil. Hitler'i Burak Sergen'in yorumu ile izleyecektik. Der Untergang'ın tiyatro versiyonu mu olacaktı? Beklenti yüksek!

Sonuç: Fiyasko. Ortalıkta Goebbels, Eva Braun ya da Nazi subaylarının uçuşmasını beklerken tek kişilik bir oyunla karşılaştık. Senaryodan çok, Hitler'in özlü sözlerinden oluşan uzun bir şiir gibiydi tüm oyun metni. Tek kişilik onlarca oyun izlesek de hepsinin bir dramatik yapısı vardı. Berlin işgali gibi çok trajik bir konuyu sadece bomba gürültüleri ve Wagner'ın Die Walküre'sine indirgeyen ucuz ve sıradan bir oyun olmuş. Burak Sergen'in performansına diyecek yok ama geri kalan her şey vasatın çok altında. Bu kadar entellik yeter! Yolun hemen sonundaki Babel Kafe'ye dalıyorum. Blog yazarımız İmerhan ve fikir babamız Orkun'la buluşuyorum. Burası Antakya yemekleri yapan bir cafe/bar. Geçtiğimiz hafta burada tepsi kebabı ve humus yemiştim. İkisi de fena değildi. İmerhan ise pazı çorbasına methiyeler düzdü. Üçümüzün de evine beş metre (Abartmıyorum) uzaklıkta olan bu mekana bunca sene gelmemek bizim ayıbımız. Daha ayrıntılı bir Babel yazısı gelecek. 

Evde Yemek Serisi: Risotto
Başlayalı bir haftayı geçen evde yemek yarışması fikrinin tohumlarını çoktan atmışlar. Yarışmaya benim katılmam yasakmış. Fakat eşim Nuray evde şırdan yapımı yazısıyla katılacak. Ne de olsa süpriz hediyeler verilecekmiş (Ne olduğunu sır gibi saklıyorlar). Akla bir kere düştü. Canlar şırdan çekiyor. Çukurcuma'dan yukarı çıkıyoruz. Büyükparmakkapı Sokak'taki Murat Kelle Paça'ya uğruyoruz. Buranın paçasını pek övüyorlar ama şırdan söylüyoruz. Günün ikinci fiyaskosu. Dışı lastik gibi ve lezzetsiz. Kart inekten mi yapılmış anlamadım. İçindeki pilav ise kupkuru. Tarlabaşı'nda sokak tencerelerinde yediğim en leş şırdanlar bile bundan daha iyiydi. Adana şırdanını karıştırmıyorum bile. İlk şırdanını burada yiyen biri ömür boyu bir daha ağzına sürmez. Yazık!


Şırdan

1 yorum :

  1. Murat Kelle Paça'ya ben de içtikten sonra şırdan yemek için uğruyorum. Bir kere şırdan çatal bıçakla yenmez, en azından Adana'da öyle. Tencere başındaki dayı bir kağıda sarar öyle verir. Sırf memlekete uzağız diye gidiyoruz aslında bu mekâna da, yoksa harbiden tırt şırdanı.

    YanıtlaSil