17 Nisan 2013 Çarşamba

Bahar Lezzet Serisi: Eminönü Çıkarması

Kartal Sokak, Beyoğlu
Okan: Aslında bu bir cevap yazısı. Ama cevap olması için başına bir soru veya olay gerekiyor. Olay ise blog yazarlarından İmerhan ve bilişim destekçimiz Orkun'un geçen hafta gerçekleştirdiği cigantik Kadıköy çıkarması. Bu iki kafadar, baharın en güzel gününde hem de hafta içi mesai saatlerinde bana nispet yaparcasına Anadolu yakasında lezzet avına çıktılar. Kadıköy çıkarması ile ilgili yazı en kısa zamanda gelecek. Bu hafta ise, ben ile İmerhan iddialı bir Eminönü turu yapma peşindeydik. Güya İmerhan Tarihi Subaşı Lokantası'nı aramış ve sadece mart sonu nisan başında bulunabilecek süt kuzu (Kokoreç) sarmadan sipariş etmişti. Yolculuğumuza kahve fiyatlarını bir anda yüzde elli şişiren Karabatak'ta kahve ile başladık. 

İmerhan: Okan'ın "içerikte simetri" hastalığından Eminönü çıkarması yazısı storm trooperlarla açılıyor. Bu yazıdan kısa süre sonra gelecek Kadıköy çıkarmasında harika ve devasa duvar resimleri var, simetri ondan. Hedefimiz kokoreçi yiyip Çukurcuma'ya geri dönmek. Ama Okan'ın aklına her an birşey geliyor ve ilgisi hemen başka şeylere kayıyor. Yani dönüşe daha çok var.  


Okan: Yazının konusu Eminönü. Bahar lezzetleri peşine düşmeden önce üzerine yazı yazmayı düşündüğümüz Hataylı çiğköfteci Ali Usta'nın dükkanına uğradık. Ali Usta, Eminönü Büyük Postane'sinin hemen karşısındaki küçük bir pasajda konuşlanmış bu yörenin en meşhur çiğköftecisi. Aslında bu adamı tanıtmadan önce youtube'da denk geldiğim bu videoyu izlemek gerekiyor.

Ali Usta'nın yardımcısı
Öncelikle şunu söyleyelim. Çiğ köftesini hiç beğenmedik. Sanki sadece bulgur ve salçadan yapılmış.   Renginin kırmızı yerine sarıya çalması ise başka bir can sıkıcı durum. Çiğ köfte yerine mercimekli köfte yemiş gibi hissediyorsunuz. Ama ustanın pozitif provakatör kişiliği, müşterilere sataşma huyu ve en önemlisi elinin fena halde bolluğu İstanbul sınırları içerinde "İşte esnaf budur!" lafını bize yıllar sonra söyletiyor.


Usta çiğ köfte yapmayı çok kıvıramasa da işini (Belki de yaşamayı) çok sevdiğinden kapısının önünde 50 metrelik kuyruklar oluşturmayı iyi beceriyor. Müşterileri sıraya dizip espirileri ardı ardına sıralarken her birine türlü türlü lakaplar takıp (Kimi zaman düpedüz aşağılıyor), ağzına kendi elleriyle köfteleri tıkıştırıyor. Yolunuz Eminönü'ne düşünce sadece bu çiğköfte performansı (Alın size bir tane daha) için bile uğranılabilecek bir mekan burası. Porsiyon 5 tl.

İmerhan: Ara sokaklardan gezine gezine Kılıççılar Kapısı'na çıkacağımızı düşünürken, Okan önden önden gidiyor. "Şurdan çıkalım hadi" diyorum, "Hı hı" gibi birşeyler söylüyor. "Nereye gidiyoruz?", cevap yok. Peşinden gidiyorum. Bir ara "Çiğköfte" diyor, bir bakıyorum birisi elime çiğ köfte tutuşturmuş. Ali Usta'dayız. Çiğ köfteler vasattan bir tık aşağıda. Ancak ferah mercimek köftesi ayarında. Ama esnaf böyle olunca sırf kötü esnaflara nazire olsun diye bile gidilir. Şiddetle tavsiye ediyorum.


Okan: Eminönü'nden Mercan'a doğru yokuş yukarı çıkıyoruz. İstanbul Üniversitesi'ne varmadan sol tarafımızda bir sebil gözüküyor. Diğer sebillerin aksine burası kolanın, sigaranın satıldığı büfelerden değil. Mekan, Mercan yöresinin en iyi dönercisi "Hacı Osman'ın Yeri". Dönerci Şahin Usta yazımızda buradan  kısaca bahsetmiştik. Hacı Osman'da sadece döner satılıyor (Sabah ise kahvaltı). Porsiyon ve ekmek arası olmak üzere iki çeşit. Etin sadece yüzde yirmisi kıymadan geri kalanı parça et. İmerhan kıyma etten daha çok haz ettiğini söylüyor ama İskender kebap yapılmayacaksa bana göre parça halinde olması daha makbul. Bahar lezzet serisi için midemizde yer kalması adına çeyrek ekmeklik sipariş veriyoruz. Üstelik ucuza kaçıp 3,5 tl'lik olanından.

İmerhan: Çiğ köfteyi aperatiften saydım, Ali Usta keyfimi yerine getirdi, hava harika, sırada süt kuzu kokoreç var! Şimdi yukarı çıkmaya başladık. Ama yine rotada bir tuhaflık var. Tuhaf olan sadece rota değil. Okan yine bakına bakına önden önden gidiyor. İlgisi yine dağıldı. Sorularıma cevap vermeden o, soruyu soruyor "Çeyrek mi, yarım mı?". Nasıl yani?! "Iıı.. Çeyrek olsun". Ne çeyrek olsun?! Kafayı kaldırıyorum, İstanbul Üniveristesi'nin koca duvarı karşımda. Neyse döner güzel. Ama niye cimrilik ettik. 5 tl'lik çeyrek yiyeydik... Kokoreçi yiyemeden doyacağız. 



Okan: Uzun zamandır yediğimiz en iyi ekmek arası döner. İkimiz de nemli döner sevdalısı olduğumuzdan biraz kuru geliyor. Hafifçe bir sos ile nemlendirilirse çok mu olurmuş?! Etin tadını almak isteyen arkadaşların "Sos koyma kardeş!" demesi yetmez mi! Vakit geldi çattı. Çukurcuma yöresine yeni açılan pullu biber isimli dönerciyle tanıştıracağım sizleri çok yakında. İstanbul'un uzak ara en iyi ve en nemli tavuk döneri burada. Eminönü'ne dönelim. Karnımız malesef doyuyor. Bahar lezzetlerini keşfetmeye gelelim derken döner ve çiğköfte ile tıkıyoruz kendimizi. Üstelik gideceğimiz yer Subaşı Lokantası. Buradan epi topu 250 metre uzaklıkta.



Bugün iyi esnaflar günü. Ali Usta'nın güleryüzünün üzerine Subaşı'nın sempatik sahibesi karşılıyor bizi. İmerhan'ın süt kuzu kokoreç siparişi vermediği, bugünkü menüde kokoreçin olmadığından ortaya çıkıveriyor. Fakat Subaşı patronu güleryüzü ile tüm sinirlerimizi gevşetiyor. Dedik ya bahara özgü yemek yiyeceğiz. Bir şekilde bizi ikna edip bahar yemekleri diye bizi düpedüz dört mevsimlik bir menü ile kandırıyor. Pozitif bir kandırmacılık ama bu. Yemek yiyip, çayımızı içtikten hatta eve gelip fotoğraflara baktıktan sonra bile yediğimiz yemeğin bahar yemeği olmadığını anlayamıyorum. "İşte esnaflık bu volüm 2!". Sempatiklikle yapılan küçük kandırmaca oyunları. Kokoreç için pazartesiye söz alıyoruz. Süt kuzu mevsiminin neredeyse sonuna geldiğimiz için son şansımız bu. İmerhan Çiya'da yediği şehriyeli kokoreçin fotosunu gösteriyor hanfendiye. "İyi de bunun içinde et nerede?" diye küçümsüyor. "Pazartesi gel bir de benim kokoreçi ye..."



Tabaklar sıra sıra masaya diziliyor. Beni en çok meraklandıran yemeği tırtıklayarak başlıyorum tıkınmaya. Komando yeşili rengi ile Fransız mutfağından fırlamış gibi gözüken ıspanak püresi. Rengi kadar kokusu ve tadı da dikkat çekici. Etin yanına harika bir garnitür olabilir. Yine patronun "mind trick"leri ile aslında hiçbir zaman sıcak bakmadığım karışık kompostonun tadına bakıyoruz. Ben normalde ayvalı ya da kayısılı komposto söylerim. Yumuşak ve sert meyve dengesi şahane. Narlar ağızda kütür kütür patlarken portakallar dağılıveriyor. Üst düzey.



Sebzeli pilavı sevmeyen adam bulunmaz. Gayet başarılı. Kuzu tandırlı hünkar beğendinin beğendisi bir hayli cıvık olsa da kuzusu yumuşacık. Yanına konulan patates kızartması ise en iyi ihtimalle can sıkıcı. Mekana Kapalıçarşı'nın Kılıççılar Kapısı'ndan ulaşılabilir. Üst paragrafta bahsettiğimiz Dönerci Şahin Usta da dükkanın hemen karşısında. Yukarıda fotosunu çektiğimiz tüm yemekler toplamda 48 tl. Yani pek ucuz değil.

İmerhan: Döneri yedim, ayranımı bitiriyordum, Okan "Hadi yeter! Bir gidemedik Subaşı'na!" diyor. Nasıl yani?! Kontrolü tamamen kaybettim. Kapalı Çarşı'ya giriyoruz. Yeni bir süprizi bünyem kaldırmaz. Aklım süt kuzuda. Okan'ı zaptetmem lazım. "Hazır Kapalı Çarşı'dayken Havuzlu'ya bir bakalım. Belki orada da kokoreç vardır" diyorum. Tamam dikkatini çektim. Subaşı'yla kardeş lokantalar diye biliyoruz Havuzlu'yu. Menüler benzer olmalı. Orada da kokoreç vardır. Havuzlu'da artık Türk müşteri bulmak neredeyse imkansız. İlgisiz garson "Kuzu kokoreç mi? O yok. Ama kuzu kavurma var" diyor. Garson canımızı sıkıyor. "Hıımm.." deyip çıkıyoruz. İçgüdülerimizle Kılıççılar Kapısı'nı buluyoruz. Artık Subaşı'ndayız. Ama malesef süt kuzu sarma yok. Bu meret kara borsa! Pazartesi belki gelecek. Canımız sıkılacakken Zekiye hanım ve şef garson keyfimizi yerine getiriyor. Çok ilgili ve sempatikler. Çiya'dan ve Havuzlu'dan bahsedip Zekiye hanımı "provoke" ediyoruz. Öğreniyoruz ki Havuzlu'yla Subaşı'nın alakası yok. Bu sefer elime birşey tutuşturulmadan Zekiye hanımın da tavsiyesiyle siparişi ben veriyorum. Her şey gayet lezzetli. Ispanak püre ve hoşaflar bir harika. Pilav Subaşı'nın vasatı. Ama esnaf iyi olunca yemekler de daha bir lezzetli geliyor. Fiyatlar da çok esnaf işi değil ama rahatsız etmiyor.



Okan: Eminönü maceramızda bahara dahil hemen hemen hiçbir şey sunamadık sizlere. Bunun için özür diliyoruz. Yazının en başında bahsettiğim Kadıköy macerasına yapılan tokat gibi cevap ise malesef başka bir bahara kaldı. Üstelik İmerhan ve Orkun'un orada süt kuzularından keme mantarına, erikten çağlaya envaiçeşit bahar yemeği malzemesi denediği düşünülünce kapışmamız en iyi ihtimalle nakavtla sonuçlanacak. Tabi İmerhan haftabaşı tekrar Subaşı Lokantası'na gider ve şahane süt kuzu yazısıyla durumu kurtarırsa işin seyri değişir. Dönüş yolunda karnı anlattıklarımızla kurt gibi aç olan Orkun'la buluşuyoruz. Mekanımız Karaköy OPS. Bizim bol etli fotolarımıza istinaden o da gaza gelip hamburger söylüyor.


Masaya garson yemeği bıraktığında ise hepimiz gülme krizine giriyoruz. Hamburgere "post-modern" yorum. 25 tl'ye Lavaşburger ve 4 adet elma dilim patates. OOPPSS!!!


İmerhan: Subaşı'na sağ salim vardık, keyifli bir yemek yedik. Artık rahatım. Okan da normale döndü. Aheste aheste dönüş yolundayız. Bunca yemek üzerine bir kahve iyi gider. Cihangir-Çukurcuma için yokuş çıkmak lazım. Kahvemizi yokuştan önce içeceğiz. Yeni hedef Karaköy. Önümüze ilk OPS çıkıyor, biz de dalıyoruz içeri. Hava sıcak. Buzlu, soğuk bir latte iyi gider. Hemen siparişi veriyoruz. 9 tl'ye içitiğim en vasat buzlu latte. Kronotrop aklıma geliyor. Kıyaslanamaz bile. Hamburger denemesi ise tam bir fiyasko. Mekan gayet hoş, yediğimiz içtiğimiz ise bir o kadar boş.

Queen'den geliyor: Scandal!

6 yorum :

  1. Güzel bir yazı olmuş her ne kadar baharla alakasız olduğunu söylesenizde. Çiğköfteyi etli bekliyordum ben. Gizli bir yerde, hanın girişinde gizlice satılan etli çiğköfte. Ama maalesef fiyaskoymuş. Ayriyetten komposto konusunda ben de çok şüpheci yaklaşırdım ama denemek lazımmış bunu anladım. Bu arada sayenizde yeni mekanlarla tanışmış oldum. Teşekkürler!

    Kadıköy yazınızı iştahla bekliyorum

    YanıtlaSil
  2. Tesekkurler..En kısa zamanda serimize kadıköy ile devam edeceğiz...bu arada evde yemek yarışmasını da boşlamamak gerekiyor..

    YanıtlaSil
  3. İkininizin birden dahil olduğu atışmalı yazılarınıza bayılıyorum. Bu yazı da hem içerik hem de üslup açısından yine çok başarılı olmuş.

    Yalnız ben en çok şu OPS'ta yenen hamburgere takıldım. Böyle bir yiyecek hiç utanmadan nasıl masaya getirilir anlayabileceğimi sanmıyorum. Bir de yanına dalga geçer gibi 4(DÖRT) adet elma dilim patates koymuşlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet elma dilim hamburgerden bile kötü gözüküyordu...

      Sil
  4. Güzel bir paylaşım olmuş :)Bloğunuzu takibe aldım bana da beklerim.Bende İstanbuldaki farklı mekan ve lezzetlerle ilgili paylaşım yapıyorum.Sevgiler.

    YanıtlaSil